genel sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
genel sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Saglikli Yasam İcin 20 ipucu!


• Sağlıklı bir yaşam için alınması gereken önlemlerin pek çoğu günlük yaşamımızda uygulamamız gereken küçük ve kolay çabalar.

• Nerede olursa olsun günlük yaşamı düzenleyen bazı temel kuralların bilinerek uygulanması, sağlığın korunmasını ve diğer bireylerle paylaştığımız yaşamı kolaylaştırır.

• Bu kurallardan en önemli olanları; temizlik, sağlıklı beslenme, bedensel ve zihinsel çalışma, düzenli yaşam, sigara, alkol, uyarıcı ve uyuşturucu maddelerden uzak durma, kazalardan korunma, sorunlarla başa çıkmada doğru ve uygun yöntemler kullanmadır.

1- Kardiyovasküler hastalıklar (KVH) ile egzersiz arasında önemli bir ilişki vardır. Özellikle tempolu şekilde ve düzenli yürümek KVH riskini azaltır.
2- Amerikan Kalp Birliği (AHA), alınan enerjinin yüzde 7'sinin altının doymuş yağ asitlerinden, yüzde 1'inin altının trans yağ asitlerinden, kolesterol için günlük 300 miligramın altında olmasını öneriyor. Yağ tüketiminde çeşitliliği önemseyin.

3- Omega-3 (EPA,DHA) yağ asitlerinin yeterli tüketimiyle KVH riski azalmaktadır. Omega - 3'ün en iyi kaynakları; soğuk sularda yaşayan somon, uskumru, ton gibi yağlı balıklarda Omega - 3 daha fazla bulunur. Ayrıca kanola ve soya yağı da bir miktar Omega - 3 içerir.

4- Çocuklar büyüme çağındayken daha sağlıklı besinlere yönlendirilmeye çalışılmalı, yağ ve şeker içeriği yüksek besinlerden uzak durulmalıdır. Bu yaşta gelişen alışkanlık, yaşam süresi ve hastalıklardan korunma konusunda etkilidir.

5- Türkiye'de yetişkinlerde kalp damar hastalıkları görülme sıklığının yüzde 6.7'den yüzde sekize çıktığı görülmektedir. Beslenme eğitimine önem verilmesi şarttır.

6- Obezitenin önlenmesi için pratik çözümler yaratılmalı; araba kullanımı azaltılmalı, yayalara özgü alanlar yaratılmalı, kamu sağlığı için kampanyalar düzenlenmeli, şehir içinde araba kullanmak paralı hale getirilmelidir.

7- Yaşlı nüfus 2002 yılında 605 milyon iken, bu rakamın 2025 yılında 1.2 milyar, 2050 yılında ise iki milyara ulaşması beklenmektedir. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki yaşam süresi uzamaktadır sağlıklı yaşlanmak için sağlıklı beslenme şarttır.

8- 20 - 65 yaş arasında vücut ağırlığında artış görülebilir. Fakat daha sonraki yaşlarda negatif enerji dengesi ortaya çıktığı için vücut ağırlığında düşüşler olabilir. İleri yaş beslenmesi, özel bir durumdur ve ihmal edilmemelidir. Yaşlılıkla birlikte iştah ve tat alma duyusu azalmaya başlar, kemik ve kas kaybında artışlar göze çarpar. Bu dönemde kanser, diyabet, KVH, osteoporoz görülme sıklığı artar.

9- Yaşam kalitesindeki artış, yaşla bağlantılı hastalık risklerini azaltır. Sağlıklı bir yaşlanma için dengeli ve kaliteli beslenme temeldir.

10- Sarı kantaron otu; reçeteli ilaçlarla etkileşime geçer. İlaçlara bağlı olarak etkilerini azaltır ya da artırır. Bu nedenle kontrollü kullanılmalı.

11- Yapılan araştırmalar gösteriyor ki bireyler; C vitaminini tavsiye edilen miktarın 100 katı kadar fazla, B6 vitaminini ise 10 katı kadar fazla almaktadırlar.

