Besin zehirlenmeleri özellikle yaz aylarında artan mevsimsel özellik gösteren infeksiyonlardır.
Besin zehirlenmesi nedir ?
Son 72 saat içinde, bir mikroorganizma veya toksini ile bulaşmış bir besinin tüketiminin ardından ishal, bulantı, kusma, karın ağrıları, karında kramplar gibi sindirim sistemini ilgilendiren bulguların ortaya çıktığı bir hastalık tablosudur.
Besin zehirlenmeleri tüm dünyada yaygın, önemli bir halk sağlığı sorunudur. Çoğunlukla hafif seyirli ve kendini sınırlayan hastalıklardır. Ancak besin zehirlenmesine yol açan etken ve konakla ilişkili faktörler hastalığın zaman zaman daha ağır seyirli ve hatta ölümcül seyretmesine yol açabilmektedir. Son yıllarda özellikle hamburger, biftek ve çiğ süt tüketimi ile ilişkili salgınlara yol açan ve toksin yapımı ile böbrek yetmezliği, kanlı ishal ve kanama gibi bulgulara yol açan bir bakteri (E.coli 0 157:H7) örneğinde veya besin yolu ile bulaşan tifo ve paratifo bakterileri örneğinde olduğu gibi. Ayrıca, zaten vücutlarında sıvı eksiği olanlar, bebekler ve yaşlılar gibi uç yaşlardaki kişiler, beslenme bozukluğu olan kişilerde gelişen tablonun ağır veya ölümcül olma riski vardır.
Besin zehirlenmeleri çoğunlukla birden fazla kişiyi ilgilendirir. Bazen tek tek olgular, bazen yerel salgınlar (işyerleri, hastaneler, lokantalar), bazen de daha büyük çaplı salgınlar şeklinde görülebilir.
Besin zehirlenmelerine çoğunlukla bakteri türü mikroorganizmalar yol açar. Bu bakteriler 5-70 0 C arasında, en çokda oda ısısı ve üzerindeki derecelerde çoğalma eğilimi gösterirler. Genellikle 5 0 C ve altındaki derecelerde çoğalamazlar. Bu nedenle yaz aylarında görülme sıklığı artmaktadır. Bu etkenler ancak 70 0 C ve üzerindeki ısılarda uygun süre ısıtma ve pastörizasyon ile ölür. Yine bu etkenler (pH<4.5) asit ortamlarda yani düşük nem, yüksek tuz ve şeker içeren gıdalarda ise çoğalamaz. Isıtılma sırasında ısının gıdaya tümü ile ulaşması çok önemlidir. Örnek olarak yapılan bir araştırmada iyi kızartılmış gibi görünen (13-15 dakika kadar) sosis ve bifteklerin ortalarında besin zehirlenmelerine yol açan etkenler üretilmiştir. Bu anlamda daha yüzeyel ısınmaya yol açan ızgara ve kızartma gibi yöntemlerden çok fırında pişirme, basınçlı buhar yolu ile yüksek derecelerde ve homojen pişirmeyi sağlıyan düdüklü tencerede ısıtma veya mikrodalga fırınlar daha emniyetli kabul edilmektedir. Ayrıca donmuş gıdalar, donmuş oldukları sürece ve tüketim tarihleri dikkate alınmak koşulu ile emniyetlidir. Bunlar dışında sert peynir, yoğurt, pastörize sütten yapılmış tereyağ gibi ürünler, asit ortam ve düşük nem koşulları nedeni ile emniyetli kabul edilmektedir. Yeterince pişirilmiş, kaynatılmiş besinler, çay, kahve, asitli gıdalar, reçel gibi yüksek şekerli gıdalar, karbonatlı ve şişelenmiş gıdalar da güvenle tüketilebilecek gıdalar arasındadır.
Besin zehirlenmeleri neden, nasıl olur?
Bir gıdaya, besin zehirlenmesine yol açan etken 3 yoldan ulaşır. Birincisi gıdanın kendisi bu etkeni içerir. Özellikle hayvan kaynaklı gıdalar, bunlar arasında da özellikle kümes hayvanları (hayvanların kendileri bu etkenlerle hasta olabildikleri için) bu tür bulaşta rol oynar. İkincisinde işlenmemiş gıdaya katılan maddeler nedeniyle bulaş olabilir. Üçüncüsünde ise gıdayı hazırlayan kişi veya gıdanın hazırlandığı çevreden bulaş olabilir. Bu nedenle ishalli kişiler, özellikle ellerinde veya vücutlarının başka bölümlerinde yara olan kişiler iyileşene kadar gıda hazırlamamalıdırlar. Çevreden bulaşın önlenmesinde ise gıdanın hazırlandığı ortamın temizliği, ısıtılmamış yiyeceklerle ısıtılmış yiyeceklerin aynı ortamda hazırlanıp sunulmaması, gıda hazırlayan kişinin ellerini sıklıkla yıkaması önemlidir .
Yukarıda tanımlandığı gibi asidite, düşük nem gibi gıdaya ilişkin bazı özellikler de o gıdada etkenin var olup olmayacağını belirler.
Hangi besinlerde dikkatli olunmalı ?
