Kadın bedeni, tükettiği besinlerden bazı şeyleri çok bazılarını daha az ister. Bir kadın bedeninin sağlığını sürdürebilmesi için besin öğelerine ihtiyacı vardır. Kadınlık süreci boyunca bazı ihtiyaçları farklılık gösterse de, kadın beslenmesinin temel çizgileri aslında çokta değişmez.
Enerji İster: Ama kararında
Kadın bedeni yaşantısının her döneminde erkeklere kıyasla daha fazla yağ depolamaya meyillidir. Ergenlik dönemi ile depolanmaya başlayan yağ dokusu yaş ilerledikçe enerji alımına dikkat edilmediğinde şişmanlık riski oluşturur. Kadınlık hormonlarının yağ depolama yetisini arttırması aslında metabolizma hızını da etkiler. Yağ hücreleri kas hücrelerine kıyasla daha az enerji harcadığından ötürü kadın bedeni erkek bedenine göre daha az enerji harcar yani kadınların metabolizmaları erkeklere nazaran yavaş çalışır. Erkek kardeşiniz, babanız veya erkek arkadaşınız karşınızda sizin iki katınız kadar yerken sizin sinirlerinizin bozulmasının da temel nedeni metabolik hız farkıdır.
Kadınsanız, vücudunuzun besinlerden istediği erkeklere kıyasla daha az enerjidir. Fakat bu durum aç kalmanız veya 3 öğün salata yemeniz anlamına gelmez. Enerji ihtiyacınızın doğru saptanması için özel teknikler kullanılmaktadır. Bir diyetisyenden yardım alarak kişisel enerji ihtiyacınızı saptayabilirsiniz.
Kalsiyum İster: Hep Dikkat Gerektirir
Ergenlik çağında kemik gelişimi için son derece gerekli olan kalsiyum mineralini kadın bedeni çok sever. Çünkü yaşa bağlı olarak artan kemiklerden kalsiyum atımına DUR demesi gerekir. Ayrıca aylık periyotların sonlandığı dönemde durum daha da kritik hale gelir ve kalsiyum atımı hızlanır. Kemik kırılmalarına kadar varabilecek sağlık sorunlarından kaçınmak için vücudunuzun sesini dinlemeniz önemlidir. Günlük beslenme planınızda 2 su bardağı süt veya yoğurt ve 2 dilim peynir çeşitlerinden olmalıdır. Kadınlık sürecinde kalsiyum desteğine gerek duyabileceğiniz dönemler olacaktır, bu süreçte doktorunuzun önerdiği kalsiyum desteğini “önerilen” dozda ve sıklıkta kullanmanız önemlidir.
Folat İster: Anne olmak isteyenlerden
Kadınlık sürecinin en özel yolculuklarından biri olan gebelik döneminde, kadın bedeni B grubu vitaminlerden biri olan folata olan isteğini arttırır. Bu yoğun isteğin nedeni bebeğin sinir sisteminin tam gelişmesini sağlamak ve onu sakatlıklardan korumak amaçlıdır. Gebelerin günde 600 mikrogram, emzikli kadınların ise günde 500 mikrogram folat alması gerekir. Gebelik öncesi dönemde ve gebelik süresince folat desteği için bir doktora danışmanız gerekir. Koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kuru baklagilleri de sofra da ön plana çıkarın.
Demir: Sağlıklı bir “IRON” lady olabilmek için
Kadın vücudu aylık periyotlar sürdükçe demire daha fazla ihtiyaç duyar. Çünkü bu süreçte vücuttan demir kaybı gerçekleşir. 19–50 yaş arası bir erkeğin günlük demir ihtiyacı 8–10 mg iken, kadın bedeni günde 18 mg demir ister. Erkekler düşük demir ihtiyaçlarını kolayca karşılar. Peki kadınlar? Kadın bedeni, enerjiyi az demiri fazla isterken kendisini biraz çelişkili bir duruma sokmaktadır. Fakat sağlıklı beslenme ile çelişkiyi ortadan kaldırmak yine sizin elinizdedir. Kırmızı et ve diğer et grupları iyi demir kaynaklarıdır. Koyu yeşil yapraklı sebzelerde, kuru baklagillerde, kuruyemişlerde ve yumurta da ise vücutta daha zor kullanılan bir demir formu vardır. Bu demir formundan maksimum fayda için yapmanız gereken bu besinlerin yanında bir miktar et grubu besin ve C vitamininden zengin olan sebze ve meyveleri tüketmenizdir.