12- Soya; östrojen seviyesi yüksekse azalmasına yardımcı olur. Vücuttaki mevcut östrojen seviyesine göre azaltıcı ya da artırıcı etki gösterir. Ayrıca göğüs kanseri riskinden de bireyleri koruduğu kanıtlanmıştır.

13- Yapılan çalışmalara göre balık ve balık yağı tüketimi, ölüm ve kalp krizine yakalanma olasılığını azaltmaktadır.

14- Son yıllarda KVH beslenme tedavisinde bitkisel sterol ve stanollerin kullanımı artmaktadır. Tüm sebzeler bir miktar bitkisel sterol içermektedirler. Özellikle bitkisel yağlarda, yağlı tohumlarda, tahıllarda ve kuru baklagillerde bulunmaktadır. Stanollerin kan lipitleri üstündeki etkilerini inceleyen çalışmalarda, kolesterol seviyeleri yüksek olan kişilerde statin türevi ilaçlar kullanılmadan tek başına bitkisel stanoller kullanılarak kötü huylu kolesterol seviyelerinin yüzde 14 düştüğü bulunmuştur.

15- Özellikle kullanılan besin desteklerinin güvenilirliğinin çok iyi araştırılması ve kullanımlarının değerlendirilmesi gerekliliği üstünde duruldu. Çünkü bileşimindeki bitkiler reçeteli ilaçlarla etkileşime girebilmektedir. Bu nedenle isteğe bağlı olarak alınmamalıdır.

16- Hafıza destekleyici olan Ginkgo Biloba 55 yaş üstü bireylerde ve demans (unutkanlık) gelişmiş kişilerde, belirli dozlarda (160-240 mg) ve sekiz hafta kullanıldıktan sonra etkili olabilmektedir. Genç ve sağlıklı kişilerde ise hafıza gelişimine herhangi bir katkısı olmadığı kanıtlanmıştır.

17- Balık yağı; en ikna edici kanıta sahip besin desteğidir.

18- Yapılan bir çok araştırmada diyetle alınan posanın (yetişkinler için günde 25 - 35 gram, çocuklar ve adölesanlar için günde yaş + 5 gram) alınmasının; bağırsak fonksiyonlarını düzenlediğini, kan kolesterol düzeylerini düşürdüğünü, kan glikoz ve insülin düzeylerini dengeleyici etkileri olduğu görülmüştür.

19- Merdiven çıkmak ve futbol oynamak en çok enerji harcatan aktivitelerdir. 15 dakika merdiven çıkarak veya 30 - 35 dakika futbol oynayarak 150 kalori yakabilirsiniz.

20- Vücutta bulunan toplam yağ dokusu fiziksel aktivite seviyesiyle doğru orantılıdır. Bu nedenle haftada en az üç kez 45 - 50 dakika egzersiz yapılmalıdır.

Sigarayı bırak 8 bin YTL'yi kap!


Tütünle mücadele kapsamında sigarayı bırakma kampanyası düzenleyen Sağlık Bakanlığı sigaraya karşı ilginç bir kampanya başlattı. İşte 8 bin YTL'lik kampanyanın şartları

