Göbek nasıl eritilir?


Göbeğiniz sizi çok mu rahatsız ediyor? Kurtulmanın yolu basit. İşte tüyolar...Yaz aylarında hem kadınların hem de erkeklerin en büyük sorunu kilolarıdır. Özellikle göbek hem kadın da hem de erkekte başlıca problemdir. Göbeğinzden kurtulmanın 9 yolu var. İşte size tüyolar;YiyeceklerFasulye, nohut, mercimek gibi gıdalar ile kiraz, çilek, vişne gibi küçük meyveler en iyi yiyeceklerdir. Kuru fasulye, böğürtlen, kuru kayısı, kış meyvelerinin taze sıkılmış suları kilo vermede en etkili yiyecekler olarak sıralanıyor. Bu yiyeceklerin sizin tok hissetmenizi sağladığı için kilo vermenize yardımcı olur. Bunlardan günde 25 ila 35 gr kadar tüketilmeniz gerekir. Hiç yememek ise doğru değildir. Çok acıktığınız için belinizi kalınlaştıran çok yağlı, karbonhidrat ya da proteinli yiyecekler yemenize neden olabilir. İçeceklerBuzlu soğuk su en iyi içecek. Kalorisizdir, midenizde doygunluk hissine neden olur ve daha az yersiniz. Kan basıncınızın ve adet öncesi dönemi rahat atlatmanızı da sağlar. Buzlu su içtiğinizde, vücudunuz ısınmak için ekstra kalori harcadığı da aklınızın bir kenarında bulunsun. Zayıflamak için alkolden uzak durun.. Likör ve bira kandaki kortisol seviyesini yükseltir ve yağların göbek çevresinde toplanmasına neden olur. VitaminlerKalsiyum kemiklerinizi koruyarak omurgada çatlaklara neden olan osteoporozu engeller. Bu sistem çöküğünde göbek dışarı fırlar. Eğer 50 yaş civarında veya daha yaşlı bir kadınsanız günde 1500 mg kalsiyum alın. 50 yaş altındaki erkek ve kadınlar için günde 1000 mg kalsiyum almaları öneriliyor. Göbek veya bel çevresinden zayıflamak için zayıflama ilaçları kullanmayın. Bu cezbedici ilaçlar egzersiz veya doğru beslenme desteği olmadan hiçbir işe yaramaz.

Banyo keyfinin püf noktaları...

Sıcaklık çoğu zaman stres ve rahatsızlıkların giderilmesi için en iyi ilaçtır. Bu nedenle kokulu bir banyo ile dinlendirici veya uyarıcı bir etki alabilirsiniz.

Banyo deyince su, su deyince de akla sağlık gelir... Ancak tüm hafta sonunu banyo keyfi yaparak geçirmek yararlı olmayabilir. Çünkü çok fazla suda kalmak vücudun buruş buruş olmasına ve kurumasına neden olur. Bunun için akşamları kendinize biraz zaman ayırsanız yeter… Biraz yalnız kalıp, sıcak suyla dolu küvetin içinde yatmak ve bu sayede gevşeyip stresli günü geride bırakmak...

Sıcaklık en iyi ilaç

Sıcaklık çoğu zaman stres ve rahatsızlıkların giderilmesi için en iyi ilaçtır. Bu nedenle kokulu bir banyo ile dinlendirici veya uyarıcı bir etki alabilirsiniz. Özellikle içinde ezoterik yağlar barındıran gül, yasemin, lavanta, mandarin, limon veya papatya kokuları vücudun ve ruhun gevşemesini sağlar. Sağlık su olmadan olur mu? Olmaz. Kafanızdakilerden kurtulmak ve günün yorgunluğunu atmak için en güzeli zevkli bir banyo keyfi yapmaktır. Kendinize bir banyo programı yapın ve banyonuzu bir keyif vahasına dönüştürün! Kokulu mumlar, tütsü çubukları, güzel bir müzik ve bir fincan sıcacık çay. Banyo yapmak keyifli bir iştir. Sadece su ve sabun değildir. Bu yüzden banyo önerilerimize kulak verin…

Doğru banyo yapmak...

