On beş bin kişiye sigarayı bıraktıran iksir!


'Bırakamadık şu zıkkımı gitti' deyip derin bir nefes çektiğiniz sigarayla vedalaşmaya hazır olun... Emekli binbaşı Özkan Tunaboylu, üç yılda 15 bin kişiyesigarayı bıraktırdığını iddia ediyor. Peki ama nasıl?

Uşaklı emekli binbaşı Özkan Tunaboylu, icat ettiği sigara tiksindirici ile üç yılda 15 bini geçkin kişiye sigarayı bıraktırdığını iddia etti. Amerika, Rusya, Fransa, Hollanda, Almanya, Avusturya ve Belçika'ya tiksindirici ihraç ettiğini ifade eden Tunaboylu, Türk ve Rusya sağlık bakanlıklarının tiksindiriciyi incelemeye aldığını ifade etti.Amerika, Rusya, Fransa, Hollanda, Almanya, Avusturya ve Belçika'ya tiksindirici ihraç ettiğini ifade eden Tunaboylu, Türk ve Rusya sağlık bakanlıklarının tiksindiriciyi incelemeye aldığını ifade etti.

İki buçuk yaşındayken babasını sigaradan kaybeden Tunaboylu, yetim büyüdüğü için baba hasretiyle yanıp tutuşmuş. Askerlik hayatı boyunca günde üç paket sigara içen Tunaboylu, şifalı bitkiler üzerinde çalışırken 'Tek Umut' adını verdiği sigara tiksindiricisini icat etmiş. Tiksindirici sayesinde önce kendisi sigarayı bırakan Tunaboylu, patent ve ruhsatını aldığı bu karışımı ticarî hale getirmiş. 50 yıllık tiryakilere bile sigara bıraktırdığını iddia eden Özkan Tunaboylu, üç yılda 15 bini geçkin kişiye sigarayı bıraktırdığını savunuyor.

Rusya Sağlık Bakanlığı'nın ihraç çalışmaları için dostları aracılığıyla teklif getirdiğini belirten Tunaboylu, Türkiye'nin dört bir yanından sipariş aldığını ifade etti. 67 yaşındaki emekli binbaşı, bitkisel karışımı üretmek için 40 yıl çalıştığını, bütün dünya insanını tiksindirici ile buluşturarak sigaradan kurtarmak istediğini söyledi. Tunaboylu, tiksindiricinin kullanımı hakkında şu bilgileri verdi: "Yedi gün boyunca her sigara içmek istendiğinde şişe içindeki tiksindiriciden bir çay kaşığının dörtte biri kadar ağıza alınıyor. Yedi gün sonunda sigara gargarası yapılarak sigaradan tiksiniliyor. Böylece insanlar ömür boyu sigarayı terk ediyor."

27 yıllık sigara tiryakisi olan hakim Faruk Ceyhan, tiksindirici sayesinde bir yıldan beri sigara kullanmadığını söyledi. Her gün üç paket sigara tükettiğini ifade eden hakim Ceyhan, geçen yıl bir arkadaşının önerisiyle buluştuğu Tek Umut sigara tiksindiriciyi yedi gün kullandıktan sonra bir daha içmediğini dile getirdi.

Yüksek tansiyon ilaçları parkinsona umut oldu


İsviçreli bilim adamlarının yaptığı araştırma, damar büzülmesini azaltan ilaçlarla uzun süre tedavi olan yüksek tansiyon hastalarının, ellerde titreme, hareketlerde yavaşlamayla beliren sinir sistemi hastalığı Parkinson'a yakalanma riskinin, bu tür ilaçları kullanmayanlara göre yüzde 28 düşük olduğunu ortaya koydu.

İngiltere'de 40 yaşın üzerinde 7 bin erkek ve kadını inceleyen Bale Üniversitesi'nden Christoph Meier ve ekibi, bu tür yüksek tansiyon ilaçlarının, kalsiyumun kalp hücreleri ve kan damarlarına girmesini engelleyerek kan basıncını düşürdüğünü, bunun da kan damarlarının genişlemesini ve kalbin en az düzeyde kasılmasını sağladığını belirtti. Aynı etki diğer yüksek tansiyon ilaçlarında görülmedi.

Amerikan Nöroloji Akademisinin "Neurology" dergisinde yayımlanan araştırmada, yüksek tansiyon ilaçları Dilacor, Adalat, Cardazem, Procardia ve Covera'nın etkileri incelendi.

