Kadın vücudu besinlerden ne ister?

Kadın bedeni, tükettiği besinlerden bazı şeyleri çok bazılarını daha az ister. Bir kadın bedeninin sağlığını sürdürebilmesi için besin öğelerine ihtiyacı vardır. Kadınlık süreci boyunca bazı ihtiyaçları farklılık gösterse de, kadın beslenmesinin temel çizgileri aslında çokta değişmez.

Enerji İster: Ama kararında

Kadın bedeni yaşantısının her döneminde erkeklere kıyasla daha fazla yağ depolamaya meyillidir. Ergenlik dönemi ile depolanmaya başlayan yağ dokusu yaş ilerledikçe enerji alımına dikkat edilmediğinde şişmanlık riski oluşturur. Kadınlık hormonlarının yağ depolama yetisini arttırması aslında metabolizma hızını da etkiler. Yağ hücreleri kas hücrelerine kıyasla daha az enerji harcadığından ötürü kadın bedeni erkek bedenine göre daha az enerji harcar yani kadınların metabolizmaları erkeklere nazaran yavaş çalışır. Erkek kardeşiniz, babanız veya erkek arkadaşınız karşınızda sizin iki katınız kadar yerken sizin sinirlerinizin bozulmasının da temel nedeni metabolik hız farkıdır.

Kadınsanız, vücudunuzun besinlerden istediği erkeklere kıyasla daha az enerjidir. Fakat bu durum aç kalmanız veya 3 öğün salata yemeniz anlamına gelmez. Enerji ihtiyacınızın doğru saptanması için özel teknikler kullanılmaktadır. Bir diyetisyenden yardım alarak kişisel enerji ihtiyacınızı saptayabilirsiniz.

Kalsiyum İster: Hep Dikkat Gerektirir

Ergenlik çağında kemik gelişimi için son derece gerekli olan kalsiyum mineralini kadın bedeni çok sever. Çünkü yaşa bağlı olarak artan kemiklerden kalsiyum atımına DUR demesi gerekir. Ayrıca aylık periyotların sonlandığı dönemde durum daha da kritik hale gelir ve kalsiyum atımı hızlanır. Kemik kırılmalarına kadar varabilecek sağlık sorunlarından kaçınmak için vücudunuzun sesini dinlemeniz önemlidir. Günlük beslenme planınızda 2 su bardağı süt veya yoğurt ve 2 dilim peynir çeşitlerinden olmalıdır. Kadınlık sürecinde kalsiyum desteğine gerek duyabileceğiniz dönemler olacaktır, bu süreçte doktorunuzun önerdiği kalsiyum desteğini “önerilen” dozda ve sıklıkta kullanmanız önemlidir.

Folat İster: Anne olmak isteyenlerden

Kadınlık sürecinin en özel yolculuklarından biri olan gebelik döneminde, kadın bedeni B grubu vitaminlerden biri olan folata olan isteğini arttırır. Bu yoğun isteğin nedeni bebeğin sinir sisteminin tam gelişmesini sağlamak ve onu sakatlıklardan korumak amaçlıdır. Gebelerin günde 600 mikrogram, emzikli kadınların ise günde 500 mikrogram folat alması gerekir. Gebelik öncesi dönemde ve gebelik süresince folat desteği için bir doktora danışmanız gerekir. Koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kuru baklagilleri de sofra da ön plana çıkarın.

Demir: Sağlıklı bir “IRON” lady olabilmek için

Kadın vücudu aylık periyotlar sürdükçe demire daha fazla ihtiyaç duyar. Çünkü bu süreçte vücuttan demir kaybı gerçekleşir. 19–50 yaş arası bir erkeğin günlük demir ihtiyacı 8–10 mg iken, kadın bedeni günde 18 mg demir ister. Erkekler düşük demir ihtiyaçlarını kolayca karşılar. Peki kadınlar? Kadın bedeni, enerjiyi az demiri fazla isterken kendisini biraz çelişkili bir duruma sokmaktadır. Fakat sağlıklı beslenme ile çelişkiyi ortadan kaldırmak yine sizin elinizdedir. Kırmızı et ve diğer et grupları iyi demir kaynaklarıdır. Koyu yeşil yapraklı sebzelerde, kuru baklagillerde, kuruyemişlerde ve yumurta da ise vücutta daha zor kullanılan bir demir formu vardır. Bu demir formundan maksimum fayda için yapmanız gereken bu besinlerin yanında bir miktar et grubu besin ve C vitamininden zengin olan sebze ve meyveleri tüketmenizdir.