Sağlık Bakanlığı, tütünle mücadele kapsamında sigarayı bırakma kampanyası düzenliyor. 'Bırak kazan' kampanyasında 4 hafta boyunca sigara içmeyenler arasından yapılacak çekilişle bir kişi 8 bin YTL kazanacak. Katılabilmek için en az bir yıl sigara içmiş olmak gerekiyor. Son başvuru tarihi ise 30 Nisan. Sağlık Bakanlığı’nın web sitesinde yer alan bilgiye göre halk sağlığı açısından ciddi sonuçları olan sigara kullanımında Türkiye Avrupa Ülkeleri arasında üçüncü sırada, dünya ülkeleri arasında ise yedinci sırada yer alıyor. Türkiye genelinde 18 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yüzde 33.4’ünün sigara kullandığının ifade edildiği bilgide Türkiye’de yaklaşık 17 milyon kadar sigara içen kişinin olduğu ve her yıl 100 bin kişinin sigaraya bağlı nedenlerle yaşamını yitirdiği belirtiliyor. İşte bu kapsamda Sağlık Bakanlığı’nın düzenlediği ve iki yılda bir gerçekleşen ödüllü bırak kazan kampanyasının amacı bir bırakma günü belirleyerek sigarayı bırakma fikrini oluşturmak, bırakmak isteyenleri harekete geçirerek yardımcı olmak, sigaranın zararları ve sağlıklı yaşam konusundaki genel bilinçlenmeye katkı sağlamak. Sigarayı bırakma konusunda etkin yöntemlerden biri olarak gösterilen 'bırak-kazan' kampanyası bu yıl 1- 28 Mayıs tarihleri arasında düzenleniyor. Kampanyaya en az bir yıldır sigara içen ve 18 yaşını doldurmuş herkes katılabilecek. Kampanyaya katılanlar başvuru formlarını 30 Nisan’a kadar başvuru yerleri olarak belirtilen İl Sağlık Müdürlüklerine, Sağlık Grup Başkanlıklarına, Toplum Sağlığı Merkezlerine, Devlet Hastanelerine, Sağlık Ocaklarına, Aile Sağlığı Merkezlerine ve Sağlık Evlerine teslim edebilecekler.
4 HAFTA BOYUNCA SİGARA İÇMEYEN KAZANABİLECEK
Katılımcıların, 1–28 Mayıs tarihleri arasında 4 hafta süre ile sigara içmemeleri gerekiyor. Noter huzurunda gerçekleştirilecek çekilişle 1 asil, 10 yedek talihli belirlenecek. Kuradan hemen sonra ise kazanan kişiyle temasa geçilip kampanya koşullarını yerine getirip getirmediği teyit edilecek. Ve kazanan katılımcı hem sigarayı bırakmış olacak hem de 8 bin YTL ödülün de sahibi olacak.

Telefonu kulağınıza yapıştırmayın!


Uzmanlardan, cep telefonunun olumsuz etkilerine karşı önemli uyarılar: Telefon çalınca hemen açıp kulağınıza götürmeyin. Kulağınıza ya da yüzünüze yapıştırmayın!


Telekomünikasyon Kurumu elektromanyetik dalga yayan başta cep telefonu olmak üzere elektronik cihazları bir yıldır inceliyor. İnceleme sonunda Dünya Sağlık Örtgütü tarafından belirlenen AB standardı dışındaki cihazların ithalatına izin verilmiyor. Cep telefonlarının beyin üzerindeki etkilerinin de incelendiği laboratuarın yöneticisi ve Telekomünikasyon Kurumu Teknik Düzenleme ve Standardizasyon Daire Başkanı Ejder Oruç, cep telefonlarının insan üzerindeki olumsuz etkisinin en aza indirilmesi için tavsiyelerde bulundu. Vatandaşlara, cep telefonlarının kulağa ve yanağa temas ettirmeden, sağ kulağa en az 15 derecelik açı yapacak şekilde tutularak kullanılmasını tavsiye eden Oruç, "En iyisi telli kulaklıkla konuşmak. Bu şekilde etki yüzde 90 daha az olacaktır" dedi.
Yeni Şafak, Telekomünikasyon Kurumu tarafından 4,8 milyon euroya kurulan Piyasa Gözetimi Laboratuarı'na girdi. Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampusundaki Teknokent içerisine kurulan laboratuarın 3,6 milyon euroluk bölümü AB tarafından karşılandı.

BEYNE ETKİSİ İNCELENİYOR
Yaptıkları çalışmaları anlatan Oruç, özellikle cep telefonlarının beyin üzerindeki etkilerini inceleyen bölümde önemli uyarılarda bulundu. Laboratuarda kurulan sistemde insan beynine en yakın olan bir sıvı üzerinde analiz yapıldığını bildiren Oruç, "Cep telefonunu robota aynen konuşmadaki gibi yerleştiriyoruz. Baz istasyonu ile cep telefonu arasında konuşan bir telefon senaryosu uygulanıyor. O esnada robot 128 noktada tarama yapıyor. Her bir nokta üzerindeki elektromanyetik soğrulma miktarını ölçüyor” diye konuştu.

Vatandaş kendini güvende hissediyor

Telefonun hiç olumsuz etkisi yok demenin hata ve yanlış olacağını ifade eden Oruç, laboratuarda cep telefonlarının Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen AB standartlarında olup olmadığını incelediklerini vurguladı.