Hastalıklara 7 su formülü!


Su yaşam kaynağımız... Sağlıklı ve zinde bir yaşam sürmek için tüm doktorların tavsiyesi bol bol su içmemiz. Ancak suyun faydalarından yararlanmak için içmek dışında da yapabileceğimiz şeyler var... Sıcak ve soğuk su kullanarak yapabileceğimiz özel terapiler, bazı rahatsızlıkların üstesinden gelmemize de yardımcı olabilir. Tansiyon düşüklüğü, sırt ve baş ağrıları, regl sancıları bu rahatsızlıklardan bazıları.... Bunun için size gerekense sadece biraz su!

DÜŞÜK TANSİYON
Düşük tansiyon sorununun hakkından gelmek için kan dolaşımını hızlandırmak gerekiyor. İşte bunun için bir önerİ: İki kovaya ihtiyacınız olacak. Birini 36-38 derece arasında suyla, diğerini ise mümkün olduğu kadar soğuk suyla doldurun. İkini kovadaki su ne kadar soğuk olursa o kadar iyi unutmayın.

Önce 5 dakika boyunca kollarınızı tamamen sıcak kovaya sokun. Sonra 10-20 saniye soğuk suya daldırın. Bütün bu işlemi baştan sona bir kez daha tekrarlayın. Suyu kollarınızdan akıtın ama kurulamayın. Şimdi olduğunuz yerde hafif koşu yapın. Tekrar ısınana kadar hareket etmelisiniz.

SIRT AĞRILARI İÇİN
Gerginlikler, duruş bozuklukları sırt ağrılarına sebep olabiliyor. İşte bundan kurtulmak için iyi bir öneri:Tek başınıza da yapabilirsiniz belki ama partnerinizden yardım istemek işinizi kolaylaştıracak. Küvetin içine koyacağınız bir tabureye dik biçimde oturun ve duşu açın.
Suyu sırtınıza gelecek biçimde ayarlayın. Sıcaklık önceleri 33 derece olabilir. Sonra yavaş yavaş artırın. 42 dereceye kadar çıkabilirsiniz. Süre, 5-10 dakika olmalı. Cildinizdeki kan dolaşımı iyice hızlanmalı. Bunu derinizin pembeleşmiş görüntüsünden anlayabilirsiniz. Daha sonra kurulanın ve yarım saat yatakta dinlenin. Bacaklarınızın altına yastıktan bir yükselti koyarsanız daha da rahat edersiniz. Bunu her gün tekrarlayabilirsiniz.

SOĞUK ALGINLIĞI BAŞLANGICI
Sesiniz gitmiş, boğazınız batıyor, gözleriniz yaşarmaya başladı. Soğukalgınlığının ilk belirtileri… Hemen ayaklarınıza sıcak su banyosu yapmalısınız. Çünkü büyük ihtimalle üşütmek üzeresiniz. Sıcak su hem ayaklarınıza iyi gelecek hem de virüslerin vücudunuza yerleşmesini önleyecek.
Kovayı 33 derece sıcaklıkta suyla doldurun. Bacaklarınızı dizlerinize kadar içine daldırın. 15-20 dakika boyunca 39 derecede, daha sonra 42 derecede tutun. Daha sonra kurulayın ve 15-30 dakika kadar yatakta dinlenin. Bu süreci soğukalgınlığı belirtileri kaybolana dek her akşam aksatmadan uygulayın.

REGL SANCISI İÇİN
Regl sancılarında sıcak-nemli bir bezi direkt deriye temas ettirmek dokuya ve organlarınıza iyi gelecek. Çok kolay ve kullanışlı bir tarif veriyoruz sizlere. Sekiz kez katladığınız bir keten bezi kaynar suya koyun.
Daha sonra üzerine bir havlu sarın ve sıkın. Bu işlemi dikkatlice yapın ve kontrol edin; deriniz yanmasın. Sonra bu havlu yumağını karnınıza koyun. Üzerine yün bir bezi iyice sarın. Böylece kalabildiğiniz sürece kalın. Bu işlem diğer karın kramplarına ve ağrılara da iyi gelecek.