Sağlıklı günler dilerim…

Kışın korkulu rüyası grip kapıda


Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi İntaniye Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Onur Ural, bazı hastalarda hayatı tehdit edici komplikasyonlara yol açan grip hastalığının, işgücü kaybı açısından bakıldığında en yüksek maliyete yol açan hastalıkların başında yer aldığını söyledi. Prof. Dr. Ural, grip hastalığının influenza denilen virüsün, solunum yoluyla insan vücuduna girerek özellikle sonbahar sonu, kış ve ilkbahar başında salgınlar yapan bir infeksiyon hastalığı olduğunu belirterek, "Bazı hastalarda hayatı tehdit edici komplikasyonlar gelişebilir. Grip hastalığının belirtileri; ateş, üşüme, titreme, baş ağrısı, halsizlik, kırgınlık, yorgunluk hissi, iştahsızlık, boğaz ağrısı, yaygın kas ve eklem ağrıları, hapşırma, bulantı ve kusma, genizde dolgunluk ve akıntı, burun akıntısı, gözlerde yanma ve kızarıklıkdır. Grip de nezle gibi, hasta kişilerin bulunduğu ortamlarda, hapşırma ve öksürme yoluyla ve virüs bulaşmış ellerle temas sonrasında kolaylıkla bulaşır" dedi. Tedavide antibiotiklerin hiçbir faydası yok Grip hastalığının tedavisinde yatak istirahati ve ortaya çıkan şikayetleri azaltmaya yönelik destekleyici yaklaşımlar yanında, doktorun gerek görürse komplikasyonlara yönelik tedaviler verebileceğini ifade eden Prof. Dr. Ural, şunları söyledi: "Grip ve benzeri hastalıklarda antibiyotiklerin hiçbir faydası yoktur. Tersine çok ciddi sakıncaları olabilir. Hiçbir antibiyotik, doktora danışmadan alınmamalıdır. Sağlıklı insanlarda grip, 1 hafta içerisinde kendiliğinden iyileşir. Ancak bazı kişilerde, örneğin vücut direnci zayıf durumda olan kronik hastalığı olanlar, kalp-akciğer hastalığı olanlar, yaşlılar, şeker hastaları vb. olanlarda pnömoni (zatürree), menengoensefalit (beyin iltihabı), miyokardit (kalp kası iltihabı) gibi ciddi ve ağır seyredip ölümle sonuçlanabilecek hastalıklar görülebilir." Yüksek risk grubu aşılanmalıdır Prof. Dr. Onur Ural, grip ve sonrasında oluşabilecek hastalıklardan korunmanın mümkün olduğunu, bu amaçla geliştirilmiş ve kullanılan grip aşıları bulunduğunu kaydederek, aşının özellikle hastalığa yakalanma ve sonrasında oluşabilecek hastalıklar yönünden risk taşıyan Yüksek Risk Grubu denilen kişilere faydalı olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ural, aşılanması gereken kişileri şöyle sıraladı: "65 yaş ve üzerindekiler (yurtdışında 50 yaş ve üstüne de önerilmektedir. Bunun nedeni 50-64 yaş arası yüksek riskli kişilerin de aşılanmasını sağlamaktır), bakımevlerinde kalan ve sürekli hastalığı olanların hepsi, sürekli akciğer ve kalp hastalığı olanlar (astım ve böbrek hastaları dahil), şeker hastaları, kalıtsal hemoglobin bozukluğu olanlar, bağışıklık sistemi ile ilgili hastalığı olanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar (kanser hastaları, HIV=AIDS enfeksiyonu olanlar, organ nakli yapılmış olanlar, steroid ilaç alanlar, kemoterapi ya da radyoterapi uygulananlar), sağlık çalışanları, risk grubu hastaların ev halkı, yakın temasta olduğu kişiler, 6 ay - 18 yaş arasında olup uzun süreli Aspirin alanlar. (Reye Sendromu gelişme riskini azaltmak için)" Aşı bazı koşullarda sakıncalı olabilir Grip aşısının genelde güvenli aşılar arasında kabul edilmekte olduğunu anlatan Prrof. Dr. Onur Ural, "Ancak bazı koşullarda uygulanması sakıncalı olabilmektedir. Yumurta alerjisi olan kişiler (yumurta yiyince dilde şişme, solunum güçlüğü, kan basıncında düşme gibi reaksiyon gelişenler), daha önce yapılan grip aşısında ciddi reaksiyon gelişen kişiler aşılanmamalıdır. Ani başlayan ateşli bir hastalığı olanlarda ise iyileşinceye kadar aşı uygulamasının ertelenmesi gereklidir. Aşı yapılırken dozu yaşa göre değişir. Erişkinler ve 3 yaş üzerindeki çocuklar için 0.5 ml'lik bir doz, 6-36 aylık çocuklar için 0.25 ml'lik bir doz, daha önce hiç enfekte olmamış ya da hiç aşılanmamış çocuklarda en az 4 hafta ara ile 2 doz aşı verilmelidir" diye konuştu. Hastalar dikkatli davranmalı Meram Tıp Fakültesi İntaniye Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Onur Ural, grip aşısı olan kimsenin sadece gribe karşı korunacağını belirterek şöyle konuştu: "Aşının bağışıklık oluşturmadığı kimselerde ve grip dışındaki diğer solunum yolu hastalıklarında genel korunma tedbirlerine dikkat etmeliyiz. Grip, nezle, soğuk algınlığı vb. solunum yolu hastalıklarının topluma yayılmasında sağlamlardan çok hasta olanların daha dikkatli ve sorumlu davranması gerekir. Hastalar en azından hastalıkları tamamen düzelene kadar başkalarıyla öpüşmemeli, kucaklaşmamalı ve hatta tokalaşmamalıdır. Ayrıca yine hastalar ağız ve burunlarıyla temas ettiklerinde, öksürük hapşırık nedeniyle ellerine sekresyonları bulaştığında ellerini yıkamadan başkalarının kullandığı telefon gibi ortak gereçlere temas etmemelidirler. Hastalar ilk 3-4 gün zorunlu değilseler sinema, okul, işyeri, metro, otobüs gibi kalabalık ortamlara girmemeli, evlerinde istirahat etmeli, mutlaka gerekiyorsa başkalarına bulaştırmamak için maske ile sokağa çıkmalıdırlar. En etkili korunma hastaların alacağı bu gibi tedbirlerle olur. Korumada sağlıklı kişiler ise sonbahar-kış aylarında uygun giyim ve beslenmeye dikkat etmeli, kalın-yünlü sıcak giysiler kullanmalı, terli kalmamalı, bol sebze meyve tüketmelidir. Vücut direncini düşüren ve kolayca hasta olmamızı sağlayan etkenlerden uzak durulmalı; aşırı yorgunluk, alkol, sigara, az ve düzensiz uyku, düzensiz ve tek yönlü beslenmeden kaçınılmalıdır."