Neden Başım Dönüyor?


Vertigo birçoğumuza ünlü İngiliz yönetmen Alfred Hitchcock'un ünlü filmini çağrıştırır. Baş dönmesinin tıbbi adı olan bu kelime bazıları için film adı olmasının dışında anlam taşıyor. Gündelik hayatta kimimiz sürekli hafif şekilde, kimimiz ise çok şiddetli olarak bir denge problemi yaşarız. Yaşayanların çok iyi bildiği ve günlük aktivitelerini kabusa çevirebilecek kadar şiddetli olabilen bir rahatsızlık. Bazılarımız içinse daha hafif ama süreklilik göstererek sıkıntı oluşturan bir dert baş dönmesi. Baş dönmesini tıbbi açıdan ele alan Bosphorus International Kulak Burun Boğaz'dan Op.Dr. Fuat Güder baş dönmesinin kısaca bir denge problemi olduğunu söylüyor. "Çoğu zaman bu rahatsızlık iç kulağa bağlı bir problemden ortaya çıkar. Baş dönmesi şikayeti ile hekime başvuran hastalar genellikle çevrelerinin ve kendilerinin döndüğünü bazen bulantı olduğunu da ifade ederler". Araştırmalar baş dönmesinin doktora başvurmayı gerektiren şikayetler içinde ağrıdan sonra ikinci sırayı aldığını gösteriyor. Toplumun yüzde otuzunun baş dönmesine genetik olarak yatkın olduğu biliniyor. Baş dönmesi kadınlarda ve özellikle 30-50 yaşlarında daha sık görülüyor. Farklı tipleri bilinen baş dönmesi hastalardaki yaşam kalitesini ciddi olarak etkileyebiliyor. Denge sistemimiz vücudumuzdaki farklı merkezler tarafından kontrol edildiği için, baş dönmesinin nedenini saptamak her zaman çok kolay olmayabilir. Damar sistemindeki bozukluklar, iç kulağın hastalıkları, kafatasındaki yaralanmalar, virüs enfeksiyonları ya da allerjiler baş dönmesi meydana getirebiliyorlar. Baş dönmesini tetikleyen faktörler incelendiğinde hastaların yüzde yetmişinde stress hikayesine rastlanabiliyor. Uykusuzluk, ağır diet, yorgunluklar, gerilimler risk faktörleri arasında gösteriliyor. Op Dr Güder, baş dönmesi yaşayan hastaların nörologlara, KBB uzmanlarına ya da dahiliye uzmanlarına başvurabildiklerine, bir çok defa da bu dallara mensup hekimlerin işbirliğinin tanı ve tedavide şart olduğuna dikkat çekiyor. Güder "Biz KBB hekimleri olarak daha ziyade iç kulağı ilgilendiren baş dönmesiyle ilgileniyoruz. Merkezimizde hastalarımıza ayrıntılı testler yaparak nedeni ortaya çıkarıyor ve tedavisine başlıyoruz" diyor. Tedavide ilaçlar ve dinlenme öncelikli olarak yer buluyor. Bazen doktorunuz tarafından yaptırılan baş egzersizleriyle iyileşecek kadar basit, bazen de cerrahi tedavi gerektirebilecek kadar ağır seyredebiliyor. Uzmanlar baş dönmesi geçiren hastaların gıdalarına ve yaşam biçimlerine dikkat etmeleri gerektiğinin altını çiziyor. Stresin kontrol altında tutulması, uyku düzenine dikkat edilmesi öncelikli olanlar. Gıdalar söz konusu olduğunda ise, öğün atlamamaya, aşırı tuz kullanmamaya dikkat etmek, sigara, alkol ve biradan mümkün olduğunca uzak durmak gerekiyor. Çay, kafein, tatlandırıcılar, çikolata da şüpheli içecek-yiyecekler listesindeler. Baş dönmesinin bazen hayatı tehdit edebilen hastalıkların da habercisi olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu nedenle bu konuda en doğru yorumun konunun uzmanı olan hekimlerce yapılabileceğini bilmekte yarar var.