Besin zehirlenmelerinden özellikle yüksek proteinli gıdalar (hamburger, kümes hayvanları, yumurta, kremalı gıdalar vb…), kirli kullanma suyu veya insan dışkısının gübre olarak kullanıldığı koşullarda yeterince pişirilmeden tüketilen meyve ve sebzeler, özellikle fast food restoranlarda sunulan ızgara türü yiyecekler, hazırlanması sırasında çok işlem gerektiren yiyecekler (köfte vb.), pastörize edilmemiş süt ve bu sütten hazırlanan süt ürünleri, iki saatten fazla oda ısısında bekletilmiş ve tüketilmeden önce tekrar ısıtılmayan gıdalar ( zeytinyağlı yiyecekler, soğuk sandviçler, salatalar vb..), özellikle midye gibi kabuklular olmak üzere kirli denizlerden çıkarılan deniz hayvanları sorumlu tutulmaktadır. Eğer kümes hayvanı hasta ise, etken yumurtlama sırasında özellikle yumurtanın dış yüzeyine bulaştığından, kabuğu çatlak, kırık olan yumurtaların ve bunlardan hazırlanan salata, mayonez türü gıdaların da riskli olduğunu bir kez daha anımsatmak gerekir.
Kimler risk altında ?
Konakla ilgili besin zehirlenmelerine eğilimi artıran faktörler arasında mide asiditesinde azalma ve barsaktaki zararsız bakterileri yok eden antibiyotik kullanımından söz etmek yerinde olacaktır. Özellikle yaz aylarında gereksiz antibiyotik ve antiasit kullanımından kaçınılmalıdır. Bu ayrıca bazen aynı besini çok sayıda kişi tükettiği halde neden bir kaç veya bir kişinin etkilendiğini de açıklamaktadır.
Besin zehirlenmelerinde tedavi nasıldır ?
Besin zehirlenmeleri genellikle kendiliğinden sınırlanan tablolar olduğu için çoğunlukla kaybedilen sıvının ağızdan alınan sıvılarla telafisi yeterli olmaktadır. Ancak bazı durumlarda mutlak hekime başvurmak gerekir.
Hangi durumlarda doktora başvurulmalı ?
Bunlar; dışkının kanlı olması, hastada 38.5 0C üzerinde ateş olması, 24 saatte 6 kezden fazla şekilsiz dışkılama, ishalin 48 saatten uzun sürmesi, hastanın bebek veya yaşlı olması, 50 yaşın üzerinde bir kişide şiddetli karın ağrısı ile birlikte ishal olması olarak tanımlanabilir.
İshal dışında süregiden kusmalar nedeniyle hasta ağızdan sıvı alamıyorsa bu durumda da bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Zehirlenen kişi nasıl beslenmeli ?
Besin zehirlenmesi tablosu olan kişilerde, ishal sırasında barsakların dinlenmeye gereksinimi olduğu ve gıda alımının olayı kötüleştirebileceği tarzındaki yanlış inanca bağlı olarak beslenmenin durdurulması doğru bir yaklaşım değildir. Tam tersine harap olan barsak hücrelerinin çabuk toparlanması ve hastalık nedeniyle kaybedilen enerji açığının kapatılması için uygun gıdalarla beslenmeye devam etmek gereklidir. İshal süresince süt ve sütte bulunan laktozu içeren diğer gıdaların ve kafeinli içeceklerin tüketilmemesi önerilmektedir. Tuzlu krakerler, çorbalar, yoğurt, kola türü içecekler, pirinç ve patetes tarzı besinler, çorbalar ve Oral Rehidratasyon Sıvısı (ORS) ishal sırasında tüketimi önerilen gıdalardır.
ORS paketleri sağlık ocakları veya eczanelerden sağlanabilir. ORS, paketlerin üzerindeki önerilere uygun olarak hazırlanmalıdır.
Ayrıca ishal için barsak hareketlerini durdurucu ilaçlar kullanmak genellikle bir yarar sağlamadığı gibi özellikle ateş, şiddetli karın ağrıları, karında kramplar, kanlı ishal gibi bulguların varlığında tehlikeli bile olabileceği unutulmamalıdır.
Hazırlayan: Doç. Dr. Esin ŞENOL G.Ü.T.F Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı, Ankara
BESİN ZEHİRLENMELERİ
Kadınları anlıyor musunuz?
Cin için bile Amerika’dan, Asya’ya köprü yapmak daha kolay gelmiş. Yeter ki kadınları anlatmasın. Çünkü cin bile kadınları anlayamamış. Yıllardır duyarım kadınlar erkekleri, erkekler de kadınları bir türlü anlayamadılar. Neyi niçin yaptıklarını bilemediler.
Son zamanlarda kadınlar ve erkekler ile ilgili çok yazı okudum. Son olarak da bir kitap okudum. Kitabın adı; "Erkekler neden dinlemez & Kadınlar neden harita okuyamaz" Kitabın yazarı; Allan & Barbara PeaseSize bu kitaptan alıntılar yapmak istiyorum:
“Erkekler ve kadınlar birbirinden farklıdır. Birbirlerinden daha iyi ya da daha kötü değiller, sadece farklılar.
1960’ların sonuna kadar, insan beyni konusunda birçok veri, savaş alanında ölen askerlerden elde ediliyordu ve üzerinde çalışılacak çok aday vardı. Sorun, bunların çoğunun erkek olmasıydı; kadın beyninin de aynı şekilde çalıştığı varsayılıyordu. Bugün yapılan araştırmalar, kadın beyninin erkek beyninden çok farklı çalıştığını göstermektedir. Cinsiyetler arasında yaşanan ilişkilerdeki sorunların büyük bölümünün kaynağı burada yatmaktadır. Kadın beyni erkek beyninden biraz daha küçüktür, ancak bu farkın kadın beyninin performansını etkilemediği çalışmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. 1997 yılında Danimarkalı araştırmacı Berte Pakkenberg, ortalama olarak bir erkeğin beyin hücrelerinin sayısının kadınınkilerden dört milyar fazla olduğunu, ancak genel zeka açısından kadınların erkeklerden %3 üstün olduğunu ortaya koymuştur.