Sağlıklı günler dilerim…
Kadın vücudu besinlerden ne ister?
Kışın korkulu rüyası grip kapıda
10 adımda ağız kokusundan kurtulun
İstanbul Özel Hizmet Hastanesi Ağız ve Diş Hastalıkları Bölümü’nden Diş Hekimi Doğan Kontacı’ya göre alınacak 10 kolay önlemle beraber ağız kokusu ortadan kalkabiliyor.
Ağız kokusunun öncelikle sebebi teşhis edilmeli ve tedavisinin buna göre yapılması gerekir. Ağız içi kaynaklı kokularda yapılması gerekenler söyle sıralanabilir. Tüm diş çürükleri tedavi edilmeli. Diş eti hastalığı tedavi edilmeli. Dişeti cebi ve diş taşları elimine edilmeli. Gömük ve yarı gömük 20 yaş dişleri çekilmeli. Hatalı yada eskimiş köprü ve protezler yenilenmeli.Ağız Kokusunun Diğer Sebepleri Özellikle sinüs ve akciğer kaynaklı enfeksiyonlarda, Şeker hastalığı (aseton kokusu gibidir), Böbrek yetmezliği (balık kokusu gibidir), Karaciğer yetmezliği, Metabolizma bozuklukları (teşhisi zor olabilir, zaman zaman ortaya çıkan kötü bir balık kokusu), Açlık, diyet, ağız kuruması, oruçlu olmak (Sıvı gıda eksikliklerinde vücuttaki yağ ve protein çözünmeye başlar, bu metabolizmanın yan ürünleri kötü ağız kokusu olarak yansır).
AĞIZ KOKUSUNU ÖNLEMEK İÇİN
1-Dişlerinizi ve dişetlerinizi koruyun
Diş çürükleri, diş eti iltihapları ağız kokusunun önemli nedenlerindendir. Ağız içi herhangi bir enfeksiyon bakteri üremesini artıracağı için daima ağız kokusuna neden olur. Bu nedenle diş hekimizin önerilerini mutlaka dinlemelisiniz.
2-Ağızda var olan protez ve köprüleri kontrol ettirin
Ağız içinde var olan eskimiş köprü ve protezle zamanla gıda birikmesine yol açacağından kötü kokulara neden olabilir. Bu durumlarda yenilenmesi gerekenleri değiştirmeli, eksik olan dişlerin yerleri için gerekli tedavileri yaptırmalısınız.
3-Sakız çiğneyin
Tükürük ağız kokusu ile savaşmanın en güçlü yoludur. İçinde yemek parçacıklarını yerinden söküp mideye gönderecek güçlü enzimler, güçlü bakteri öldürücü antibiyotikler vardır. Bu nedenle şeker gibi bazı hastalıklarda, pek çok ilacın yan etkisi olarak ortaya çıkan kuru ağızlar daima kötü kokuludur. Sabahları niçin ağzınızın kötü koktuğunu merak ediyorsanız yanıt buradadır; gece boyunca tükürük salgısı azalır ve ağzınızın içindeki yemek parçacıkları uzun süre burada durur. Bakteriler de onları afiyetle kullanır ve çürütür. Böylece sabahları ağzınız kötü kokabilir. Şekersiz sakız çiğnemek tükürük salgınızı artırarak ağız temizliğinize yardımcı olur. Nane şekerleri ve tatlı sakızlar genellikle işe yaramaz ve durumu daha da kötüleştirir. Ancak xylitol içeren sakızlar da bu konuda size yardımcı olabilir.
4-Tarçın kullanın
İçeceklerinizde ve uygun yiyeceklerinizde tarçın kullanabilirsiniz. Tarçın ağız içi bakterilerle mücadelede önemli bir silahtır. Eğer varsa tarçınlı şekersiz sakızlar da uygun bir öneri olabilir.