Bahar yorgunluğu nasıl yok edilir?


Kışın soğuk günleri yavaş yavaş yerini baharın ılıklığına bırakırken, birçok kişide görülen halsizlik, yorgunluk gibi şikayetler kronikleşebiliyor. Yaşam tarzı, giyim kuşam ve beslenmeye dikkatle bu aşılabiliyor.
Bahar mevsimi ile birlikte havadaki artan elektrik yükü, yorgunluk, halsizlik ve gerginliğe sebep oluyor. Havadaki elektrik yüklerinden pozitif olanları, vücutta zindelik, negatif olanlar ise yorgunluğa yol açıyor.

Elektrik yükünün şehirlerde daha fazla olduğunu belirten uzmanlar, taşıtların havayı kirletmesi, sanayi atıkları gibi etkenlerin elektrik yükünü artırdığını ifade ediyor. Uzmanlar, bahar yorgunluğunun önlem alınmazsa kronik yorgunluk sendromuna dönüşebileceği uyarısında bulunuyor. Kayseri Erciyes Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Erkan, bahar aylarında hava sıcaklıklarına bağlı olarak metabolizmada oluşan değişikliklerin insan vücudunun bu elektrik yükünden etkilenmesini artırarak bahar yorgunluğuna sebep olduğunu açıkladı.

Bahar yorgunluğunun insanlarda bitkinlik etkisi oluşturacağını belirten Erkan, "Kimsenin kolunu kaldırmaya hali kalmaz. Baharın gelmesi adeta dört gözle beklenir, ancak ısınan hava insanların içerisindeki yorgunluğu da dışarıya yansıtmasına sebep olur." dedi.

Elektrik yükünün yoğunluğunun, bahar mevsiminde sinir gerginliğini ve stresi de tırmandırdığını anlatan Erkan, alışılmış olan uyku ritimlerinde ani değişiklikler yapılmaması ve yatış kalkış saatlerinin birdenbire değiştirilmemesi gerektiğini vurguladı.

Baharda yaşam tarzı, giyim kuşam ve beslenmeye dikkat edilmesini isteyen Erkan, bahar mevsiminde sebze ve meyvelerin yanı sıra bol sulu gıdaların tüketilmesinde fayda olduğunu dile getirdi. Vücudun özellikle B ve C vitaminleri ile potasyuma ihtiyaç duyduğuna dikkat çeken Erkan, şunları önerdi: "B ve C vitaminleri sebze ve meyvelerde, potasyum ise domates ve kayısıda bol miktarda bulunur. Bu dönemde bu gıdaların bolca tüketilmesi gerekir. Bunun yanı sıra günlük ortalama 3 litre su tüketilmeli, her sabah en az beş dakika yürünmeli. Alkol ve sigara kullanılıyorsa mümkün olduğunca azaltılmalıdır."

Bacak bacak üstüne atıp oturmayın


Bacak bacak üstüne atarak oturmayın. Uyarı bu kez adabı muaşeret kurallarına aykırı olduğu için eğitimcilerden değil, sağlığa zararlı olduğu için sağlık uzmanlarından...

Dermatolog Erçin Özüntürk kadınların yüzde 85-90'ında görülen selülitin artmasında varisler, dar kıyafetler ve bacak bacak üstüne atmanın etkili olduğunu bildirdi. Dr. Özüntürk, selülitin genetik, metabolik ve damarsal gibi nedenlerle ortaya çıktığını vurgulayarak, "25 yaşın üstünde ortaya çıkan selülit kadınların yüzde 85-90'ında görülmektedir" dedi. Genetik nedenlerin yanı sıra doğum kontrol hapları, hamilelik, aşırı kilo ve yanlış beslenme, alkol tüketimi, stres, hareketsizlik ve ruhsal problemlerin de selülite yol açtığını ifade eden Dr. Özüntürk, "Varisler, dar kıyafetler ve bacak bacak üstüne atmak da selülitin artmasına neden oluyor. Bacak bacak üstüne atınca dolaşımda problemler ortaya çıkıyor ve bu da selülit oluşumunu hızlandırıyor" diye konuştu.