1995 yılında Yale Üniversitesi’nde Roris Bennett ve Sally Shaywitz öncülüğündeki bilim adamları tarafından, erkekler ve kadınlar üzerinde testler uygulandı ve kafiyeli sözcükler konusunda beynin hangi tarafının kullanıldığını bulmaya çalıştılar. MRI yardımıyla, beynin farklı bölümlerindeki kan dolaşımında küçük değişiklikleri saptadılar. Sonunda, erkeklerin konuşma için beynin sol tarafını, kadınların ise her iki tarafı kullandığını kanıtladılar. 90’larda buna benzer birçok deney yapıldı ve hep aynı sonuçlar ortaya çıktı. Erkek beyni ve kadın beyni farklı çalışıyordu.
“Neden gazete okurken ya da televizyon seyrederken benim ona söylediklerimi duymuyor?” sorusu, dünyada hemen her kadının sorduğu bir sorudur. Bunun nedeni, erkeğin beyninin bir anda sadece bir iş yapmaya uygun olmasıdır; Kadın beyni, bir anda birden çok iş yapmaya uygundur.”
Son zamanlarda bu tür bilgileri birçok yerde okuyordum.. Ancak bu kitap bilimsel boyuttaki incelemeleri anlatıyor. Artık erkek ve kadının birbirinden tamamen farklı yaratılmış olduğuna inanmaktayım. Şimdi erkekleri daha iyi anlıyorum. İnternette dolaşan yazılarda kadın ve erkek ilişkilerini karikatürize eden yazılar bile var. Şimdi ise biz kadınların bazı davranışlarını erkeklerin dilinden okuyalım. Gülmemek mümkün değil :)
- 8 hafta süren baş ağrıları baş ağrısı olamaz, bir doktora gidin.- Alışveriş yapmak zevkli değildir ve asla da olmayacaktır.- “Beni seviyor musun?” diye sormayın. Emin olun ki sevmesek yanınızda bir saniye bile durmayız.- Bizden sizinle aynı üzüntüyü çekmemizi beklemeyin, o sizin kız arkadaşlarınızın işidir.- Bir yere gittiğimizde, hangi kıyafeti giyerseniz giyin, size çok yakışıyor, yemin ederiz. O yüzden bir daha sormayın.- Biz erkekler basitizdir. Mesela sizden ekmeği getirmenizi istiyorsak, aslında ekmeği getirmenizi istiyoruzdur. Bundan “ekmek masada değil” diye bir iğneleme yaptığımız sonucunu çıkarmayın.- Eğer 2 değişik şekilde anlayabileceğiniz bir şey söylemişsek ve bunlardan biri kötü ve sizi üzecekse, kesinlikle öbür anlamında söylemişizdir, boşuna bizi sıkıntıya sokmayın.- Eğer bir şey istiyorsanız sormanız yeterli. Bir şeyi açıklığa kavuşturalım. Biz erkekler öyle farklı anlamlar taşıyan dolaylı soruları anlamayız. Ne istiyorsanız doğrudan söyleyin.- Eğer şişmanladığınız düşünüyorsanız büyük ihtimalle şişmanlamışsınızdır zaten. Bize sormayın, cevap vermeyi reddediyoruzdur.- En karmaşık durumda bile bizim için temel kural şudur. “En kolayını seç” Bizden komplike şeyler beklemeyin.- Erkekler en fazla 16 renk görürler. Mesela, şampanya bir renk değil, bir içkidir.- Erkeklerin çoğunun en fazla 3 çift ayakkabısı vardır.- Biz basitizdir. O yüzden 30 çift ayakkabınızdan hangisinin kıyafetinize uyacağını sormayın, bilmiyoruzdur.- Evi temizleyip yorulduktan sonra, yüzünüze bakılmayacak haldeyseniz, yaptığınız temizliğin bizin için bir anlamı yoktur. Takdir beklemeyin. Temiz bir evden önce güzel, en azından bakılı görünen bir kadınla bir evi paylaşmak daha anlamlıdır.- Ev işlerinden sonra yattığınız yerde sızıp kalıyor ve her türlü kur çabasına yorgunum diyorsanız bu bizi bozar. Bir erkeğe temiz evden önce temiz bir eş ve hatta sadece bir eş lazımdır. Temizlik bir temizlikçi tarafından da yapılabilir ama bazı şeyler temizlikçi ile yapılmaz, yapılmamalı da.- Size “neyiniz var? diye sorduğumuzda, “hiçbir şeyim yok” derseniz size inanırız, bizim için olay bitmiştir. O yüzden bir şeyiniz varsa dorudan söyleyin sonra bizi anlayışsız durumuna düşürmeyin.
Tanrı kadınları erkekler için, erkekleri de kadınlar için yarattığına göre birbirimizi tanıyarak mutlu mutlu yaşamalıyız. Espriler bir yana dünya ne kadınlar ne de erkekler olmadan çok anlamsız olurdu.
Aşk cinsel sorunların en iyi ilacı
Sizce aşk ve seks arasında bağlantı nedir?
İyi bir seks için mutlaka güçlü bir aşk gerekli mi? İlişki sırasında faaliyete geçen ve mutluluk hormonu olarak adlandırılan 'endorfin'; beyin sayesinde tüm vücuda yayılarak bir çeşit doğal doping etkisi yaratıyor. Cinsellik beyinde endorfin üretimini artırıyor. Bu kimyasal molekül, dopamin ve serotininle birlikte zevk hormonları olarak sakinlik veriyor, tatmin hissi yaratıyor. Yani sevgiyle yaşanan cinsellik, mutluluk hormonlarını harekete geçirerek vücuda sayısız fayda sağlıyor. Cinsel ilişki de her bedensel fonksiyon gibi eksiksiz ve doğru olmalı, cinsel rahatsızlıkları olanları, bunun bir sağlık sorunu olduğu bilinciyle hekimlere başvurmaya çağırıyoruz. Mutlu birlikteliklerde salgılanan mutluluk hormonu ile desteklenmiş bir ilişki, insanların pozitif davranışlarına zemin hazırlamaktadır. Dolayısıyla kişi depresyon ve özgüven kaybından kurtulmaktadır. Yaşama da daha pozitif yönden bakabilmektedir.