Küvete koyacağınız su ne çok sıcak ne çok soğuk olmalı – 37 derece ısıdaki su tam kıvamıdır. Su çok sıcak olduğu takdirde vücut dolaşımı ağırlaşıp yavaşlar ve dokular yorulur. 20 dakika küvette suyun içinde kalmak yeterlidir. Bu süreden daha fazla suda kalmak, vücudun buruş buruş olmasına ve kurumasına neden olur.En iyi banyo zamanı; öğlen 15 ile akşam 21 saatleri arasındadır. Bu sayede bedenimiz daha iyi çalışır. Banyo sonrasında kendinizi enerjik hissetseniz de, hemen giyinip işlere koyulmayın. Bornozunuza sarınıp biraz yatağınızda veya koltuğunuzda uzanın ve suyun yavaş yavaş geçen sıcak etkisini hissedin. Küçük banyo sözlüğüSüt banyosu? Banyo jeli? Yoksa köpük yapan banyo tabletlerini mi tercih edersiniz? Hangisi daha iyi? Hem aradaki fark nedir? Sizin için küçük bir banyo sözlüğü oluşturduk. Böylece hem öğrenecek hem de hoşunuza gideni seçebileceksiniz…

Yağ banyosu: pürüzsüz tenlerin favori banyosudur. Özellikle de okşanmayı sevenlere… Bu banyonun ardından vücut bir yağ tabakasıyla sarılır. Böylece vücut nem oranını daha uzun süre dengeleyebilir. Özellikle çok kuru ciltler için idealdir. Banyo jeli: banyo jeli, banyoyu kremli köpüklü bir bakım macerasına dönüştürür. İçindeki malzemeye göre de stres giderici, gevşetici, uyarıcı veya dokuları sıkılaştırıcı bir etki gösterir.

Banyo tabletleri: iç gıdıklayıcı bir etkisi vardır! Bu tabletler suya kaynayan bir hava vererek fokur fokurmuş gibi gösterirler. Sırtınıza bir tablet yerleştirin ve üzerine yatıp, derin nefes alın. Oluşan fokurtular bir masaj etkisi gösterecek ve sizi rahatlatacaktır. Banyo tuzu: bu tuzlar köpük oluşturmazlar. Tuz kristalleri suda çözülmeye başlayınca ciltte hafif yanmalar meydana gelebilir. Hatta bu kişinin sızlanmasına da neden olabilir. Banyo tuzlarının değişik kokulu türleri vardır.

Süt banyosu: Kleopatranın her zaman sır gibi tutulan güzellik banyosudur. Sütteki yağ ve protein miktarı ciltte düzleştirici ve dinlendirici bir etkiye neden olur. Ya hazır süt banyosu ürünlerinden satın alacaksınız, ya da sıcak su ile dolu küvete taze süt ve biraz bal döküp karıştıracaksınız. Özellikle duyarlı ve kuru ciltler için idealdir.

Köpük banyosu: kalitesine bağlı olarak cildi kurutabilir, bu nedenle daha çok yağlı ciltler için uygundur. Yüksek kalitedeki köpük banyoları küvetten taşabilen oldukça büyük köpük dağları oluşturmak yerine, suyu hafifçe köpürtüp vücudu dinlendirirler.

Alkol-Madde Bağımlılığı İçin Önerilebilecek Bir Bakış Açısı

Hazırlayan:Dr. İnci Özgür İlhan, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD, Alkol-Madde Bağımlılığı Tedavi Birimi

Son zamanlarda “seçilmiş” bazı kişilerin/populer kimliklerin madde bağımlılığı nedeniyle daha çok konu haline getirilmesi çok dikkat çekicidir. Oysa, Batı toplumlarındaki kadar yaygın görülmese de, madde bağımlılığı sorununun Türkiye için önemi üzerinde bu vesileyle durulması yerine toplumu ilgilendiren bir halk sağlığı sorunu olarak durulması başta ruh sağlığı ve halk sağlığı profesyonellerinin işidir. Basın tüm toplum üzerindeki baskın ve öncelikli yerini bir kez daha akademik alandan önce gösterebilmiştir.