SİNİRLİYSENİZ
Bütün gününüz inanılmaz stresli geçti. O halde hemen küveti sıcak suyla doldurup girin.Sinirlilik halini gidermenin en iyi yolu sıcak suyla dolu bir küvet! Böylece damarlarınız genişleyecek, kan akışınız yoluna girecek ve bedeniniz sakinleşecek. Suyun dinginleştirici etkisi beyninize de iyi gelecek. Küveti dörtte üç oranında sıcak suyla doldurun. En az 10, en çok 15 dakika küvette kalın. Suyun içine damlatacağınız birkaç damla lavanta esansı daha da iyi gevşemenizi sağlayacak. Şimdi yavaşça kalkın. Ilık suyla bir kez daha duş alın ve kurulanıp en az 20 dakika karanlık bir odada uzanın.

BAŞ AĞRISI İÇİN
Ağrı kesiciler mutlaka işe yarar ama yüzünüze soğuk bir duş yapmak hem yan etkisiz hem de oldukça etkili.

Soğuk su başınızdaki gerginliği alacak. Duş başlığını öyle bir ayarlayın ki, bolca su gelsin. Eğer olmuyorsa duşun kafasını çıkarın. Hortum kısmından daha çok su gelir böylece. Şimdi omzunuza bir havlu alın ve küvete eğilin. Soğuk suyu önce alnınızdan sonra yüzünüzün sol tarafından akıtın. Aşağı yukarı hareketlerle sağa ve sola doğru işlemi devam ettirin. Son olarak soğuk suyla yüzünüzde 3 kez dairesel hareket yapın. Bu işlem migrene de iyi geliyor.

UYKU BOZUKLUKLARI
Yün ve keten çoraplarla ıslak çorap terapisini mutlaka deneyin. Bunun için dizin bir karış altında biten bir çift keten çoraba ihtiyacınız olacak. Bir çift de yünlü çoraba. Önce ketenli çoraplarınızı soğuk suya daldırın. İyice sıkın ve sıcak ayaklarınızın üzerine giyin! Bunun üzerine yünlü çorabınızı geçirin. Bu ıslak çoraplarla mümkün olabildiğince kalın.

Sıcak suyun içine girmek ve kendinizi tamamen suya bırakmak rahatlamanın en muhteşem yolu. Bu işlem ayrıca, regl öncesi yaşanan PMS sendromuna karşı da etkili.

Kalp-damar hastalıklarında bölgesel farklılıklar


Avrupa’da kalp-damar hastalıklarından ölüm oranında önemli ulusal ve bölgesel farklar görüldüğü, Kuzey ve Doğu Avrupa’daki birçok ülkede ölümlerin diğer bölgelere göre 7-14 kat fazla olduğu ortaya çıktı.

Avrupa Kalp Dergisi’nde (European Heart Journal) yayımlanan araştırmaya göre, kalp krizinden ölümlere en fazla Orta ve Doğu Avrupa’da rastlanırken, ölümlerin en az olduğu ülkeler Fransa, Portekiz, İtalya ve İspanya olarak sıralanıyor.

Almanya, İngiltere ve Polonya’daysa bölgeden bölgeye önemli farklılıklar görülüyor. Felce bağlı ölüm oranlarındaysa farklı bir tablo ortaya çıkıyor.

45-74 yaşındakileri inceleyen bilim adamlarına göre, felce bağlı ölüm oranının az olduğu bölge Batı Avrupa, en az olduğu ülkelerse İsviçre, Fransa, Norveç ve İspanya. Yunanistan, Portekiz ve İspanya ile İtalya’nın bazı bölgeleri ile Orta ve Doğu Avrupa ise bu oranın en fazla olduğu bölgeler.

İtalya, İspanya, Portekiz ve İngiltere’de bölgesel farklılar da önemli oranda. Bu çeşitliliğe neden olan bazı risk faktörlerinin sosyo-ekonomik durum (gelir ve statü), psikososyal nedenler (stres, depresyon), yüksek tansiyon, kandaki yağ yüksekliği, aşırı kilo gibi klasik nedenler, hareket, beslenme biçimi ve tütün kullanımı gibi yaşam tarzı.

Araştırmaya imza atanlardan Dr Müller-Nordhorn, daha önceki araştırmalara göre yapılan sınıflandırmadan farklı olarak, son yıllarda Batı Avrupa’nın birçok ülkesinde kalp-damar hastalıklarından ölümlerin sürekli olarak azaldığını vurguladı ve Batı Avrupa’daki ülkeleri düşük riskli, Orta ve Doğu Avrupa’daki ülkeleri yüksek riskli olarak sınıflandırmanın daha doğru olduğunu belirtti.

Şişmanlığın ve zayıflığın suçlusu bulundu!