AŞK TANSİYONU DA DENGELİYOR
Aşk, insan sağlığı üzerinde nasıl bir etki yapar?
Aşk; insanı çok rahatlatan, vücuda huzur ve denge veren, günlük hayatta aslında çok gereksiz olup da kafamıza taktığımız birçok olumsuz şeylerin baskılanmasını sağlayan bir duygu. İnsan huzurlu bir aşk yaşadığında stres faktörü belirgin bir şekilde azaldığı için, pek çok sistemin yanında özellikle şeker metabolizması olumlu bir şekilde etkilenir. Vücutta denge uyandıran, huzur veren her şey direkt olarak sağlığı da olumlu etkiler. Dolayısıyla huzurlu, dengeli ve iyi yaşanan bir aşk, kesinlikle sağlığı olumlu etkiler. Örneğin diyabet hastalığında bir insülin hormonları, bir de insülin karşıtı yani adrenalin ve kortizol gibi stres hormonları var. Bu hormonların vücutta fazla miktarda salgılanması, şeker dengesini bozuyor. Vücutta stres hormonlarını salgılatan her durum, bütün sistemleri bozacaktır. Tansiyon yükselir, beslenme bozuklukları ortaya çıkar, kalp atışları hızlanabilir, uykusuzluk başlayabilir, gerginlik yaşanabilir, tüm bunlara neden olan şey stres hormonlarıdır. Kabızlık gibi çeşitli sindirim bozuklukları ortaya çıkabilir. Ama stres hormonlarının geri plana düşmesiyle, daha huzurlu, daha dengeli bir ruh halinin ortaya çıkmasıyla beraber birçok sistem olumlu etkilenecektir. Aşk, kardiyovasküler sistemi etkileyebilir, tansiyon daha iyi bir düzene girebilir, bağışıklık sistemi güçlenir. Çünkü stres hormonları, özellikle de kortizol geri plana düşmeye başlar.
Aşk beyinde nasıl bir etki yaratır?
Beynin dış yüzeyi olan beyin korteksi, duygusal ve cinsel yaşadıklarımızı ve öğrendiklerimizi kaydediyor. Frontal korteks, yani beynin ön bölgesi kişisel eğilimlerimizde, duygusal ve cinsel seçimlerimizde rol oynuyor. Beynin 'bazal gangliyonlar' denilen çekirdekleri ise ilişkiyi, cinsel işlevi başlatma ve zevk almada uyarıcı bölgeler. Duygularımızı yönlendirmede en önemli bölge limbik sistem. Limbik sistem de koku, işitme, görme ve doku hislerinin edinilmesinde ve duygusal çekimde önemli bir bölge. Romantik aşkın beyinde nasıl bir etki yarattığını öğrenmek için şu anda birtakım araştırmalar devam ediyor.
AŞK YERİNİ SEVGİYE BIRAKIYOR
Aşk oluşurken hormonlar da buna katkı sağlar mı?
Evet, hormonlar da aşk oluşumunda büyük katkı sağlıyor. Bunların başında testosteron ve östrojen geliyor. Melatonin uyarıcı hormonu, progesteron, prolaktin artışı; cinsel çekim ve eylemleri güçlendiriyor. Endorfinler de çok önemli. Salgılanan en önemli hormonlardan bir tanesi de endorfin... Endorfin insanı rahatlatan, huzur veren bir hormon. kişinin daha enerjik, pozitif, mutlu olmasını sağlar ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Aşık olunca ayaklarımızın yerden kesilmesini işte bu hormonlar sağlıyor aslında. Beyindeki değişiklikler, hissettiğiniz olumlu hava, endorfinlerin salgılanması ve kalbin hızlı hızlı atması sonsuza kadar sürmüyor. Kimisinde bu durum 6 ay, bazılarında da 2 sene sürebiliyor. Ama yeni bir çalışmaya göre bu 'pozitif hava'nın ortalama 2 sene sürdüğünden söz ediliyor. Daha sonra yavaş yavaş bu dinginleşiyor ve aşkın yerini oturmuş bir sevgi, paylaşım, güvene dayalı bir sevgi alıyor.
Karşılıklı çekim kimyasal bir reaksiyon mudur?
Burada 'feromon' denilen aslında kokusuz ve renksiz bir sıvıdan bahsetmekteyiz. Bunun her iki cinste de ayrı ayrı belirlenmiş 2 tipi mevcuttur. 1980'li yılların başında hayvanlar üzerine yapılan çalışmalar, şaşırtıcı sonuçlar vermiştir. Zararlı böceklerin zirai alanlardan arındırılması üzerine yapılan çalışmalarda dişi ve erkek böceklerin çiftleştikleri ve bunlara kendi hemcinsinin ürettiği koku verildiğinde ise üremedikleri tespit edilmiştir. Buradan yola çıkarak insanda da benzer karşı cinsi çeken hormon benzeri feromonların olduğu görülmüştür. Feromonlar; insanlar tarafından HLA geninin kontrolünde doğal olarak yapıldığı kabul edilen renksiz ve kokusuz kimyasallardır. Oldukça uçucu bileşiklerdir. İnsanların ve hayvanların bu kimyasalları; cinselliğin yanı sıra tehlikenin fark edilmesi, arkadaşlık ve hayvanlarda kendilerine ait yaşam alanı belirlenmesi gibi davranış modellerinde kullandığı kabul edilmektedir. Piyasadaki ürünler erkekler için androstenone, androstenol, androstrone, kadınlar için kadınlarda ovulasyon sırasında salgılanan kimyasalları barındırmaktadır. Bunun her iki cinste de ayrı ayrı belirlenmesinden sonra kadınlara erkeği çekecek olan kadın feromonu verilmekte ve cinsel aktivitede artma görülmektedir. Bu konudaki çalışmalar henüz yeterli değildir.