5-Daha fazla su için
Özellikle yaşla artan vücut kuruması pek çok yönden dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Çok su içmek onlarca diğer yararının yanında dilinizin kurumasını da önleyerek ağız kokusu ile mücadelede önemli bir silah olarak kullanılabilir. Su ağız içindeki bakterilerin minimumda tutulması için direk yardımcıdır. Ayrıca tükürük salgısını artırarak da yardımcı olur.
6-Asla burnunuz tıkalı uyumayın
Sinüzit gibi hava yolu rahatsızlıkları ve burun tıkanmasına neden olan diğer durumlar geceleri ağızdan nefes almamıza neden olur. Bu durum ağzı ve boğazı kurutarak bakterilerin üremesi için ideal bir ortam oluşturur. Azalan tükürük salgısı durumu daha kötü hale getirir. Bu nedenle kesinlikle burnunuz tıkalı uyumamalısınız.
7-Basit şeker tüketiminizi azaltın
Beyaz un, beyaz şeker, glukoz/fruktoz şurubu ile tatlandırılmış tüm hazır gıdalar ağız içindeki bakteriler için inanılmaz bir hazinedir. Bu tür şekerleri çok kolay kullanarak hızla çoğalırlar. Basit şekerler (atıştırmalık tüm şekerli gıdalarda olduğu gibi) diş çürüklerine neden olur ve ağız sağlığını büyük bir süratle bozarlar. Bu nedenle basit şeker tüketiminizi azaltmalısınız. Bu da su içmek gibi size onlarca yararın yanında ağız kokunuzun azalmasına da yardım edecektir.
8-Lokmaları iyi çiğneyin
Bu sayede yiyeceklerle tükürük salgısı iyice karışır ve ağızda yemek parçası kalma olasılığı düşer. Daha çok çiğneme hareketi daha çok bakterinin yerinden koparak mideye gitmesine yardımcı olur.
9-Diş ipi kullanın
Diş ipi sayesinde fırçanın çıkaramadığı yerlerdeki bakteri ve yemek artıklarını sökebilirsiniz. Özellikle diş gövdeleri arasındaki dar bölgelerde biriken yemek artıkları hızlı bakteri çoğalmasına neden olabilir.
10-Sigara içmeyin
Sigara içmek ağız kuruluğuna neden olduğundan ağız kokusuna sebep olur. Ayrıca diğer bir ağız kokusu nedeni olan diş eti hastalıklarına da zemin hazırlar.
Zevkli seks için 9 öneri
Seksologlara göre zevkli bir seksin yolu vücudunuzla barışık olmaktan ve fantezilerinizi geliştirebilmekten geçiyor.
20-40 yaşları arası seksin en yoğun yaşandığı, kadın ve erkeğin en aktif olduğu yaşlardır. Ancak bu yaş aralığının dışında da arzulanma arzusunu, vücuduyla barışık olma arzusunu, orgazm tecrübesini, fantezilerini iyi değerlendiren her birey hayatı boyunca cinsel yaşamını devam ettirebilir.
Yaş ilerledikçe veya uzun birlikteliklerde cinsel istekte azalma, erkeklerde ereksiyon ve boşalma problemleri, kadınlarda lubrikasyon-kuruma- problemleri meydana gelebilir. Bu gibi faktörler cinselliği de mecburiyettenmişcesine tek düze ve rutin hale getirebilir. Bu rutin yaşam; çiftlerin birbirleriyle yakınlaşmaları, arzularını muhafaza edebilmeleri, vücutlarıyla barışık olmaları, fantezilerini geliştirebilmeleri, cinsel tercihlerini gözden geçirmeleri gibi hususlarla önlenebilir. Cinsel IQ, kişinin tercihlerini, duygularını, seks sırasındaki kokusu ve çıkarttığı sesler ile vücudunu, cinsel aktivitedeki limitlerini, yasak olan ve olmayan noktaları ve yaşamak istediği değişiklikleri muhakeme etmesi ve tüm bu faktörlerle kendini kabullenmesidir. Bu nedenle iyi bir cinsel yaşamdaki önemi ölçülemez.