Bu yazıda alkol-madde bağımlılığı sorununun içinde ele alınması önerilen tıbbi model tanımlanacak ve madde bağımlılığı bir süreç olarak tanımlanmaya çalışılacaktır. Alkol-Madde Bağımlısı için rastlanabilen (örtük/açık) yargılar “Madde kullananlar kontrol edilmesi gereken tehlikeli kişilerdir.”, “Madde bağımlıları iradesizdir.”, “Madde bağımlılığında tedavi sonuç vermez.” ifadeleriyle örneklenebilir. Bu yargılar, iyi-kötü, olumlu-olumsuz, gibi bir çırpıda yapılabilen ayrımların hastalık-sağlıklı olma biçiminde yansımasıdır. Tıpta ontolojik hastalık modeline göre hastalık-sağlık bu tek boyutlu tanım içinde alınır ve hastalık bağlamından ayrı olarak kendi içinde tanımlanır. Ontolojik hastalık modeline göre nedensellik (yani etiyoloji-hastalık ilişkisi) doğrusal bir ilişkidir. Buna göre hastalık, hastanın/olgunun dışında ve ondan bağımsız gerçekliği olan durumdur. Tüm olgular aynıdır. Tüberküloz bir hastalıksa bunun nedeni bir mikroorganizmadır, tüberkülozun ilacı da bellidir. (Tıp öğrencisine kalan bu ilişkiyi ezberlemektir! Bu kadar bilgiye rağmen tüberküloz toplumun önemli bir kesimini yakalamaya devam etmektedir.) Fizyolojik hastalık modeline göre ise hastalık kişinin eylemleri, yaşam biçimi ve çevreyle ilişkileri bağlamında açıklanır. Hastalık sistemde bir şeylerin yanlış gitmesidir; hasta olan insan, yani “olgu” bu sistemin içinde merkezdedir. Alkol-madde bağımlılığı için bir adım daha ileri gidilmesi bağımlılığın tanımlanmasına katkıda bulunacaktır.

Bağımlılığın Gelişme Süreci-Değişimin Evreleri Modeline göre bağımlılığın gelişme “evreleri” tanımlanmıştır. Birinci evre “başlama ve bağımlılığın ortaya çıkması” evresidir. Bu evrede madde ile karşılaşılır ve kullanım başlar. İkinci evrede maddenin kullanımı hoşa giden ve olumlu yaşantıları getirir. Doğrudan (bunaltının giderilmesi gibi) ya da dolaylı olarak (toplumsal ödüllenme gibi) yaşanan olumlu sonuçlardır bunlar. Bağımlılığın erken evrelerinde ve maddenin ilk etkileri yaşandığında maddeyle bağlantılandırılan durumlar/sonuçlar maddeyi kullanma lehine motivasyonel yöndedir. Davranışın yinelenmesiyle madde/davranış-sonuç ilişkisi pekişir. İleriki bir zamanda maddeyi çağrıştıran durumlarla karşılaşıldığında bu motivasyonel süreçle başa çıkma ayrı bir çabayı gerektirecektir.

Üçüncü evre istenmeyen sonuçların ortaya çıktığı evredir. Bu evrede pek çok kişi davranışını sınırlayabilir ya da değiştirebilir, ancak bağımlılık gelişmişse bu olmayabilir; çoğu zaman da böyle değildir. Bu olumsuz sonuçlarla birlikte maddeyi kullanmanın olumlu sonuçları da yaşanıyordur. Bu evrede kişi olumsuz sonuçların maddeden kaynaklandığının hala farkında değildir; bağımlılık davranışıyla yaşamındaki sorunlar arasında bir nedensellik kurmaktan uzak durarak aynı davranış örüntülerini yineleyen bir biçimde sergilemeye devam eder. Bu bağlamda alkol/madde bağımlılığında belki de temel olarak üzerinde çalışılması gereken bir bilişsel-duygulanımsal süreç “bağımlıca düşünme”dir. Bu düşünce biçimi, gerçekliğin çarpık bir algılaması olarak değerlendirilmiştir: bağımlı birey -bağımlılıktan kaynaklanan- sorunlarının kaynağı olarak başkalarını görmektedir. Zamanı algılayışında da sorunlar vardır: Yakın gelecekle ilgili beklenenler, daha uzak gelecekle ilgili algılama zayıflığıyla ilgili olarak, önceliklidir. Bu sorunlarla ilgili rahatsızlığını en aza indirmek için de daha önce istediği sonuçları gördüğü madde kullanma davranışını sürdürür.

Dördüncü evrede (dönüm noktası ve bırakmanın başlaması evresi) maddeyi bırakma düşüncesi belirir. Bu düşünce bağımlılığın aslını oluşturan “ambivalansı” da beraberinde getirir. Bağımlılık davranışı bir taraftan zarar verirken bir taraftan da kişiye hizmet eder. Bu ambivalansın temelini oluşturur. Artık bu evrede kişisel sorumluluğun kabulu söz konusudur. Bağımlı kişi bir dönüm noktasındadır.