10 adımda ağız kokusundan kurtulun

İstanbul Özel Hizmet Hastanesi Ağız ve Diş Hastalıkları Bölümü’nden Diş Hekimi Doğan Kontacı’ya göre alınacak 10 kolay önlemle beraber ağız kokusu ortadan kalkabiliyor.

Ağız kokusunun öncelikle sebebi teşhis edilmeli ve tedavisinin buna göre yapılması gerekir. Ağız içi kaynaklı kokularda yapılması gerekenler söyle sıralanabilir. Tüm diş çürükleri tedavi edilmeli. Diş eti hastalığı tedavi edilmeli. Dişeti cebi ve diş taşları elimine edilmeli. Gömük ve yarı gömük 20 yaş dişleri çekilmeli. Hatalı yada eskimiş köprü ve protezler yenilenmeli.Ağız Kokusunun Diğer Sebepleri Özellikle sinüs ve akciğer kaynaklı enfeksiyonlarda, Şeker hastalığı (aseton kokusu gibidir), Böbrek yetmezliği (balık kokusu gibidir), Karaciğer yetmezliği, Metabolizma bozuklukları (teşhisi zor olabilir, zaman zaman ortaya çıkan kötü bir balık kokusu), Açlık, diyet, ağız kuruması, oruçlu olmak (Sıvı gıda eksikliklerinde vücuttaki yağ ve protein çözünmeye başlar, bu metabolizmanın yan ürünleri kötü ağız kokusu olarak yansır).

AĞIZ KOKUSUNU ÖNLEMEK İÇİN

1-Dişlerinizi ve dişetlerinizi koruyun

Diş çürükleri, diş eti iltihapları ağız kokusunun önemli nedenlerindendir. Ağız içi herhangi bir enfeksiyon bakteri üremesini artıracağı için daima ağız kokusuna neden olur. Bu nedenle diş hekimizin önerilerini mutlaka dinlemelisiniz.

2-Ağızda var olan protez ve köprüleri kontrol ettirin

Ağız içinde var olan eskimiş köprü ve protezle zamanla gıda birikmesine yol açacağından kötü kokulara neden olabilir. Bu durumlarda yenilenmesi gerekenleri değiştirmeli, eksik olan dişlerin yerleri için gerekli tedavileri yaptırmalısınız.

3-Sakız çiğneyin

Tükürük ağız kokusu ile savaşmanın en güçlü yoludur. İçinde yemek parçacıklarını yerinden söküp mideye gönderecek güçlü enzimler, güçlü bakteri öldürücü antibiyotikler vardır. Bu nedenle şeker gibi bazı hastalıklarda, pek çok ilacın yan etkisi olarak ortaya çıkan kuru ağızlar daima kötü kokuludur. Sabahları niçin ağzınızın kötü koktuğunu merak ediyorsanız yanıt buradadır; gece boyunca tükürük salgısı azalır ve ağzınızın içindeki yemek parçacıkları uzun süre burada durur. Bakteriler de onları afiyetle kullanır ve çürütür. Böylece sabahları ağzınız kötü kokabilir. Şekersiz sakız çiğnemek tükürük salgınızı artırarak ağız temizliğinize yardımcı olur. Nane şekerleri ve tatlı sakızlar genellikle işe yaramaz ve durumu daha da kötüleştirir. Ancak xylitol içeren sakızlar da bu konuda size yardımcı olabilir.

4-Tarçın kullanın

İçeceklerinizde ve uygun yiyeceklerinizde tarçın kullanabilirsiniz. Tarçın ağız içi bakterilerle mücadelede önemli bir silahtır. Eğer varsa tarçınlı şekersiz sakızlar da uygun bir öneri olabilir.

5-Daha fazla su için

Özellikle yaşla artan vücut kuruması pek çok yönden dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Çok su içmek onlarca diğer yararının yanında dilinizin kurumasını da önleyerek ağız kokusu ile mücadelede önemli bir silah olarak kullanılabilir. Su ağız içindeki bakterilerin minimumda tutulması için direk yardımcıdır. Ayrıca tükürük salgısını artırarak da yardımcı olur.

6-Asla burnunuz tıkalı uyumayın

Sinüzit gibi hava yolu rahatsızlıkları ve burun tıkanmasına neden olan diğer durumlar geceleri ağızdan nefes almamıza neden olur. Bu durum ağzı ve boğazı kurutarak bakterilerin üremesi için ideal bir ortam oluşturur. Azalan tükürük salgısı durumu daha kötü hale getirir. Bu nedenle kesinlikle burnunuz tıkalı uyumamalısınız.

7-Basit şeker tüketiminizi azaltın

Beyaz un, beyaz şeker, glukoz/fruktoz şurubu ile tatlandırılmış tüm hazır gıdalar ağız içindeki bakteriler için inanılmaz bir hazinedir. Bu tür şekerleri çok kolay kullanarak hızla çoğalırlar. Basit şekerler (atıştırmalık tüm şekerli gıdalarda olduğu gibi) diş çürüklerine neden olur ve ağız sağlığını büyük bir süratle bozarlar. Bu nedenle basit şeker tüketiminizi azaltmalısınız. Bu da su içmek gibi size onlarca yararın yanında ağız kokunuzun azalmasına da yardım edecektir.

8-Lokmaları iyi çiğneyin

Bu sayede yiyeceklerle tükürük salgısı iyice karışır ve ağızda yemek parçası kalma olasılığı düşer. Daha çok çiğneme hareketi daha çok bakterinin yerinden koparak mideye gitmesine yardımcı olur.