İşte hatırlamanız gereken önemli noktalar:
1: Seksin vücut görüntüsü ile hiçbir alakası yoktur. Mükemmel olmayan vücutlar da seksten zevk alır, partnerine zevk verir. Burada tarafların karşılıklı olarak dürüst ve saygılı olmaları, cinselliği bu şekilde yaşamaları önemlidir. Tatmin edici seksi oluşturan pozitif faktörler seks sırasında cinsel istek, tarafların müsaade yeteneği, haklarını değerlendirme yeteneği ,cinsellikle ilgili doğru bilgilere sahip olmaları, yeterli heyecanı hissetmeleri ve beyinsel konsantrasyon ile karşılıklı tensel kokunun birbirine çekici gelmesi olarak özetlenebilir.
2: Eğlenmek de seksin bir parçasıdır. Kişilerin dilediğince özgür olması, fanteziler kurması, dürüstlük ve saygı çerçevesinde zevk aldığı şeyleri partnerine sunması, cinselliği ayrıcalıklı bir armağan olarak algılaması ve herkesin zevk almaya hakkı olduğunu kabullenmesi ile cinsel hayatları renklenecektir.
3: Sekste sıklık önemli değildir. Evli bir çiftin seks yapma aralıkları tamamen kişilere göre değişen bir durumdur. Hiçbir çift seks yapma aralığı az diyerek aşağılanmamalıdır. Ancak sürekli birlikteliklerde veya evliliklerde periyodik bir yaklaşımı öneriyoruz. Özellikle karşılıklı sıcaklığı muhafaza etmek açısından periyodik aralıkları önemli buluyoruz. Periyodik belirli aralıklarla tatmin edici birleşmeler, aynı zamanda cinsel fonksiyonun devamı açısından da önemlidir.
4: Sekste çekincelere yer yoktur. Seksin korkutucu çekince içinde değil, samimi ve açık olarak konuşulması mutlu bir cinsel yaşam için bir gerekliliktir. Çiftler birbirine hoşlandığı şeyleri söyleyebilmeli, kendini seks sırasında iyi ve rahat hissetmeli, seksin bir performans gösterisi veya ‘normal’ olması gerektiğini düşünmemelidir. Bu da ancak karşılıklı konuşarak mümkün olur.
5: Çocuklu ailelerde seks bitmez. Unutulmamalıdır ki, çocuk sahibi olmak cinsellik açısından önemli bir faktör değildir. Çiftler günlük yaşamlarına göre cinselliğe ayıracakları zamanı seçmeli ve bu zaman zarfında özellikle birbirlerine konsantre olmalıdır.
6: Sertleşme Sorunu “Tümüyle kafanızda yarattığınız bir sorun” değildir. Son 25 yılda sertleşme sorunlarının tıbbi bir durumdan kaynaklandığı açıklığa kavuşmuştur. Sertleşme sorununun çoğunlukla psikolojik bir yönü olsa da (depresyon, endişe ve stresin rolü olabilir), hemen her zaman fiziksel bir nedeni vardır.
7: Sertleşme sorunu yalnızca yaşlı erkeklerde görülmez. Bu durum 40 yaşın üzerindeki erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, her yaştaki erkekte meydana gelebilir. Yapılan yeni bir çalışma, 40 ile 70 yaşları arasındaki erkeklerin yaklaşık yarısının zaman zaman sertleşme sağlama ve/veya sürdürmede sorun yaşadığını ortaya koymuştur. Sertleşme sorunlarının oranı yaşla birlikte artsa da, tek başına yaşlanma, sertleşme sorununun bir nedeni olarak görülmemektedir. Sertleşme sorunlarının yaşlı erkeklerde daha sık görülmesinin nedeni, yüksek kan basıncı gibi yaşa bağlı hastalıklardır.
8: Cinsel ilişki için çok yaşlı değilsiniz.Tüm yaşlardaki çiftler cinsel ilişkiyle ilgilidir. Cinsel yaşam sağlıklı bir ilişkinin önemli bir parçasıdır. Gerçekten de, yapılan birçok araştırmada aktif cinsel yaşamın yaşlanmanın çok doğal bir parçası olduğu gösterilmiştir.