Değişimdavranışla ilgili farkındalığın artışıyla birlikte görülebileceği gibi bir sonraki aşamadan bir önceki aşamaya dönüşle de gerçekleşebilir (relaps-madde kullanma davranışının yeniden yapılanması. Tüm bu evreler boyunca doğrusal bir ilerleyiş söz konusu değildir; model durumsal, bilişsel, kişilerarası ilişkiler, kişisel ve biyolojik etkenlerin rollerini de dışlamamaktadır. Bugünün toplumunda sıkça bulunan can sıkıntısı, çaresizlik, yalnızlık gibi yaşantılardan ya pasif yaşantı biçimlerine sığınarak (televizyon seyretmek gibi) ya da kompulsif, çabuk ve kısa süreli doyumlara yönelerek kurtulmaya çalışılmaktadır. Bu görüş, uzak sonuçları görmeksizin o anı yaşamaya vurgu yapan, plan yapmadaki güçlükler, gerçekçi olmayan çözüm yolları üretme, klişelere takılmış kısıtlı bir dil gibi işlevlerdeki eksikliklerle belirgin bir kişilik profili çizmiştir. Madde kullanımı da çizilen bu kişiliğin tercih edebileceği çok hazır bir seçenek olarak, diğer sayılan örnekler gibi çabuk bir çözüm olarak alınabilir. Doğan (1996) zamanla ilgili yaşanan bu algılama sorununu çağın hastalığı olarak adlandırmıştır. Bugünün modern toplumlarında, özellikle Batı için tanımlanmış bir özellik insanların “toplum” olma duygusunun manipulatif ve yalnızlaştırıcı güçlerin etkisiyle gelişemediği, bireylerin birbiriyle doyurucu ilişkiler geliştiremediği, dolayısıyla yalnızlaştığı, birbiriyle aktif ilişkiler geliştirmiş bir toplumdan çok bir “yığın” oluşturduğu, bireyin merkezi bir otoritenin etkisi altında otonomi kaybını yaşadığı ve her bireyin boş “kendiliğini” tüketim maddeleri, yemek, bağımlılık yapabilen maddelerle… doldurmaya çalıştığı ileri sürülmüştür.

Alkol-madde bağımlılığının hem bireysel hem de toplumsal düzeyde tanımlanması çözümün de her iki düzeyde gerçekleştirilmesi gerektiğini düşündürmektedir. Kaldı ki son günlerde, basının da manipülasyonuyla, bağımlılık sorunu tüm toplumun sahiplendiği bir sorun halinde halen konuşulmaktadır.

Cinsellikte 5 altın kural

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Psikolog Aslıhan Kurt’un önerileri:

1. Karşılıklı istek:Cinsel ilişki için her iki tarafın da istekli ve gönüllü olması; bunun yanında aktivitenin herhangi bir yerinde durdurabilme ve sonlandırabilme özgürlüğünün bulunması gerekiyor.

2. Eşitlik:Kişisel güç algısı anlamında, eşinizle eşit durumda olduğunuz gerçeğini kabul etmek önemli. Performans açısından bir taraf kendini güçsüz ya da yetersiz hissediyorsa, bu cinsel ilişkinin kalitesini olumsuz etkiler.

3. Saygı:Kendinize ve eşinize saygı duymak ilişkiyi etkiler.

4. Karşılıklı güven:Oldukça hassas olan bu aktivitenin karşılıklı güven oluşmadan yapılması, taraflar arasında hoş olmayan duygular yaratabilir.

5. Korunma:Cinselliğin kalitesini etkileyen unsurlardan biri de istenmeyen gebelikten, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan koruyan bir ortamın yaratılmasıdır.

Bade Gürleyen / Tempo

Gebelik Süresince Nelere Dikkat Edilmeli ?

- Sigara ve alkol kullanmayınız.
- Hekim önerisi dışında ilaç almayınız.
- Hekiminizin önerdiği demir ilacını düzenli olarak kullanınız.
- Uzun süre ayakta durmayınız.
- Günlük işleriniz sırasında kendinizi yormayınız.
- Bisiklet sürme, tenis oynama, kayak yapma gibi sporlardan uzak durunuz.
- Mesleğiniz gereği de olsa ağır nesneler kaldırmaktan, zararlı metal, kimyasal madde ve
radyasyondan uzak durunuz.
- Yolculuktan önce doktorunuza danışınız.
- Bol ve rahat giysileri seçiniz.
- Alçak topuklu rahat ayakkabılar giyiniz.
- Pamuklu iç çamaşırları giyinin ve iç çamaşırlarınızı günlük olarak değiştiriniz
- Yüzük ve bilezik gibi takılar takmayınız.
- Diş bakımına özen gösterin. Sabah uyanınca, akşam yatmadan önce ve her öğünden sonra
yumuşak fırça ile, yavaş haraketlerle dişlerinizi fırçalayınız.
- Röntgen ışınlarından sakının. Çok fazla zorunlu olmadıkça radyolojik inceleme yaptırmayınız.
- Her türlü canlı aşıdan sakınınız (Gerekli durumlarda salk polio aşısı, tetanoz aşısı
yaptırmanın sakıncalı olmadığı aklınızda bulunsun.
- Düşük riski yok ise son aya kadar cinsi ilişkide bulunmakta sakınca yoktur.
- Haftada en az bir kez ayakta; duş alır biçimde, ılık su ile banyo yapın.
- Meme bakımına özen gösteriniz.
- Sarkmayı önlemek için çok sıkı olmayan askılı, pamuk dokumalı sütyen giyiniz.
- Dolgunluğu önlemek için hafif parmak dokunuşları ile masaj yapınız.
- Bol su içiniz.
- C vitamini ve kalsiyum yönünden zengin gıdalar (Turuçgiller, süt ve süt ürünleri) seçiniz.
- Lifli besinleri tercih ediniz.
- Gebelik boyunca 10-12 kg'dan fazla kilo almamaya özen gösteriniz.