9-Diş ipi kullanın

Diş ipi sayesinde fırçanın çıkaramadığı yerlerdeki bakteri ve yemek artıklarını sökebilirsiniz. Özellikle diş gövdeleri arasındaki dar bölgelerde biriken yemek artıkları hızlı bakteri çoğalmasına neden olabilir.

10-Sigara içmeyin

Sigara içmek ağız kuruluğuna neden olduğundan ağız kokusuna sebep olur. Ayrıca diğer bir ağız kokusu nedeni olan diş eti hastalıklarına da zemin hazırlar.

Zevkli seks için 9 öneri

Seksologlara göre zevkli bir seksin yolu vücudunuzla barışık olmaktan ve fantezilerinizi geliştirebilmekten geçiyor.

20-40 yaşları arası seksin en yoğun yaşandığı, kadın ve erkeğin en aktif olduğu yaşlardır. Ancak bu yaş aralığının dışında da arzulanma arzusunu, vücuduyla barışık olma arzusunu, orgazm tecrübesini, fantezilerini iyi değerlendiren her birey hayatı boyunca cinsel yaşamını devam ettirebilir.

Yaş ilerledikçe veya uzun birlikteliklerde cinsel istekte azalma, erkeklerde ereksiyon ve boşalma problemleri, kadınlarda lubrikasyon-kuruma- problemleri meydana gelebilir. Bu gibi faktörler cinselliği de mecburiyettenmişcesine tek düze ve rutin hale getirebilir. Bu rutin yaşam; çiftlerin birbirleriyle yakınlaşmaları, arzularını muhafaza edebilmeleri, vücutlarıyla barışık olmaları, fantezilerini geliştirebilmeleri, cinsel tercihlerini gözden geçirmeleri gibi hususlarla önlenebilir. Cinsel IQ, kişinin tercihlerini, duygularını, seks sırasındaki kokusu ve çıkarttığı sesler ile vücudunu, cinsel aktivitedeki limitlerini, yasak olan ve olmayan noktaları ve yaşamak istediği değişiklikleri muhakeme etmesi ve tüm bu faktörlerle kendini kabullenmesidir. Bu nedenle iyi bir cinsel yaşamdaki önemi ölçülemez.

İşte hatırlamanız gereken önemli noktalar:

1: Seksin vücut görüntüsü ile hiçbir alakası yoktur. Mükemmel olmayan vücutlar da seksten zevk alır, partnerine zevk verir. Burada tarafların karşılıklı olarak dürüst ve saygılı olmaları, cinselliği bu şekilde yaşamaları önemlidir. Tatmin edici seksi oluşturan pozitif faktörler seks sırasında cinsel istek, tarafların müsaade yeteneği, haklarını değerlendirme yeteneği ,cinsellikle ilgili doğru bilgilere sahip olmaları, yeterli heyecanı hissetmeleri ve beyinsel konsantrasyon ile karşılıklı tensel kokunun birbirine çekici gelmesi olarak özetlenebilir.

2: Eğlenmek de seksin bir parçasıdır. Kişilerin dilediğince özgür olması, fanteziler kurması, dürüstlük ve saygı çerçevesinde zevk aldığı şeyleri partnerine sunması, cinselliği ayrıcalıklı bir armağan olarak algılaması ve herkesin zevk almaya hakkı olduğunu kabullenmesi ile cinsel hayatları renklenecektir.

3: Sekste sıklık önemli değildir. Evli bir çiftin seks yapma aralıkları tamamen kişilere göre değişen bir durumdur. Hiçbir çift seks yapma aralığı az diyerek aşağılanmamalıdır. Ancak sürekli birlikteliklerde veya evliliklerde periyodik bir yaklaşımı öneriyoruz. Özellikle karşılıklı sıcaklığı muhafaza etmek açısından periyodik aralıkları önemli buluyoruz. Periyodik belirli aralıklarla tatmin edici birleşmeler, aynı zamanda cinsel fonksiyonun devamı açısından da önemlidir.

4: Sekste çekincelere yer yoktur. Seksin korkutucu çekince içinde değil, samimi ve açık olarak konuşulması mutlu bir cinsel yaşam için bir gerekliliktir. Çiftler birbirine hoşlandığı şeyleri söyleyebilmeli, kendini seks sırasında iyi ve rahat hissetmeli, seksin bir performans gösterisi veya ‘normal’ olması gerektiğini düşünmemelidir. Bu da ancak karşılıklı konuşarak mümkün olur.

5: Çocuklu ailelerde seks bitmez. Unutulmamalıdır ki, çocuk sahibi olmak cinsellik açısından önemli bir faktör değildir. Çiftler günlük yaşamlarına göre cinselliğe ayıracakları zamanı seçmeli ve bu zaman zarfında özellikle birbirlerine konsantre olmalıdır.

6: Sertleşme Sorunu “Tümüyle kafanızda yarattığınız bir sorun” değildir. Son 25 yılda sertleşme sorunlarının tıbbi bir durumdan kaynaklandığı açıklığa kavuşmuştur. Sertleşme sorununun çoğunlukla psikolojik bir yönü olsa da (depresyon, endişe ve stresin rolü olabilir), hemen her zaman fiziksel bir nedeni vardır.

7: Sertleşme sorunu yalnızca yaşlı erkeklerde görülmez. Bu durum 40 yaşın üzerindeki erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, her yaştaki erkekte meydana gelebilir. Yapılan yeni bir çalışma, 40 ile 70 yaşları arasındaki erkeklerin yaklaşık yarısının zaman zaman sertleşme sağlama ve/veya sürdürmede sorun yaşadığını ortaya koymuştur. Sertleşme sorunlarının oranı yaşla birlikte artsa da, tek başına yaşlanma, sertleşme sorununun bir nedeni olarak görülmemektedir. Sertleşme sorunlarının yaşlı erkeklerde daha sık görülmesinin nedeni, yüksek kan basıncı gibi yaşa bağlı hastalıklardır.