9: Çift karşılıklı çekiciliğini yitirmiş olsa bile tekrar elde edebilir. Önemli olan bunu hangi noktada kaybettikleri konusudur. Çiftler birbirlerine karşı çekiciliklerini şu noktalarda yitirirler: Seks sırasında yetersiz olmaktan, anormal olmaktan çekinirlerse, seksle ilgili noktaları partnerleriyle konuşamazlarsa, seks hakkında hissettiklerini sözcüklerle ifade edemezlerse. Seks sırasında veya sonrasında partnerini yakın hissetmekle, birbirine dokunarak heyecanlanmayı beklemekle, fantezi ve arzularla ilgili suçluluk duymamakla ve erkek-kadın vücudunun nasıl çalıştığını karakterlerini değerlendirmekle tensel uyum ve karşılıklı çekicilik tekrar elde edilebilir.
Seks hakkında bilmek istediğiniz herşey
İşte size gerçek bilgiler... Belki, merak edip soramadığınız, belki yalan yanlış bilgiler yüzünden yanlış bildiğiniz soruları derledik.
Menopozda kalsiyum desteği almak şart
Yumurtalıkların daha az kadınlık hormonu üretmeye başlayan her kadın belli bir yaşa geldiğinde menopozu yaşar. Ancak gelişen tıp ve teknoloji, bu dönemin hissedilmeden atlatılmasını, hatta olumlu yönlerinin kadınlar tarafından yaşanmasını mümkün hale getirdi. Tabii bu ancak düzenli doktor kontrol ve tedavileri ile mümkün...
Doğal olarak azalmaya başlayan hormonları kısmen yerine koymayı hedefleyen hormon replasman tedavisi, bu dönemde olabilecek riskleri en aza indirebilmekte, yaşam kalitesini arttırmaktadır. Ancak bunun için rutin doktor kontrolleri gerekir. Menopoz adetlerin kesilmesi olarak adlandırılır. Ortalama menopoz yaşı Türkiye için tam olarak bilinmemektedir. Adetlerin ilk başlama yaşı ile menopoz yaşı arasında bir ilişki bulunmaz. Yüksek yerlerde yaşayanlarda ve sigara içen kadınlarda menopoz daha erken yaşlarda başlar. Adet kanamalarının araları menopozdan 2 ile 8 yıl öncesinden uzamaya başlayabilir. Yani adetlerin seyrekleşmesi hemen menopoza girileceğinin bir göstergesi değildir.
MENOPOZDA GÖRÜLEN BELİRTİLER
Adet düzeninin bozulması: Menopoza yaklaşıldığında yumurtlama daha seyrek olmaya başlar. Bu nedenle adet kanamasının miktarı azalır ve gebe kalma olasılığı azalır. Ancak bazen adet kanamasının miktarında tam tersine bir artma görülebilir.Vazomotor bozukluklar: Bunlar ateş basması, terleme, çarpıntı, yüzde ve boyunda kızarıklıklar gibi belirtileri içerir. Bu belirtiler hastaların % 50’sinde görülür, ancak daha sonra görülme oranı gittikçe azalır ve menopozdan 4 yıl sonra hastaların ancak % 20’sinde rastlanır.Psikolojik bozukluklar: Menopoz döneminde sıkıntı, gerginlik ve depresyon gibi psikolojik bozukluklarda artma görülür. Menopozda östrojen eksikliğine bağlı olarak uyku kalitesi bozulur. Östrojen hormonu uyku kalitesini artırır, uykuya dalma süresini azaltır. Vajina ve idrar yollarının örten tabakalardaki incelmeye bağlı olarak cinsel ilişki sırasında ağrı, kaşıntı ve idrar yapmada zorluk gibi yakınmalar görülebilir. Ayrıca ciltte kollajen dokusunun azalmasına bağlı olarak incelme oluşur. Vajina ve idrar yollarındaki bu belirtiler östrojen tedavisine çok iyi yanıt verir ve tedavinin birinci ayında önemli oranda düzelme görülür. Ancak tam iyileşme 6 ile 12 ay sonra sağlanır.Kemiklerde erime (Osteoporoz): Osteoporoz kemik dokusunun mikroskopik yapısındaki bozukluklar sonucunda kırıklara eğilimin artmasıyla karakterize