Aşağıda durumlarda hemen hekime başvurunuz;

- Vajinal kanama: Düşük olasılığını gösterir. Bebeğin olduğu kadar annenin de yaşamını
etkileyebilir.
- Karında belirgin, sürekli ya da aralıklı ağrı olması: Dış gebelik, düşük, erken doğum belirtisi
olabilir.
- Fetus hareketlerinin artması ya da azalması. Fetusun sıkıntı içinde olduğunu gösterir.
- Yüksek ateş titreme: Enfeksiyon belirtisidir.
- Bulanık ya da bozuk görme,
- Şiddetli baş ağrısı,
- İnatçı kusma,
- İdrar yaparken yanma, zorluk ya da az idrar çıkarma: İdrar yolları enfeksiyonunu gösterir.
- Ellerde ayaklarda ya da yüzde şişme: Böbrek işlevlerinde bozukluğu gösterir.

Kilo verememenin 7 nedeni

Yediğiniz her şeye dikkat etmenize, hatta çikolata, cips ve çerez gibi sevdiğiniz pek çok yiyeceği hayatınızdan çıkarmanıza rağmen kilo veremiyor musunuz? Yalnız değilsiniz.

A.B.D.'de, Amerikan Diyet Birliği tarafından, Gallup Araştırma Şirketi'ne yaptırılan bir araştırmanın sonucu oldukça ilginç. Kadınların yüzde 99'u sağlıklı bir şekilde beslendiklerine inanıyorlar. Oysa verdikleri yanıtlar; kendileri için gereken sağlıklı beslenme standartlarını, sadece yüzde 1 oranında sağlayabildiklerini ortaya çıkarıyor. Buradaki en büyük sorun, bolca lifli gıda ve doymamış yağ yerine, ağırlıklı olarak, az ama doymuş yağ, şekerin ve rafine besinlerin tüketilmesi. Oysa besinlerin niceliği kadar niteliği de önemli. Siz kalori hesabı yapıp, yediğiniz her lokmayı sayarken çok farklı nedenler kilo vermenizi engelliyor olabilir. İşte kilo vermenizi engelleyen hatta kilo almanıza yol açan 7 neden ve bunlarla baş etmek için en etkili çözüm önerileri.

1-Kahvaltıyı atlamak A.B.D. Colorado Üniversitesi'nde, 3 bin gönüllü üzerinde, kahvaltı üzerine bir araştırma yapılmış. Bu kişilerden 1 yıl boyunca düzenli kahvaltı etmeleri istenmiş ve yıl sonunda ortalama 6 kilo verdikleri gözlenmiş. Özellikle, kepekli ekmek, müsli gibi lifli besinlerle kahvaltı eden kadınlar çok daha rahat kilo veriyor ve bu kiloyu korumakta da çok zorlanmıyor. Ayrıca kahvaltıyı atlamak dalgınlığa ve konsantrasyon eksikliğine de neden olabiliyor.

ÇÖZÜM: Tabii ki kahvaltı atlamamak. Sabahları sadece 10 dakika erken kalkarak, bir kase yağsız süt içinde müsli yiyebilir ve kendinize çok büyük bir iyilik yapabilirsiniz. Ancak kahvaltı etmek adına, yağlı poğaça ve açmaları sakın aklınıza getirmeyin. Lifli yiyecekler, taze meyve, meyveli yoğurt ve yağsız süt iyi bir kahvaltı için yapılacak en mükemmel tercihler.