8: Cinsel ilişki için çok yaşlı değilsiniz.Tüm yaşlardaki çiftler cinsel ilişkiyle ilgilidir. Cinsel yaşam sağlıklı bir ilişkinin önemli bir parçasıdır. Gerçekten de, yapılan birçok araştırmada aktif cinsel yaşamın yaşlanmanın çok doğal bir parçası olduğu gösterilmiştir.

9: Çift karşılıklı çekiciliğini yitirmiş olsa bile tekrar elde edebilir. Önemli olan bunu hangi noktada kaybettikleri konusudur. Çiftler birbirlerine karşı çekiciliklerini şu noktalarda yitirirler: Seks sırasında yetersiz olmaktan, anormal olmaktan çekinirlerse, seksle ilgili noktaları partnerleriyle konuşamazlarsa, seks hakkında hissettiklerini sözcüklerle ifade edemezlerse. Seks sırasında veya sonrasında partnerini yakın hissetmekle, birbirine dokunarak heyecanlanmayı beklemekle, fantezi ve arzularla ilgili suçluluk duymamakla ve erkek-kadın vücudunun nasıl çalıştığını karakterlerini değerlendirmekle tensel uyum ve karşılıklı çekicilik tekrar elde edilebilir.

Seks hakkında bilmek istediğiniz herşey


Cinsel yaşam, insanlığın en karanlık kalan yanlarından biri. Utanç duygusuyla korkuların birleşimi, cinselliğin her tür gerçek dışı söylentiyle birleşmesine neden oluyor. Kulaktan dolma bilgiler, uydurulmuş öyküler, cinsellik bir sır gibi fısıldandığı sürece, gerçeğin yerini alıyor.

İşte size gerçek bilgiler... Belki, merak edip soramadığınız, belki yalan yanlış bilgiler yüzünden yanlış bildiğiniz soruları derledik.


G noktası nerededir?


Yüzyılın en önemli keşiflerinden birinin adı “G noktası”. 1940 yılında Alman jinekolog Dr. Ernst Granfenburg tarafından adı konulan bu nokta, daha doğrusu alanın, kadının en erojen bölgelerinden biri olduğu iddia ediliyor. Vajina duvarında, yaklaşık 5 cm derinlikte bulunan ve bir noktadan çok bir alan diyebileceğimiz G noktasının orgazmı kolaylaştırdığı söyleniyor. Niye bir söylenti gibi aktardığımıza gelince; bu bölgeyi bulmak için, Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfederken harcadığı enerjiyi gözden çıkarmalısınız. Çünkü, Kutup Yıldızı’nın gökyüzündeki yerini bilmeniz, onu her gece gökyüzünde görebileceğiniz anlamına gelmez. Partnerinizle birlikte bu duyarlı bölgeyi bulmak için çeşitli pozisyonlar deneyebilirsiniz.


G noktası sadece kadınlara özgü bir erojen bölge midir?


Erkek de kadının uyarıldığı bölgelerden uyarılabilir. Örneğin göğüs uçları, kulak içleri, ense, kadında da erkekte de ortak erojen bölgelerdir. Erkeklerde, kadınlardaki G noktasına karşılık gelen bölge, testislerle anüs arasında bulunur. Erkeklerin G noktasını bulmak kolaydır. Ancak, çoğu zaman erkekler anüslerine yakın dokunulmasından hoşlanmadıklarından, buna izin vermeyebilirler.


Penis, gerçek büyüklüğüne ne zaman ulaşır?


Erkek cinsel organları, 17 yaşında normal büyüklüğüne ulaşır. Erkekler, 10-13 yaşlarıda ergenlik dönemine girdiklerinde, penisleri de diğer organları gibi, gelişmeye ve büyümeye devam eder. Bu büyüme 17 yaşına gelinceye kadar sürer. Bir erkeğin ergenliğe girmesiyle, cinsel gelişimini tamamlaması aynı şey değildir.


Penisin normal büyüklüğü nedir?


İşte erkeklerin daha çok küçük yaşlardan itibaren cevabını aradıkları can alıcı bir soru. Bu normal ölçü arayışının başlıca sebebi, bu çıtanın altında mı, yoksa üstünde miyim kaygısı. Bu sorunun cevabı “Partnerini mutlu eden penis, normal penistir” diye verilebilir. Bütün penisler erekte olduğunda uzar. Ancak, daha matematik bir cevap istiyorsanız, 13-15 cm kadar diyebiliriz. Şimdiye kadar tıbbi kayıtlara geçen en uzun penisin 33,5 cm uzunluğunda ve 15 cm çapında olduğu belirtiliyor. Şunu söyleyelim; çok büyük penis insana sadece problem getirebilir. Neden derseniz; 1. Vajinadan daha uzun ve geniş bir penis, acı verebilir. 2. Penis büyüdükçe, ereksiyon zorlaşır.


Uzunluk mu önemlidir, genişlik mi?


Siz söyleyin, hangisi? Erkeklerin uzun penis takıntısını boşverin. Bakın Seks Terapisti Julie Gole ne diyor: “Eğer ideal bir penis tasarımı yapabilseydik, bu kapı tokmağı gibi, “kısa ve kaim olurdu.”


Prezervatif kullanırken bebek yağı kullanılmalı mı?


Kayganlığı arttırıcı yağlar prezervatifi olumsuz etkileyebilir. Yağ bazlı vazelin, el kremi, dudak parlatıcısı, ruj gibi maddeler, prezervatifi zayıflatabilir. Bu tip ürünler kullanmak yerine özel hazırlanmış ve prezervatifle kullanılabileceği belirtilmiş maddeler kullanın. Ya da ön sevişme süresini uzatın.