Çocuğunuz değil belki de siz hiperaktifsiniz!


Hiperaktivite daha çok çocuklarda görülen bir davranış bozukluğu olarak bilinir...
Ancak, eğer sürekli hareket etme, huzursuzluk, organize olamama, sürekli iş değiştirme ve randevularınız veya işlerinize bir türlü zamanında yetişememe gibi durumlar yaşıyorsanız belki siz de hiperaktif olabilirsiniz!

VKV Amerikan Hastanesi Psikiyatri Departmanı'ndan Dr. İsmet Bora'nın verdiği bilgilere göre, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktive Bozukluğu (DEHB), genellikle okul çağında tanısı konulan ve çocuklar arasında yüzde 3-5 sıklığında görülen bir bozukluktur. Bu hastalığın tanınması ve tedavisi 1980’lerden bu yana mümkün olmuştur ve DEHB tanısı alan çocukların yüzde 30-70’inde belirtilerin yetişkinlikle de sürdüğü bilinmektedir.
Bu açıdan bakıldığında çocuklarında tanı almamış insanların, yetişkinlik döneminde yaşadıkları yerlerinde duramayıp sürekli hareket etme, huzursuzluk, organize olamama, sürekli iş değiştirme ve randevularına/işlerine bir türlü zamanında yetişememe gibi belirtileri DEHB’la ilgili olduğunu anlamaları zor olabilir. Hatta bu belirtiler bazen anksiyete, depresyon ve duygu durum bozukluklarıyla karıştırılabilir. Ancak çocukluk çağında DEHB olmadan bu hastalığın ilk kez yetişkinlik döneminde ortaya çıkması söz konusu değildir.
Bu Belirtilere Dikkat!
· Dikkat toplama ve sürdürmede sorun yaşama (Unutkanlık, dalgınlık ve önceliklerini doğru sıralamayamama)
· Hiperaktivite (Yerinde duramama, sürekli bir hareketlilik ve huzursuzluk hali)
· Organize olamama (Organizasyon yapma ve görevlerini tamamlama da zorluk çekme. Planlamalarda zamanından önce giderek ev, iş ve özel yaşamlarında kaos yaratma.
· Sıcakkanlıklık (Şiddete eğilim yoktur ama çabuk parlayıp hızla sönerler ve bu nedenle insan ilişkilerinde sorunlar yaşarlar)
· Stres toleransının azalması (Baskı altında yaşadıkları gerilimi dışa vıran, kuruntulu/kaygılı/şakın bir hale bürünen, depresif olan insanlardır. Sorunların üstüne gitmekte yetersizlik yaşarlar.)
· Dürtüsellik (İlk akıllarına gelen düşünceyi dışa vurur ve buna göre hemen eyleme geçerler. Başkalarının konuşmalalarını keserler ve konstrolsüz bir şekilde para harcayabilirler.)
Uzman Kontrolü Şart
DEHB’da kullanılan ilaçlar hastalığı tedavi etmez, yanlızca belirtileri düzeltir. Bu nedenle hastalar semptomlarını kontrol etmek istedikleri sürece veya bu semptomlarla yaşamlarını düzenleme konusunda yeterli psikolojik desteği alıp başa çıkma yöntemlerini pekiştirene kadar ilaç tedavisi kullanmak zorundadılar. Ancak bu ilaçlar amfetamin türevi uyarıcı ilaçlar oldukları için mutlaka uzman kontrolü altında zaman aralıkları ile kullanılmalıdır.
Bu durum göz önüne alındığında; bu belirtilerin geçmişinin iyi sorgulanması, gerekli psikolojik testlerle tanının desteklenmesi, yukarıda tanımlanan belirtiler kümesi içerisinde dikkat eksikliği belirtilerinin mutlaka bulunması gerekliliğinin akıldan çıkarılmaması, her insanda bir miktar bulunabilecek bu belirtilerin şiddetinin ve yaşam kalitesini ne kadar etkilediğinin doğru saptanması ve diğer psikiyatrik hastalardan ayırt edilmesi gereklidir.

Küresel ısınma hastalık dönemini de değiştirdi


Kürüsel ısınma nedeniyle mevsimlerin kayması ile birlikte hastalıkların da yeri ve zamanı değişiyor.