2-Sadece tadına bakmakArkadaşınızın doğum gününde dayanamadınız ve o kadar ısrar karşısında incecik bir dilim pasta yediniz. Ardından akşam yemeği için gittiğiniz restoranda, salata ısmarlamanıza rağmen, eşinizin patates kızartmalarından bir iki tane aldınız, bir de diğer arkadaşınızın spagettisinin tadına baktınız. Ama tabii bunları kesinlikle yemekten saymıyorsunuz. Ancak beslenme uzmanları, kilo almanın altında yatan en önemli nedenlerden birinin, diyet planı uygularken, "tadına bakmak", "küçücük bir lokma almak" gibi bahanelerle günlük kalori alımının üzerine çıkmayı gösteriyorlar. Hatta yapılan araştırmalar, bu şekilde tüketilen yiyeceklerin ortalama olarak günde 700 kaloriyi bulduğunu gösteriyor.

ÇÖZÜM: Bu konuda yapabileceğiniz en mükkemel şey bir yiyecek günlüğü tutmak. Böylece, tadına baktığınız böreği, bir parçacıktan bir şey olmaz diye ağzınıza attığınız çikolatayı önünüzde yazılı görecek ve durumun ciddiyetini anlayabileceksiniz. Ayrıca yazacağınızı bildiğiniz için bir şeyler yerken çok daha dikkatli olacaksınız.

3-Şeker bağımlılığı Şeker ve çikolata kadınların en çok sevdiği yiyeceklerin başında geliyor. Ama burada suçlular çay ve kahvelerimize attığımız kesme şekerlerle, atıştırdığımız şekerleme ve çikolatalar değil. Uzmanlara göre tükettiğimiz şekerin üçte birini gizli bir şekilde alıyoruz. Meyveli yoğurtlar, meyve suları, bazı alkolsüz içecekler nedeniyle farkında olmadan daha fazla şeker tüketebiliyoruz.

ÇÖZÜM: Öncelikle tüm tatlı ve pastaları kendinize haftada sadece bir gün sunabileceğimiz bir ödül olarak sınırlandırmalısınız. Onun dışında yediğiniz tüm besinlerin etiketlerini okuyun ve fruktoz, mısır şurubu ve sakkaroz gibi maddelerin de şeker sınıfına gireceğini unutmayın. Meyveli yoğurt, mısır gevreği ve müsli gibi yiyecekleri satın alırken de şeker içermeyen çeşitlerini seçin.

4-Yeterli miktarda gıda alamamak Çoğu kişinin, bol bol lif, vitamin ve mineral içeren "tam" yani işlenmemiş gıdalardan yeteri kadar tüketmediği bilinen bir gerçek. Ne yazık ki, işlenmiş, rafine edilmiş ve pek çok katkı maddesi katılarak hazırlanmış gıdaların hayatımızdaki yeri çok daha fazla. Araştırmalar beyaz unla yapılan her türlü hamur işinin beslenmemizde en büyük yeri tuttuğunu gösteriyor.

ÇÖZÜM: Beyaz ekmek, pirinç ve makarna yerine, işlenmemiş kepekli ya da doygun ekmek, kepekli pirinç ve tam makarna tercih etmeye çalışın. Atıştırmak içinse cips, çikolata yerine, yağsız patlamış mısır ya da kuru meyveleri seçin. Evde yaptığınız kek ve hamur işlerinde de, eğer mümkünse, kepekli unu kullanmanız son derece akıllıca olur.

5-Çok fazla yağ tüketmek Günlük yağ ihtiyacımız yaklaşık 67 gram. Yağ tüketimini kısıtlamak denince, aklımıza sadece yemeğe konulan ya da kahvaltıda kullanılan yağlardan vazgeçmek geliyor. Oysa tereyağ ve margarini keserken, salata soslarında, peynirde ya da sütte var olan yağı göz ardı ediyor, tüketmeye devam ediyoruz. Üstelik fazla yağların en önemli özelliği, kalça, karın ve bacak gibi bölgelerde depolanmaya çok müsait olmaları. Ayrıca fazla yağ tüketenlerin, balık, yağsız süt, C vitamini, A vitamini ve folik asit açısından zengin ve kilo vermeye yardımcı yiyecekleri daha az tükettikleri de gözlenmiş.

ÇÖZÜM: Genel olarak, "bir yiyecek ne kadar az işlenmişse o kadar az yağ içeriyordur" kuralını benimseyebilirsiniz. Ayrıca satın aldığınız besinlerin ambalajlarını okuyarak ne kadar yağ içerdiği hakkında bilgi edinmeniz ve seçimi buna göre yapmanız da olası. Bir besinin kaç kalori olduğu kadar, yağdan gelen kalorisinin ne kadar olduğuna da dikkat edilmeli. Yağ oranı, 100 kaloride 3 gramdan fazla olan besinleri tercih etmeyin.