AIDS, oral seksle bulaşır mı?


Olabilir. HIV virüsünün bazı vücut sıvıları ve kanla bulaştığı herkesçe biliniyor. Oral seks sırasında ağzınızın içindeki mikroskobik kesikler, dişetlerinizdeki küçücük bir yara virüsün vücudunuza girmesine neden olabilir. Sadece HIV değil, herpes virüsü ve pek çok cinsel hastalık, oral seks sırasında bulaşabilir.


Regl döneminde seks güvenli midir?


Hayır. Hamile kalabilirsiniz. Yoksa siz vajina içinde spermin 5 gün boyunca canlı kalabileceğini hâlâ öğrenemediniz mi? Regl döneminin tehlikesiz olduğunu düşünüp hamile kalmak çok acı bir sürpriz olabilir. Unutmayın, bazı kadınlar, cinsel ilişki sırasında bile yumurtlayabilirler!


Bazen seks neden acı verir?


Vajinal sıvının yeterli olmadığı durumlarda, eğer bir kayganlaştırıcı da kullanmadıysanız, doğacak tahrişlerden ötürü seks acı verebilir. Seks sonrası küçük ağrılar genellikle problem yaratmayacak cinstendir. Ancak, ağrı sürekli hale geliyorsa ve her birleşme sırasında ve sonra yineleniyorsa, mutlaka doktora görünün. Çünkü bu tip ağrılar vajinal kistlerin ve yaraların habercisi olabilir. Birleşme sonrası kaşıntı ve tahriş yaşıyorsanız, belki de meni alerjiniz vardır. Siz siz olun, işinizi şansa bırakmayın ve doktora görünün.


Klitoris seksten sonra neden hassaslaşır?


Klitoris, bir aysberge benzer... Yani göremediğiniz tarafları, gördüğünüzden çok daha fazladır. Erkeklerdeki penise benzer bir yapısı vardır. Seks sırasında içindeki kılcaldamarlar kanla dolar. Dokunulmaya karşı duyarlılığı artar.


Orgazm sonrası kendimizi neden daha iyi hissederiz?


Orgazm, damarlarımızdaki kan akışını hızlandırır ve dolaşımı canlandırır. Meditasyon kadar etkili bir rahatlama yöntemidir. Bungee Jumping yapmış birinin yere ayak bastığı andaki rahatlama hissini düşünün. Orgazm, biraz da buna benzer.


Menide kalori var mı?


Evet. Bir boşalımlık menide yaklaşık 25 kilojul vardır.


Neden meni bazen koyudur?


Eğer partnerinizin menisi koyuysa buna sevinin. Çünkü bilin ki, kendisini size saklamıştır. Erkeğin ilişki sıklığına bağlı olarak menisinin kıvamı değişir.


Kadınlar da boşalır mı?


Bu da çok tartışılan ve cevabı çok merak edilen bir konu. Kimilerine göre kadınların yüzde 40”ı erkekler gibi boşalıyor. Ancak, bunun normal vajina sıvısı mı, yoksa G noktasının orgazma katkısı mı olduğu konusu henüz kesin değil. 1988 yılında Slovakya’da yapılan bir araştırmada, kadınların G noktalarına baskı uygulanmış, sonuçta bazı kadınlarda bir boşalma görülmüş.


Neden penis bazen yana yatar?


Bazı durumlarda erekte olmuş penislerin, bir tarafa doğru yattığı görülür. Bu normal bir durumdur. Penisler de tıpkı diğer organlar gibi, her insanda farklı özellik gösterir. “Peyronie”s disease” adı verilen ve peniste nedeni belli olmayan hücre çoğalmasına sebep olan ağrılı bir hastalık da penisin çarpık durmasına neden olabilir.


Penis kırılabilir mi?


Evet. Ereksiyon halindeki bir penis, baskı altında kırılabilir. Çok ağrı verici olan ve doktor müdahalesine gerek duyulan bu durum, erkekler için çok ciddi bir sorun olabilir. Bu tatsız durumu yaşamamak için, dikkatli olmak da fayda var.


Erkekler orgazm taklidi yapar mı?


Evet. Ereksiyon olması ille de boşalacağı anlamına gelmez. Hatta belki başı ağrıyordur çok yorgundur ya da havasında değildir. Sadece sizi kırmaktan çekindiği için sizi geri çevirememiştir. Orgazmdansa orgazmı taklit etmeyi tercih edebilir.


Seks sırasında komik sesler mi çıkıyor?


Evet, kimi zaman böyle şeyler olabilir. Hatta gaz kaçırmak bile mümkün. Bunu seksin doğal sürecinin bir parçası olarak kabul edebilirsiniz.


İspanyol seksi nedir?


“French Kiss”ten sonra bu da ne oluyor?” demeyin. Çok özel bir tarafı yok. Normal bir ilişkiden farkı, erkeğin, kadının göğüsleri üzerine boşalması. Her duruma isim takmak ve bir millet patenti vermek isteyenlerin koyduğu öylesine bir isim kısacası.


Penis neden mavileşir?


Yüzüstü pozisyonda, penise daha fazla kan gitmesi, penisin mavileşmesine neden olabilir. Boşalma sonrası ya da ereksiyonun sona ermesi halinde, penis tekrar gerçek rengine döner. Eğer çok rahatsız oluyorsanız bakmayın. O rahatsız oluyorsa, bir doktora görünsün. En azından içi rahat eder.