İdeal olan, evli bir çiftin ne kadar aralıklarla seks yapmasıdır, Türkiye'de çiftlerin hayatı bu anlamda sağlıklı mı? Aralıkları tamamen kişilere göre değişen bir durumdur. Hiçbir çift, 'seks yapma aralığı az' diyerek aşağılanmamalıdır. Biz sürekli birlikteliklerde veya evliliklerde periyodik bir yaklaşımı öneriyoruz. Özellikle karşılıklı sıcaklığı muhafaza etmek açısından periyodik aralıkları önemli buluyoruz. Periyodik aralıklarla yaşanan tatmin edici birleşmeler, aynı zamanda cinsel fonksiyonun devamı açısından da önemlidir.
ROMANTİK CİNSELLİK TAVSİYESİ
Cinsellikte hedef skor mu yoksa hazza ulaşma mı olmalı?
Çiftlerin bir arada olması, keyifli bir beraberlikleri olması ve birlikte zaman geçirmeleri son derece önemlidir. Çiftlere her beraberliğin ille de sonuna kadar cinsel birleşmeyi içine alacak şekilde olmasını önermiyoruz. Zaman zaman dokunma ve okşamanın getireceği keyfe de ihtiyaç var. Tavsiyem, bu romantik düşünce tarzını da içeren cinselliktir.
En çok seks yapılan dönem hangisi?
Dönemsel olarak 20-40 yaşları arası seksin en yoğun yaşandığı, kadın ve erkeğin en aktif olduğu yaşlardır. Ancak bu yaş aralığının dışında da, arzulanma arzusunu, vücuduyla barışık olma arzusunu, orgazm tecrübesini ve fantezilerini iyi değerlendiren her kişi, hayatı boyunca cinsel yaşamını devam ettirebilir.
Çiftler birbirlerine karşı çekiciliklerini yitirirlerse bunu tekrar elde etme yöntemleri var mı? Tensel uyum diye bir şey var mı?
Tabii ki çift karşılıklı çekiciliğini yitirirse tekrar elde edebilir. Çiftler birbirlerine karşı çekiciliklerini şu noktalarda yitirirler: Seks sırasında yetersiz olmaktan, anormal olmaktan çekinirlerse, seksle ilgili noktaları partnerleriyle konuşamazlarsa, seks hakkında hissettiklerini sözcüklerle ifade edemezlerse... Seks sırası veya sonrasında partnerini yakın hissetmekle, birbirine dokunarak heyecanlanmayı beklemekle, fantezi ve arzularla ilgili suçluluk duymamakla ve erkekkadın vücudunun nasıl çalıştığını karakterlerini değerlendirmekle tensel uyum ve karşılıklı çekicilik tekrar elde edilebilir.
Mutlu seks hayatı öğrenilebilir. Önemli olan çiftin birbirine seks konusunda samimi ve dürüst davranmasıdır.
Evlilik cinselliği tek düze hale getirip rutinleştirirse ne yapmalı? Evliliğin kaçıncı yılından sonra bu sorunlar ortaya çıkıyor?
Yaş ilerledikçe veya uzun birlikteliklerde; cinsel istekte azalma, erkeklerde ereksiyon ve boşalma problemleri, kadınlarda lubrikasyon (kuruma) problemleri meydana gelebilir. Bu gibi faktörler cinselliği de mecburiyettenmişcesine tek düze ve rutin hale getirebilir. Bu rutin yaşam, çiftlerin yakın olması, vücutlarıyla barışık olmaları, fantezilerini geliştirebilmeleri ve cinsel tercihlerini gözden geçirmeleri gibi hususlarla önlenebilir.
Fantezi evlilik hayatı gerekli mi?
Fanteziler seksle ilgili özgürce düşünmeyi sağladıkları ve suçluluk duygusu olmadan mutlu bir cinsellik yaşantısı için önemlidir.
Mutlu evliliğin en büyük anahtarı mutlu seks hayatı mı olmalı?
Evet. Birliktelik, dostluk, arkadaşlık ve paylaşma beraberliklerin devamında şarttır. Ancak mutlu cinsel hayatta son derece gerekli bir unsurdur. Cinsel yaşamınızı renklendirebilirsiniz
Renkli bir cinsel hayat için seksi bloke eden faktörleri terk etmek gerekir. Bu faktörler: Partnere zevk vermeye isteksizlik, geçmiş veya şimdiki durumdan utanma veya suçluluk duyma, seks konusundaki güvensizlik, reddedilme korkusu, öfkelenme, yakınlaşmaktan çekinme, partnerini veya kendini seks objesi olarak görememedir. Kişilerin dilediğince özgür olması, fantezilerini kurması, dürüstlük ve saygı çerçevesinde zevk aldığı şeyleri partnerine sunması, cinselliği ayrıcalıklı bir armağan olarak algılaması ve herkesin zevk almaya hakkı olduğunu kabullenmesiyle cinsel hayatları renklenecektir. Unutmayın; eğlenmek de seksin bir parçasıdır. Seks konuşmaktan çekinmeyin!
Çiftler seks konuşmalı mı?
Çocuğu olan çiftler cinsel hayatlarını nasıl sürdürmeli?
Kadın vücudu besinlerden ne ister?