6-Kalsiyum alımını önemsememekHemen hemen herkes kalsiyumun sağlıklı kemiklere sahip olmak ve osteoporozu engellemek için gerektiğini biliyor. Ancak kalsiyumun kilo vermede de etkili olduğu pek fazla bilinmiyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar, kalsiyum açısından zengin olan yiyeceklerle beslenenlerin vücut kitle endekslerinin daha düşük olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni kalsiyumun kalsitrol eksikliğini önlemesi. Kalsitrol, vücudumuz tarafından salgılanan ve yağların depolanmasını önleyen bir hormon.

ÇÖZÜM: Büyük bir bardak yağsız süt içerek hem kemiklerinizi koruyacak hem de sizin için gerekli olan kalsiyum miktarını alacaksınız. Üstelik sadece 320 kaloriyle! Süte karşı hassassanız ve süt içtikten sonra sindirim problemleri yaşıyorsanız laktozsuz sütlerden de faydalanabilirsiniz. Eğer süt içmek sizin için imkansızsa, yağsız peynir, yoğurt ve füme somon gibi kalsiyum açısından zengin olan yiyeceklerden bol bol tüketin.

7-Doğru sebzeleri seçememek Yağ içermeyen, bol lifli ve hastalıklarla savaşan bir çok maddeyle dolu sebze ve meyveler aslında tüketmek için en mükemmel besinler. Oysa ne yazık ki pek çoğumuz taze sebze ve meyve tüketimine gereken önemi vermiyoruz. Sadece sebze yemiş olmak için ağırlıklı olarak patates ve marulu tercih etmek de yapılabilecek büyük bir hata. Oysa patates, özellikle de kızarmış olduğu zaman, fazla besleyici değeri olmayan bir gıda. Aynı şey büyük ölçüde sudan oluşan amerikan marulu için de geçerli.

ÇÖZÜM: Sebze seçiminde aklınıza ilk gelen koyu yeşil yapraklı (ıspanak ve pazı gibi) ve sarı (biber ve kabak gibi) sebzeler olmalı. Bu sebzeleri haşlanmış ya da buharda pişirilmiş şekilde yemeniz en doğrusu. Ayrıca, bol bol şeker ve boya içeren meyve sularının da meyve yemekle aynı şey olamayacağını aklınızdan çıkarmamanız gerek.

YAZ İÇİN KALP UYARILARI

Kalp Hastalarının Hastalıkları gereği yaşam boyu dikkat etmeleri gereken bazı kurallar vardır.
Bunlar çoğu kez hastalar tarafından yeni bir yaşam şekli olarak algılanır. Mümkün olduğunca da uymaya özen gösterilir

Her mevsimin kendine özgü güzelliği ve özelliği vardır. Kışın karı ve soğuğu ile yazın sıcağı ve denizi bunların başında gelir.

Kalp Hastası olan kişi yazın ve denizini çok seviyor da olsa, kendini mümkün olduğunca sıcaktan ve yaz-deniz keyfi adına yorgunluktan korumalıdır. Bu nedenle sıcağın ve koruyucu hareketlerin sakıncalarına kısaca değinmek uygun olur.
Sıcaklık ve Deri İnsanlar içinde bulundukları ortama uyum sağlamada kendilerine yardımcı olan donanımlara sahiptirler.

Çevrenin ve kendi vücut ısınlarının durumuna uyum sağlamada deri çok önemli bir rol oynar Deri, damarlarının durumunu ihtiyaca göre ayarlayarak damarların genişlemesi veya damarların daralmasını sağlayarak çevrenin sıcağına uyum sağlar. Kişinin sıcağa uyum göstermesinde terleme ve titremeninde önemli bir ayarlayıcı rolü vardır.

Deri, normal koşullarda normal ısıdaki ve istirahatteki erişkin bir insanda kalp debisinin % de 5-10'u kadar bir kan taşır. Isının artmasıyla deri kanlanması artar. Aşırı ısı artması hallerinde kap debisinin % 50-60'ı deriye gider. Bu gibi hallerde derinin Sempatik Vazokonstriktör sinirleri arayıcılığı ile çeşitli refleks yollar sayesinde dolaşım düzenlenmesi yapılarak kontrol altına alınır.
Yazın aşırı sıcaklarda, sıcağa uzun süre maruz kalmakla en sık görülen aşırı halsizlik, yorgunluk hatta bitkinlik düzeyindeki tablolardır. Sıcak Çarpması (Güneş Çarpması) bu durumlardan biridir.