bir durumdur. Vücutta kemik dokusu “kortikal kemik” ve “trabeküler kemik” olarak ikiye ayrılmaktadır.Trabeküler kemik sırt ve bel kemiğini oluşturan dokudur. Kemik kaybı aslında 20 yaşından sonra başlamakla birlikte, menopoz dönemine kadar görülen kayıp önemsizdir. Menopozdan sonra trabeküler kemikte yılda % 5 ve vücudun total kemik kitlesinde ise yılda % 1-1.5 oranında bir kayıp görülür. Menopozdan 20 yıl sonra trabeküler kemik kitlesinde % 50 ve kortikal kemiklerde % 30 kayıp olur. Bunun sonucunda boyda kısalma ve kırıklara eğilimde artma görülür. Kemik kaybının önlenmesinde yaşam şeklinin önemi vardır. Menopoz dönemindeki kadınlara günde 2-2.5 km. yürüyüş önerilmekte ve bunun tedavinin etkinliğini artırdığı düşünülmektedir. Ayrıca alkol ve sigara kullanımından kaçınılması gerekir. Özellikle sigara kullanımı kemik kaybını artırmaktadır.Cinsellik: Menopozda vajinada kayganlığı sağlayan sıvıda bir azalma olur ve vajina dokusundaki incelmeye bağlı olarak esneklik azalır. Bunların sonucunda cinsel ilişki sırasında aşırı, kuruluk, vajinada daralma, yanma, tahriş ve ilişki sonrası damlama şeklinde kanama görülebilir. Ancak bu belirtiler hastanın cinsel aktivitesi ile de ilgilidir. Normal cinsel yaşamına devam eden hastalarda bu belirtiler daha az görülürken, ilişki sıklığı azalan hastalarda bu bozukluklarda daha hızlı bir ilerleme görülmektedir.
TEDAVİ
Menopozun tek bir “tedavi”si yoktur. Aslında yapılmaya çalışılan bu hormonal değişimin vücutta çeşitli sistemlerde yaptığı istenmeyen değişiklikleri önlemek ve hayat kalitesini yüksek tutmaktır.Menopoz tedavisinin asıl ilacı östrojen olmakla beraber değişik nedenlere östrojen alamayanlarda sadece progesteron ya da kemik yoğunluğunu arttırmaya bir miktarda olsa faydası olan spreyler veya haplar kullanılabilir.Özellikle bütün menopozdaki kadınların kemik yoğunluğunu korumak için bol miktarda süt ve süt ürünleri tüketerek kalsiyum alımını arttırmaları ve düzenli olarak egzersiz yapmaları önerilmektedir.
MENOPOZDA BESLENME
Özellikle menopoz döneminin sonundaki kişilerde sıkça görülen osteoropozu (kemik yapısının bozulması) hafif geçirmek için bu dönemde tüketilen besinlere ve fiziksel aktivitelere dikkat edilmesi gerekir.Kemik yapısında bulunan bazı besin öğelerinin uzun vadede yetersiz alınmaları veya emilim bozuklukları sorunun besinsel kısmını oluşturuyor. Yüksek lifli diyetler, aşırı alkol, sigara ve kafein tüketimi, hatalı beslenme ve kalsiyum eksikliği osteoporoz için zemin oluşturuyor. Bu dönemde idrar yoluyla kalsiyum atılımı fazla olduğundan, diyet uygulanarak kalsiyum alınması gerekiyor. Kalsiyum açısından en iyi kaynak peynir, yoğurt gibi süt ürünleri. Yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, kurutulmuş meyveler, susam, fındık, pekmez de kalsiyum bakımından zengin besinler arasında yer alıyor.
Menopozla İlgili Yanlış Bilgiler
Östrojen tedavisi kalp hastalıklarına neden olur.-Aksine kalp hastalıklarını ve kemik erimesini önler. Östrojen tedavisi rahim kanserine neden olur.-Tedaviye uygun dozda progesteron eklendiğinde rahim kanserinde bir artışa kesinlikle yol açmaz. Menopoz döneminde cinsel hayat biter.-Bu tamamen hastanın cinsel aktivitesiyle ilgilidir. Normal cinsel yaşamına devam eden hastalarda menopozu daha rahat geçirmektedirler.