Menopozda kalsiyum desteği almak şart

Yumurtalıkların daha az kadınlık hormonu üretmeye başlayan her kadın belli bir yaşa geldiğinde menopozu yaşar. Ancak gelişen tıp ve teknoloji, bu dönemin hissedilmeden atlatılmasını, hatta olumlu yönlerinin kadınlar tarafından yaşanmasını mümkün hale getirdi. Tabii bu ancak düzenli doktor kontrol ve tedavileri ile mümkün...

Doğal olarak azalmaya başlayan hormonları kısmen yerine koymayı hedefleyen hormon replasman tedavisi, bu dönemde olabilecek riskleri en aza indirebilmekte, yaşam kalitesini arttırmaktadır. Ancak bunun için rutin doktor kontrolleri gerekir. Menopoz adetlerin kesilmesi olarak adlandırılır. Ortalama menopoz yaşı Türkiye için tam olarak bilinmemektedir. Adetlerin ilk başlama yaşı ile menopoz yaşı arasında bir ilişki bulunmaz. Yüksek yerlerde yaşayanlarda ve sigara içen kadınlarda menopoz daha erken yaşlarda başlar. Adet kanamalarının araları menopozdan 2 ile 8 yıl öncesinden uzamaya başlayabilir. Yani adetlerin seyrekleşmesi hemen menopoza girileceğinin bir göstergesi değildir.

MENOPOZDA GÖRÜLEN BELİRTİLER

Adet düzeninin bozulması: Menopoza yaklaşıldığında yumurtlama daha seyrek olmaya başlar. Bu nedenle adet kanamasının miktarı azalır ve gebe kalma olasılığı azalır. Ancak bazen adet kanamasının miktarında tam tersine bir artma görülebilir.Vazomotor bozukluklar: Bunlar ateş basması, terleme, çarpıntı, yüzde ve boyunda kızarıklıklar gibi belirtileri içerir. Bu belirtiler hastaların % 50’sinde görülür, ancak daha sonra görülme oranı gittikçe azalır ve menopozdan 4 yıl sonra hastaların ancak % 20’sinde rastlanır.Psikolojik bozukluklar: Menopoz döneminde sıkıntı, gerginlik ve depresyon gibi psikolojik bozukluklarda artma görülür. Menopozda östrojen eksikliğine bağlı olarak uyku kalitesi bozulur. Östrojen hormonu uyku kalitesini artırır, uykuya dalma süresini azaltır. Vajina ve idrar yollarının örten tabakalardaki incelmeye bağlı olarak cinsel ilişki sırasında ağrı, kaşıntı ve idrar yapmada zorluk gibi yakınmalar görülebilir. Ayrıca ciltte kollajen dokusunun azalmasına bağlı olarak incelme oluşur. Vajina ve idrar yollarındaki bu belirtiler östrojen tedavisine çok iyi yanıt verir ve tedavinin birinci ayında önemli oranda düzelme görülür. Ancak tam iyileşme 6 ile 12 ay sonra sağlanır.Kemiklerde erime (Osteoporoz): Osteoporoz kemik dokusunun mikroskopik yapısındaki bozukluklar sonucunda kırıklara eğilimin artmasıyla karakterize bir durumdur. Vücutta kemik dokusu “kortikal kemik” ve “trabeküler kemik” olarak ikiye ayrılmaktadır.Trabeküler kemik sırt ve bel kemiğini oluşturan dokudur. Kemik kaybı aslında 20 yaşından sonra başlamakla birlikte, menopoz dönemine kadar görülen kayıp önemsizdir. Menopozdan sonra trabeküler kemikte yılda % 5 ve vücudun total kemik kitlesinde ise yılda % 1-1.5 oranında bir kayıp görülür. Menopozdan 20 yıl sonra trabeküler kemik kitlesinde % 50 ve kortikal kemiklerde % 30 kayıp olur. Bunun sonucunda boyda kısalma ve kırıklara eğilimde artma görülür. Kemik kaybının önlenmesinde yaşam şeklinin önemi vardır. Menopoz dönemindeki kadınlara günde 2-2.5 km. yürüyüş önerilmekte ve bunun tedavinin etkinliğini artırdığı düşünülmektedir. Ayrıca alkol ve sigara kullanımından kaçınılması gerekir. Özellikle sigara kullanımı kemik kaybını artırmaktadır.Cinsellik: Menopozda vajinada kayganlığı sağlayan sıvıda bir azalma olur ve vajina dokusundaki incelmeye bağlı olarak esneklik azalır. Bunların sonucunda cinsel ilişki sırasında aşırı, kuruluk, vajinada daralma, yanma, tahriş ve ilişki sonrası damlama şeklinde kanama görülebilir. Ancak bu belirtiler hastanın cinsel aktivitesi ile de ilgilidir. Normal cinsel yaşamına devam eden hastalarda bu belirtiler daha az görülürken, ilişki sıklığı azalan hastalarda bu bozukluklarda daha hızlı bir ilerleme görülmektedir.

TEDAVİ

Menopozun tek bir “tedavi”si yoktur. Aslında yapılmaya çalışılan bu hormonal değişimin vücutta çeşitli sistemlerde yaptığı istenmeyen değişiklikleri önlemek ve hayat kalitesini yüksek tutmaktır.Menopoz tedavisinin asıl ilacı östrojen olmakla beraber değişik nedenlere östrojen alamayanlarda sadece progesteron ya da kemik yoğunluğunu arttırmaya bir miktarda olsa faydası olan spreyler veya haplar kullanılabilir.Özellikle bütün menopozdaki kadınların kemik yoğunluğunu korumak için bol miktarda süt ve süt ürünleri tüketerek kalsiyum alımını arttırmaları ve düzenli olarak egzersiz yapmaları önerilmektedir.