Beynin susuzluk, zevk, acı ve kızgınlık gibi duygularından sorumlu bölümündeki hücre bozuklukları aşırı şişmanlığın sorumlusu olarak gösteriliyor.

Yapılan bir araştırma, aşırı kilo alma eğilimi gösteren farelerin iştahı kontrol etmekte anahtar rol oynayan beyinlerinin bazı bölümlerinde, aşırı kilolu olmayan farelerinkine göre anormallikler olduğunu gösterdi.

Aşırı kilolu farelerde beynin açlık, susuzluk, zevk, acı ve kızgınlık gibi duyguların işlevlerinden sorumlu olan bölümü hipotalamustaki bir grup hücrede bozukluklar olduğunu gören bilim adamları, bu bozuklukların aşırı kilolu farelerin beyninin, açlık hissini ortadan kaldıran ve vücuttaki yağları düzenleyen leptin hormonuna daha az tepki vermesine neden olduğunu belirttiler.

Güney Kaliforniya Üniversitesiínden Sebastien Bouret ve ekibi, bu hayvanların sinirsel gelişimindeki farklılıkların doğumun ilk haftasından itibaren gözlenebileceğini belirtti.

Küresel ısınma hastalık dönemini de değiştirdi


Kürüsel ısınma nedeniyle mevsimlerin kayması ile birlikte hastalıkların da yeri ve zamanı değişiyor.

Özel Divan Hayat Hastanesi Başhekimi Dr. Muhsin Tezcan, kürüsel ısınma nedeniyle dünya dengesinin bozulduğunu, mevsimlerin kayması ile birlikte hastalıkların da yeri ve zamanının değiştiğini söyledi.

Dr. Tezcan, küresel ısınmanın her yönü ile dengeleri değiştirdiğinin kaçınılmaz bir gerçek olduğunu belirtti. Tezcan, küresel ısınmanın halkın çok duyduğu, ancak içeriği hakkında fazla bilgi sahibi olmadığı bir konu olduğunu belirterek

"Küresel ısınma bir, iki yıl içinde gerçekleşen bir hadise değildir. Bu yüzyıllarla ifade edilen bir süreçte dünyanın iki veya üç derecelik bir ısı artışı şeklinde ifade edilebilir. Evrenin oluş zamanına bakıldığında ise bu ısı artışının son yüzyılda çok hızlı bir değişken olduğunu söyleyebiliriz" dedi.

Daha çok atmosfer ve sera etkisi gazlardan dolayı ısı değişikliği yaşandığını ifade eden Dr. Muhsin Tezcan, endüstri arttıkça daha fazla kullanılan gazların küresel ısınmayı tetiklediğini söyledi.
Dr. Tezcan, "Bu sera gazı dediğimiz endüstriyel atıklar, nükleer enerjiler,soğutucular, klima sistemleri gibi endüstri arttıkça, kullandığı klora flora karbon gibi gazlar, atmosfere yayıldıkça, atmosferimizin güneşten gelen hem zararlı ışınları süzme, hem de geri kaçan ısıyı tutmadaki dengesini bozmakla küresel ısınma oluşuyor. Küresel ısınma, mevsimlerin zamanlama geçişleri sürelerini artık değiştirmeye başladı. Kış geç gelmeye, bahar ayları daha kısa yaşanmaya başladı. Mevsimsel hastalıklar da bu süreç içerisinde yer değiştirdi.
Çünkü daha önce bildiğimiz gibi alerjik rinit dediğimiz hastalıklar, grip nezle türü üst solunum yolu enfeksiyonu hastalıkları, geçiş dönemi yani bahar veya sonbahar hastalıklarıdır. Yaz aylarında bu salgın beklenmez, ama ilkbahar ve sonbahar ayları bu hastalığın arttığı dönemdir. Küresel ısınma ile birlikte mevsimlerin de kayması ve bahar aylarının kısalmasından kaynaklanan bu hastalıkların yeri ve zamanı da kaymaya başladı.

Şuan mesela kışın ortasındayız ve ciddi miktarda gribal enfeksiyonlar, üst solunum yolu enfeksiyonları, alerjik rinitler bile hala bu dönemde ciddi bir şekilde aktif haldedir. Küresel ısınma mevsimler üzerinden kaynaklanan değişikliklerle hastalıkların zamanını ve mevsimini de değiştirmektedir. Bu hastalıkların mevsim kayışına paralel olarak yer değiştiği görülmektedir. Salgınların zamanının değiştiğini görmekteyiz" şeklinde konuştu.