Kadın bedeni, tükettiği besinlerden bazı şeyleri çok bazılarını daha az ister. Bir kadın bedeninin sağlığını sürdürebilmesi için besin öğelerine ihtiyacı vardır. Kadınlık süreci boyunca bazı ihtiyaçları farklılık gösterse de, kadın beslenmesinin temel çizgileri aslında çokta değişmez.
Enerji İster: Ama kararında
Kadın bedeni yaşantısının her döneminde erkeklere kıyasla daha fazla yağ depolamaya meyillidir. Ergenlik dönemi ile depolanmaya başlayan yağ dokusu yaş ilerledikçe enerji alımına dikkat edilmediğinde şişmanlık riski oluşturur. Kadınlık hormonlarının yağ depolama yetisini arttırması aslında metabolizma hızını da etkiler. Yağ hücreleri kas hücrelerine kıyasla daha az enerji harcadığından ötürü kadın bedeni erkek bedenine göre daha az enerji harcar yani kadınların metabolizmaları erkeklere nazaran yavaş çalışır. Erkek kardeşiniz, babanız veya erkek arkadaşınız karşınızda sizin iki katınız kadar yerken sizin sinirlerinizin bozulmasının da temel nedeni metabolik hız farkıdır.
Kadınsanız, vücudunuzun besinlerden istediği erkeklere kıyasla daha az enerjidir. Fakat bu durum aç kalmanız veya 3 öğün salata yemeniz anlamına gelmez. Enerji ihtiyacınızın doğru saptanması için özel teknikler kullanılmaktadır. Bir diyetisyenden yardım alarak kişisel enerji ihtiyacınızı saptayabilirsiniz.
Kalsiyum İster: Hep Dikkat Gerektirir
Ergenlik çağında kemik gelişimi için son derece gerekli olan kalsiyum mineralini kadın bedeni çok sever. Çünkü yaşa bağlı olarak artan kemiklerden kalsiyum atımına DUR demesi gerekir. Ayrıca aylık periyotların sonlandığı dönemde durum daha da kritik hale gelir ve kalsiyum atımı hızlanır. Kemik kırılmalarına kadar varabilecek sağlık sorunlarından kaçınmak için vücudunuzun sesini dinlemeniz önemlidir. Günlük beslenme planınızda 2 su bardağı süt veya yoğurt ve 2 dilim peynir çeşitlerinden olmalıdır. Kadınlık sürecinde kalsiyum desteğine gerek duyabileceğiniz dönemler olacaktır, bu süreçte doktorunuzun önerdiği kalsiyum desteğini “önerilen” dozda ve sıklıkta kullanmanız önemlidir.
Folat İster: Anne olmak isteyenlerden
Kadınlık sürecinin en özel yolculuklarından biri olan gebelik döneminde, kadın bedeni B grubu vitaminlerden biri olan folata olan isteğini arttırır. Bu yoğun isteğin nedeni bebeğin sinir sisteminin tam gelişmesini sağlamak ve onu sakatlıklardan korumak amaçlıdır. Gebelerin günde 600 mikrogram, emzikli kadınların ise günde 500 mikrogram folat alması gerekir. Gebelik öncesi dönemde ve gebelik süresince folat desteği için bir doktora danışmanız gerekir. Koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kuru baklagilleri de sofra da ön plana çıkarın.
Demir: Sağlıklı bir “IRON” lady olabilmek için
Kadın vücudu aylık periyotlar sürdükçe demire daha fazla ihtiyaç duyar. Çünkü bu süreçte vücuttan demir kaybı gerçekleşir. 19–50 yaş arası bir erkeğin günlük demir ihtiyacı 8–10 mg iken, kadın bedeni günde 18 mg demir ister. Erkekler düşük demir ihtiyaçlarını kolayca karşılar. Peki kadınlar? Kadın bedeni, enerjiyi az demiri fazla isterken kendisini biraz çelişkili bir duruma sokmaktadır. Fakat sağlıklı beslenme ile çelişkiyi ortadan kaldırmak yine sizin elinizdedir. Kırmızı et ve diğer et grupları iyi demir kaynaklarıdır. Koyu yeşil yapraklı sebzelerde, kuru baklagillerde, kuruyemişlerde ve yumurta da ise vücutta daha zor kullanılan bir demir formu vardır. Bu demir formundan maksimum fayda için yapmanız gereken bu besinlerin yanında bir miktar et grubu besin ve C vitamininden zengin olan sebze ve meyveleri tüketmenizdir.
Sağlıklı günler dilerim…
Kışın korkulu rüyası grip kapıda
10 adımda ağız kokusundan kurtulun
İstanbul Özel Hizmet Hastanesi Ağız ve Diş Hastalıkları Bölümü’nden Diş Hekimi Doğan Kontacı’ya göre alınacak 10 kolay önlemle beraber ağız kokusu ortadan kalkabiliyor.
Ağız kokusunun öncelikle sebebi teşhis edilmeli ve tedavisinin buna göre yapılması gerekir. Ağız içi kaynaklı kokularda yapılması gerekenler söyle sıralanabilir. Tüm diş çürükleri tedavi edilmeli. Diş eti hastalığı tedavi edilmeli. Dişeti cebi ve diş taşları elimine edilmeli. Gömük ve yarı gömük 20 yaş dişleri çekilmeli. Hatalı yada eskimiş köprü ve protezler yenilenmeli.Ağız Kokusunun Diğer Sebepleri Özellikle sinüs ve akciğer kaynaklı enfeksiyonlarda, Şeker hastalığı (aseton kokusu gibidir), Böbrek yetmezliği (balık kokusu gibidir), Karaciğer yetmezliği, Metabolizma bozuklukları (teşhisi zor olabilir, zaman zaman ortaya çıkan kötü bir balık kokusu), Açlık, diyet, ağız kuruması, oruçlu olmak (Sıvı gıda eksikliklerinde vücuttaki yağ ve protein çözünmeye başlar, bu metabolizmanın yan ürünleri kötü ağız kokusu olarak yansır).