MENOPOZDA BESLENME

Özellikle menopoz döneminin sonundaki kişilerde sıkça görülen osteoropozu (kemik yapısının bozulması) hafif geçirmek için bu dönemde tüketilen besinlere ve fiziksel aktivitelere dikkat edilmesi gerekir.Kemik yapısında bulunan bazı besin öğelerinin uzun vadede yetersiz alınmaları veya emilim bozuklukları sorunun besinsel kısmını oluşturuyor. Yüksek lifli diyetler, aşırı alkol, sigara ve kafein tüketimi, hatalı beslenme ve kalsiyum eksikliği osteoporoz için zemin oluşturuyor. Bu dönemde idrar yoluyla kalsiyum atılımı fazla olduğundan, diyet uygulanarak kalsiyum alınması gerekiyor. Kalsiyum açısından en iyi kaynak peynir, yoğurt gibi süt ürünleri. Yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, kurutulmuş meyveler, susam, fındık, pekmez de kalsiyum bakımından zengin besinler arasında yer alıyor.

Menopozla İlgili Yanlış Bilgiler

Östrojen tedavisi kalp hastalıklarına neden olur.-Aksine kalp hastalıklarını ve kemik erimesini önler. Östrojen tedavisi rahim kanserine neden olur.-Tedaviye uygun dozda progesteron eklendiğinde rahim kanserinde bir artışa kesinlikle yol açmaz. Menopoz döneminde cinsel hayat biter.-Bu tamamen hastanın cinsel aktivitesiyle ilgilidir. Normal cinsel yaşamına devam eden hastalarda menopozu daha rahat geçirmektedirler.

SES KISIKLIĞI


SES KISIKLIĞI” NEDEN OLUŞUR?


Ses kısıklığı oluşturan pek çok sebep vardır. Bunlar arasında çok basit ve kendiliğinden iyileşebilecek sebepler olduğu gibi ciddi ve tedavisinin büyük ameliyatlar gerektirdiği hastalıklar da olabilir. Ses kısıklığına sebep olabilecek hastalıklar arasında şunlar sayılabilir: -Larenjit (Gırtlak iltihabı) -Ses tellerinde nodül, kist veya polip gibi iyi huylu kitleler -Akciğer hastalıkları -Ses teli hareketini sağlayan sinirlerin felci -Alerji veya iltihaplara bağlı geniz akıntısı -Mideden yukarı doğru asit kaçağının olması (reflü) ve şiddetli kusmalar -Gırtlak ve çevresindeki dokuların tümörleri -Ses telleri çevresine gelen darbeler -Psikolojik sebepler -Şeker hastalığı veya sinir sistemi hastalıkları gibi vücudun diğer bölgeleriyle birlikte ses telini de tutan hastalıklar -Sigara, duman ve kimyasal gazlar gibi tahriş edici maddelere maruz kalmak -Yanlış ses kullanımları(bağırma, çığlık, şiddetli ağlama ve öfke durumları) -Birtakım cerrahi travmalar(gırtlağa yada üst solunum yoluna yönelik yada genel anestezi için solunum yoluna tüp(entübasyon tüpü) yerleştirilmesine bağlı olarak.


NE ZAMAN DOKTORA GİDİLMELİ?


Doğrusu ses kısıklığı olur olmaz doktora gitmektir. Ancak ülkemizde bu pek mümkün olmamaktadır. Bu nedenle genelde 1-2 haftadan daha fazla süren ses kısıklıklarında mutlaka doktora gidilmesini öneriyoruz. Ses kısıklığı ile beraber nefes alma zorluğu, ağızdan kan gelmesi, yutma zorluğu veya boyunda kitle (şişlik) gibi şikayetler de varsa bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmak için daha acele etmek gerekir. Kulak burun boğaz uzmanına ne zaman muayene olmak gerek? Ses kısıklığı 2-3 haftadan uzun sürerse Ses kısıklığı ile birlikte aşağıdaki belirtiler varsa Soğuk algınlığı gibi belirli bir neden yokken ağrı bulunması Öksürükle kan gelmesi Yutma güçlüğü Boyunda şişlik Birkaç günden uzun süren tam ses kaybı veya seste şiddetli değişiklik olursa Kulak Burun Boğaz uzmanı ile görüşülmelidir.Ses kısıklığı olduğu zaman ne hemen ciddi bir hastalık endişesine kapılmalıyız ne de çok küçümseyip muayeneyi ihmal etmeliyiz. Özellikle sigara içen, 50 yaşını aşmış ve 2 haftadan uzun süreli ses kısıklığı olan erkek hastaların mutlaka hekime başvurmaları ve dikkatli bir gırtlak muayenesinden geçmeleri şarttır. Çünkü gırtlak kanserinin ilk ve en önemli işareti ses kısıklığı olup erken evrede saptandığında yüzde 100’e yakın oranda tedavi edilebilmektedir.Ses kısıklığının tedavisi, ses kısıklığı yapan hastalığa göre değişir. Çünkü ses kısıklığı kendisi bir hastalık değil başka hastalıkların belirtisidir.


NELERE DİKKAT EDİLMELİ?


-Sigara ve alkol kullanılmaması (sigaranın rolü çok daha fazladır)

-Sesin doğru tonda, kalınlaştırma ve inceltmeleri fazla yapmadan kullanılması

-Çok uzun süre konuşmaktan kaçınılması

-Diyaframı kullanarak, gırtlak kaslarını çok yormadan konuşulması

-Bol su içilmesi -Boğaz temizleme hareketini yapmaktan kaçınılması

-Mideden asit kaçağı olan (Reflü) hastalar için akşam saatlerinde çay, kahve, kola, alkol alınmaması, mideyi dolduracak kadar yemek yenmemesi, yemek yiyip hemen yatılmaması, yüksek yastıkta yatılması

-Bulunduğunuz ortamın nemi ve ısısının uygun olması