Ortamın ısısının artmasıyla kişinin deri ve çeşitli organlarında oluşan temel değişiklikleri şöyle özetleyebiliriz.

1- DOLAŞIMDA ,KANIN BÜYÜK KISMI DERİYE YÖNELDİĞİ İÇİN DERİNİN KAN AKIMI VE KAN MİKTARI ARTAR. 2- KALB DEBİSİ VE ATIM HACMİ AZALIR. 3- ARTERİYEL KAN BASINCI ( TANSİYON ) DÜŞER. 4- KARIN İÇ ORGANLARININ KANLANMASI AZALIR. 5- KASLARDA KAN AKIMI AZALIR.

Bu değişiklikler yorgunluk yaratabilecek düzeyde güç sarfiyatını gerektiren her türlü beden-sel faaliyette daha da artar. Böyle durumlarda kalbin işinin artması dakikadaki atım sayısı-kasılması da artar.

Yukarıdaki açıklamaya çalışmaya çalıştığımız özelliklerden ötürü hipertansiyonlu, kalp yetmezlikli, koroner arter hastalıklı ve tedavi altındaki hastların şunlara dikkat etmleri uygun olur.

FAZLA SICAĞA MARUZ KALMAYINIZ.

YÜRÜYÜŞ VE GEZİNTİLERİNİZİ SABAH ERKEN VEYA AKŞAM SERİN SAATLERDE YAPINIZ.

GÜNLÜK SU ALIMINIZ KISITLANMIŞ BİLE OLSA,YAZIN ÇOK SICAK ZAMANLARI_DA VE AŞIRI TERLEDİĞINİZ DÖNEMLERDE SU KAYBINIZ ARTACAĞI İÇİN YETERLİ SUYUNUZU (GÜNDE ORTALAMA 2-2,5 LİTRE)

TERLE BİRLİKTE VÜCUDUN ELEKTROLİT KAYBI, ÖZELLİKLE SODYUM (TUZ) KAYBI FAZLA OLACAĞI İÇİN-TUZ KISITLAMALI BİR REJİM İÇİNDEYSENİZ DOKTORUNUZUN FİKRİNİ ALARAK YEMEKLERİNİZE BİRAZ TUZ İLAVE EDEBİLİRSİNİZ.

DENİZ KIYISINDA TATİLDE İSENİZ, KUMDA YATIP, GÜNEŞ BANYOSU YAPMAYINIZ. DENİZE SABAH VEYA AKŞAM ÜZERİ GİRİNİZ. DENİZDE UZUN SÜRE YÜZMEYİNİZ.
EGER DENİZDE DALMA ALIŞKANLIĞINIZ VARSA DALMAYINIZ.

TOK KARNINA DENİZE GİRMEYİNİZ.

FAZLA YAGLI, KIZARTMALI, AĞIR GIDALAR YERİNE, BOL SEBZE, HAŞLAMA VEYA IZGARA, HAFİF GIDALAR TERCİH EDİNİZ. EĞER DİABETES MELLİTUSUNUZ (ŞEKER HASTALIĞI) YOKSA BOL MEYVA YİYİNİZ.

BACAKLARINIZDA KRONİK VENÖZ YETMEZLİK (VARİS) VARSA, DENİZDE BELİNİZE KADAR OLAN BİR SU SEVİYESİNDE YÜRÜYÜŞ YAPINIZ. ASLA KUM BANYUSU YAPMAYINIZ.

HİPERTANSİYONLU İSENİZ, TANSİYON İLACINIZ FAZLA GELEBİLİR, DOZUNU DOKTORUNUZA TEKRAR SORUNUZ.

AŞIRI SICAKLARDA RİTM BOZUKLUKLARI OLABILİR.
BU KURALLARA UYMADIĞINIZ TAKDİRDE HANGİ SEBEPLE MEYDANA GELMİŞ OLURSA OLSUN KALB YETERSİZLİGİNİZ KAYBOLMUŞKEN YENİDEN ORTAYA ÇIKABİLİR, HAFİFLEMİŞKEN AĞIRLAŞABİLİR.

SÜKÜN BULMUŞ, KAYBOLMUŞ KALB AĞRILARINIZ (ANGİNA PECTORİS) YENİDEN BAŞLAYABİLİR.

DENİZ VE SICAĞA KARŞILIK SERİN YAYLA TATİLİNİ TERCİH EDEBİLİRSİNİZ