AĞIZ KOKUSUNU ÖNLEMEK İÇİN
1-Dişlerinizi ve dişetlerinizi koruyun
Diş çürükleri, diş eti iltihapları ağız kokusunun önemli nedenlerindendir. Ağız içi herhangi bir enfeksiyon bakteri üremesini artıracağı için daima ağız kokusuna neden olur. Bu nedenle diş hekimizin önerilerini mutlaka dinlemelisiniz.
2-Ağızda var olan protez ve köprüleri kontrol ettirin
Ağız içinde var olan eskimiş köprü ve protezle zamanla gıda birikmesine yol açacağından kötü kokulara neden olabilir. Bu durumlarda yenilenmesi gerekenleri değiştirmeli, eksik olan dişlerin yerleri için gerekli tedavileri yaptırmalısınız.
3-Sakız çiğneyin
Tükürük ağız kokusu ile savaşmanın en güçlü yoludur. İçinde yemek parçacıklarını yerinden söküp mideye gönderecek güçlü enzimler, güçlü bakteri öldürücü antibiyotikler vardır. Bu nedenle şeker gibi bazı hastalıklarda, pek çok ilacın yan etkisi olarak ortaya çıkan kuru ağızlar daima kötü kokuludur. Sabahları niçin ağzınızın kötü koktuğunu merak ediyorsanız yanıt buradadır; gece boyunca tükürük salgısı azalır ve ağzınızın içindeki yemek parçacıkları uzun süre burada durur. Bakteriler de onları afiyetle kullanır ve çürütür. Böylece sabahları ağzınız kötü kokabilir. Şekersiz sakız çiğnemek tükürük salgınızı artırarak ağız temizliğinize yardımcı olur. Nane şekerleri ve tatlı sakızlar genellikle işe yaramaz ve durumu daha da kötüleştirir. Ancak xylitol içeren sakızlar da bu konuda size yardımcı olabilir.
4-Tarçın kullanın
İçeceklerinizde ve uygun yiyeceklerinizde tarçın kullanabilirsiniz. Tarçın ağız içi bakterilerle mücadelede önemli bir silahtır. Eğer varsa tarçınlı şekersiz sakızlar da uygun bir öneri olabilir.
5-Daha fazla su için
Özellikle yaşla artan vücut kuruması pek çok yönden dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Çok su içmek onlarca diğer yararının yanında dilinizin kurumasını da önleyerek ağız kokusu ile mücadelede önemli bir silah olarak kullanılabilir. Su ağız içindeki bakterilerin minimumda tutulması için direk yardımcıdır. Ayrıca tükürük salgısını artırarak da yardımcı olur.
6-Asla burnunuz tıkalı uyumayın
Sinüzit gibi hava yolu rahatsızlıkları ve burun tıkanmasına neden olan diğer durumlar geceleri ağızdan nefes almamıza neden olur. Bu durum ağzı ve boğazı kurutarak bakterilerin üremesi için ideal bir ortam oluşturur. Azalan tükürük salgısı durumu daha kötü hale getirir. Bu nedenle kesinlikle burnunuz tıkalı uyumamalısınız.
7-Basit şeker tüketiminizi azaltın
Beyaz un, beyaz şeker, glukoz/fruktoz şurubu ile tatlandırılmış tüm hazır gıdalar ağız içindeki bakteriler için inanılmaz bir hazinedir. Bu tür şekerleri çok kolay kullanarak hızla çoğalırlar. Basit şekerler (atıştırmalık tüm şekerli gıdalarda olduğu gibi) diş çürüklerine neden olur ve ağız sağlığını büyük bir süratle bozarlar. Bu nedenle basit şeker tüketiminizi azaltmalısınız. Bu da su içmek gibi size onlarca yararın yanında ağız kokunuzun azalmasına da yardım edecektir.
8-Lokmaları iyi çiğneyin
Bu sayede yiyeceklerle tükürük salgısı iyice karışır ve ağızda yemek parçası kalma olasılığı düşer. Daha çok çiğneme hareketi daha çok bakterinin yerinden koparak mideye gitmesine yardımcı olur.
9-Diş ipi kullanın
Diş ipi sayesinde fırçanın çıkaramadığı yerlerdeki bakteri ve yemek artıklarını sökebilirsiniz. Özellikle diş gövdeleri arasındaki dar bölgelerde biriken yemek artıkları hızlı bakteri çoğalmasına neden olabilir.
10-Sigara içmeyin
Sigara içmek ağız kuruluğuna neden olduğundan ağız kokusuna sebep olur. Ayrıca diğer bir ağız kokusu nedeni olan diş eti hastalıklarına da zemin hazırlar.
Zevkli seks için 9 öneri
Seksologlara göre zevkli bir seksin yolu vücudunuzla barışık olmaktan ve fantezilerinizi geliştirebilmekten geçiyor.
20-40 yaşları arası seksin en yoğun yaşandığı, kadın ve erkeğin en aktif olduğu yaşlardır. Ancak bu yaş aralığının dışında da arzulanma arzusunu, vücuduyla barışık olma arzusunu, orgazm tecrübesini, fantezilerini iyi değerlendiren her birey hayatı boyunca cinsel yaşamını devam ettirebilir.