Özel Divan Hayat Hastanesi Başhekimi Dr. Muhsin Tezcan, kürüsel ısınma nedeniyle dünya dengesinin bozulduğunu, mevsimlerin kayması ile birlikte hastalıkların da yeri ve zamanının değiştiğini söyledi.

Dr. Tezcan, küresel ısınmanın her yönü ile dengeleri değiştirdiğinin kaçınılmaz bir gerçek olduğunu belirtti. Tezcan, küresel ısınmanın halkın çok duyduğu, ancak içeriği hakkında fazla bilgi sahibi olmadığı bir konu olduğunu belirterek

"Küresel ısınma bir, iki yıl içinde gerçekleşen bir hadise değildir. Bu yüzyıllarla ifade edilen bir süreçte dünyanın iki veya üç derecelik bir ısı artışı şeklinde ifade edilebilir. Evrenin oluş zamanına bakıldığında ise bu ısı artışının son yüzyılda çok hızlı bir değişken olduğunu söyleyebiliriz" dedi.

Daha çok atmosfer ve sera etkisi gazlardan dolayı ısı değişikliği yaşandığını ifade eden Dr. Muhsin Tezcan, endüstri arttıkça daha fazla kullanılan gazların küresel ısınmayı tetiklediğini söyledi.
Dr. Tezcan, "Bu sera gazı dediğimiz endüstriyel atıklar, nükleer enerjiler,soğutucular, klima sistemleri gibi endüstri arttıkça, kullandığı klora flora karbon gibi gazlar, atmosfere yayıldıkça, atmosferimizin güneşten gelen hem zararlı ışınları süzme, hem de geri kaçan ısıyı tutmadaki dengesini bozmakla küresel ısınma oluşuyor. Küresel ısınma, mevsimlerin zamanlama geçişleri sürelerini artık değiştirmeye başladı. Kış geç gelmeye, bahar ayları daha kısa yaşanmaya başladı. Mevsimsel hastalıklar da bu süreç içerisinde yer değiştirdi.
Çünkü daha önce bildiğimiz gibi alerjik rinit dediğimiz hastalıklar, grip nezle türü üst solunum yolu enfeksiyonu hastalıkları, geçiş dönemi yani bahar veya sonbahar hastalıklarıdır. Yaz aylarında bu salgın beklenmez, ama ilkbahar ve sonbahar ayları bu hastalığın arttığı dönemdir. Küresel ısınma ile birlikte mevsimlerin de kayması ve bahar aylarının kısalmasından kaynaklanan bu hastalıkların yeri ve zamanı da kaymaya başladı.

Şuan mesela kışın ortasındayız ve ciddi miktarda gribal enfeksiyonlar, üst solunum yolu enfeksiyonları, alerjik rinitler bile hala bu dönemde ciddi bir şekilde aktif haldedir. Küresel ısınma mevsimler üzerinden kaynaklanan değişikliklerle hastalıkların zamanını ve mevsimini de değiştirmektedir. Bu hastalıkların mevsim kayışına paralel olarak yer değiştiği görülmektedir. Salgınların zamanının değiştiğini görmekteyiz" şeklinde konuştu.

Küresel ısınmanın sadece mevsimsel hastalıklarla sınırlı olmadığını vurgulayan Dr. Muhsin Tezcan, değişen dünyamızda endüstriyel kuruluşlarla birlikte kanser ve diğer hastalıkların da arttığını söyledi. Dr. Tezcan,

"Küresel ısınma, dünya atmosferine bırakılan kimyasal gazlar, fabrika atıkları ve bir çok atık gazların meydana getirdiği bir hadisedir. Bunu sadece mevsimsel hastalıklarla sınırlamak doğru değildir. Değişen bu dünyamızda endüstriyel kuruluşlarla birlikte, bu gazlardan dolayı kanser ve diğer hastalıklarda da artış mevcuttur. Hormon konusu, sentetik madde konuları, kimyasal maddelerin ve endüstriye bağlı akciğer kanserleri, bu küresel ısınmanın sekonderi olarak da düşünebileceğimiz konulardır" dedi.