Yaş ilerledikçe veya uzun birlikteliklerde cinsel istekte azalma, erkeklerde ereksiyon ve boşalma problemleri, kadınlarda lubrikasyon-kuruma- problemleri meydana gelebilir. Bu gibi faktörler cinselliği de mecburiyettenmişcesine tek düze ve rutin hale getirebilir. Bu rutin yaşam; çiftlerin birbirleriyle yakınlaşmaları, arzularını muhafaza edebilmeleri, vücutlarıyla barışık olmaları, fantezilerini geliştirebilmeleri, cinsel tercihlerini gözden geçirmeleri gibi hususlarla önlenebilir. Cinsel IQ, kişinin tercihlerini, duygularını, seks sırasındaki kokusu ve çıkarttığı sesler ile vücudunu, cinsel aktivitedeki limitlerini, yasak olan ve olmayan noktaları ve yaşamak istediği değişiklikleri muhakeme etmesi ve tüm bu faktörlerle kendini kabullenmesidir. Bu nedenle iyi bir cinsel yaşamdaki önemi ölçülemez.
İşte hatırlamanız gereken önemli noktalar:
1: Seksin vücut görüntüsü ile hiçbir alakası yoktur. Mükemmel olmayan vücutlar da seksten zevk alır, partnerine zevk verir. Burada tarafların karşılıklı olarak dürüst ve saygılı olmaları, cinselliği bu şekilde yaşamaları önemlidir. Tatmin edici seksi oluşturan pozitif faktörler seks sırasında cinsel istek, tarafların müsaade yeteneği, haklarını değerlendirme yeteneği ,cinsellikle ilgili doğru bilgilere sahip olmaları, yeterli heyecanı hissetmeleri ve beyinsel konsantrasyon ile karşılıklı tensel kokunun birbirine çekici gelmesi olarak özetlenebilir.
2: Eğlenmek de seksin bir parçasıdır. Kişilerin dilediğince özgür olması, fanteziler kurması, dürüstlük ve saygı çerçevesinde zevk aldığı şeyleri partnerine sunması, cinselliği ayrıcalıklı bir armağan olarak algılaması ve herkesin zevk almaya hakkı olduğunu kabullenmesi ile cinsel hayatları renklenecektir.
3: Sekste sıklık önemli değildir. Evli bir çiftin seks yapma aralıkları tamamen kişilere göre değişen bir durumdur. Hiçbir çift seks yapma aralığı az diyerek aşağılanmamalıdır. Ancak sürekli birlikteliklerde veya evliliklerde periyodik bir yaklaşımı öneriyoruz. Özellikle karşılıklı sıcaklığı muhafaza etmek açısından periyodik aralıkları önemli buluyoruz. Periyodik belirli aralıklarla tatmin edici birleşmeler, aynı zamanda cinsel fonksiyonun devamı açısından da önemlidir.
4: Sekste çekincelere yer yoktur. Seksin korkutucu çekince içinde değil, samimi ve açık olarak konuşulması mutlu bir cinsel yaşam için bir gerekliliktir. Çiftler birbirine hoşlandığı şeyleri söyleyebilmeli, kendini seks sırasında iyi ve rahat hissetmeli, seksin bir performans gösterisi veya ‘normal’ olması gerektiğini düşünmemelidir. Bu da ancak karşılıklı konuşarak mümkün olur.
5: Çocuklu ailelerde seks bitmez. Unutulmamalıdır ki, çocuk sahibi olmak cinsellik açısından önemli bir faktör değildir. Çiftler günlük yaşamlarına göre cinselliğe ayıracakları zamanı seçmeli ve bu zaman zarfında özellikle birbirlerine konsantre olmalıdır.
6: Sertleşme Sorunu “Tümüyle kafanızda yarattığınız bir sorun” değildir. Son 25 yılda sertleşme sorunlarının tıbbi bir durumdan kaynaklandığı açıklığa kavuşmuştur. Sertleşme sorununun çoğunlukla psikolojik bir yönü olsa da (depresyon, endişe ve stresin rolü olabilir), hemen her zaman fiziksel bir nedeni vardır.
7: Sertleşme sorunu yalnızca yaşlı erkeklerde görülmez. Bu durum 40 yaşın üzerindeki erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, her yaştaki erkekte meydana gelebilir. Yapılan yeni bir çalışma, 40 ile 70 yaşları arasındaki erkeklerin yaklaşık yarısının zaman zaman sertleşme sağlama ve/veya sürdürmede sorun yaşadığını ortaya koymuştur. Sertleşme sorunlarının oranı yaşla birlikte artsa da, tek başına yaşlanma, sertleşme sorununun bir nedeni olarak görülmemektedir. Sertleşme sorunlarının yaşlı erkeklerde daha sık görülmesinin nedeni, yüksek kan basıncı gibi yaşa bağlı hastalıklardır.
8: Cinsel ilişki için çok yaşlı değilsiniz.Tüm yaşlardaki çiftler cinsel ilişkiyle ilgilidir. Cinsel yaşam sağlıklı bir ilişkinin önemli bir parçasıdır. Gerçekten de, yapılan birçok araştırmada aktif cinsel yaşamın yaşlanmanın çok doğal bir parçası olduğu gösterilmiştir.
9: Çift karşılıklı çekiciliğini yitirmiş olsa bile tekrar elde edebilir. Önemli olan bunu hangi noktada kaybettikleri konusudur. Çiftler birbirlerine karşı çekiciliklerini şu noktalarda yitirirler: Seks sırasında yetersiz olmaktan, anormal olmaktan çekinirlerse, seksle ilgili noktaları partnerleriyle konuşamazlarsa, seks hakkında hissettiklerini sözcüklerle ifade edemezlerse. Seks sırasında veya sonrasında partnerini yakın hissetmekle, birbirine dokunarak heyecanlanmayı beklemekle, fantezi ve arzularla ilgili suçluluk duymamakla ve erkek-kadın vücudunun nasıl çalıştığını karakterlerini değerlendirmekle tensel uyum ve karşılıklı çekicilik tekrar elde edilebilir.