Küresel ısınmanın sadece mevsimsel hastalıklarla sınırlı olmadığını vurgulayan Dr. Muhsin Tezcan, değişen dünyamızda endüstriyel kuruluşlarla birlikte kanser ve diğer hastalıkların da arttığını söyledi. Dr. Tezcan,

"Küresel ısınma, dünya atmosferine bırakılan kimyasal gazlar, fabrika atıkları ve bir çok atık gazların meydana getirdiği bir hadisedir. Bunu sadece mevsimsel hastalıklarla sınırlamak doğru değildir. Değişen bu dünyamızda endüstriyel kuruluşlarla birlikte, bu gazlardan dolayı kanser ve diğer hastalıklarda da artış mevcuttur. Hormon konusu, sentetik madde konuları, kimyasal maddelerin ve endüstriye bağlı akciğer kanserleri, bu küresel ısınmanın sekonderi olarak da düşünebileceğimiz konulardır" dedi.

Eğitimli annelerin bebeği şanslı


Öğrenim durumunun bebeklerde ölüm oranını etkileyen önemli faktörler arasında yer aldığı, eğitimsiz kadınların yüzde 32,5'inin çocuğu ölürken, ilköğretim ve üzeri eğitim almış kadınlarda bu oranın yüzde 1,9 olduğu bildirildi.

Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Metin Karaböcüoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ülke nüfusunun üçte birinden fazlasını 0-18 yaş grubu çocukların oluşturduğunu belirterek, her yıl 1 milyon 358 bin bebeğin doğduğunu, ancak her bin bebekten 28'inin 1 yaşına ulaşmadan hayatını kaybettiğini söyledi.

Türkiye'de, çocuk ölüm hızı olarak ifade edilen 5 yaş altı ölüm hızının binde 37 olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karaböcüoğlu, 1 yaş altı ölümlerin yüzde 66'sını ilk 1 ay içindeki bebek ölümlerinin oluşturduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Karaböcüoğlu, çocuklarda 1 ay içindeki ölümlerin yüzde 52'sinin ilk günde meydana geldiğini, 1 ay ve 1 yaş arasındaki ölümlerin ise daha çok çevresel faktörler, beslenme ve bakım ile ilgili aksaklıklardan kaynaklandığını kaydetti.

Avrupa'da ölüm oranının en az olduğu ülkenin İsveç, Dünya'da ise Japonya olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karaböcüoğlu, Türkiye'deki 5 yaş altı çocuk ölümlerinin yüzde 42'sinin doğum travması, güç doğum, uygunsuz ortamda ve yetersiz yardım nedeniyle beynin oksijensiz kalması veya yetersiz oksijen almasına bağlı sorunlardan, yüzde 16'sının doğumsal anomalilerden, yüzde 14'ünün diğer enfeksiyon hastalıklarından, yüzde 7'sinin zatürre, yüzde 5'inin kalp hastalıkları, yüzde 3'ünün ishal ve yüzde 13'ünün de diğer hastalıklar ve kazalardan kaynaklandığını söyledi.
Bebek ölüm hızının kırsal kesimde kentlere göre daha yüksek olduğunu anlatan Prof. Dr. Metin Karaböcüoğlu, şunları söyledi:
''Annenin yaşı 18'den küçük veya 35'den büyük ise bebeğinin ölüm riski yüksek. Doğurganlık arttıkça ölüm oranı da artıyor. Öğrenim durumu ölüm oranını etkileyen önemli faktörler arasında yer alıyor. Öğrenimi olmayan kadınların yüzde 32,5'inin çocuğu ölürken, ilköğretim ve üzeri eğitim almış kadınlarda bu oran yüzde 1,9. Annenin gebelik sırasında sağlık birimlerinde izlenmesi, eğitilmesi ve doğumun sağlık birimlerinde gerçekleşmesi bebek ölüm oranını belirgin olarak düşürür.

Bebek ölüm hızını gelişmiş ülkeler düzeyine getirebilmek için, kız çocukların eğitimden daha fazla faydalanmaları sağlanmalı. Kız çocuklarına özellikle ergenlik döneminde verilecek eğitimlerle evlenme yaşı büyütülmeli, doğurganlık hızı azaltılmalı. Gebelikte her anne adayının birinci basamak sağlık hizmetlerinden yararlanması, annelik konusunda eğitilmesi, beslenme durumlarının iyileştirilmesi, eksik aşılarının özellikle tetanos aşılamalarının tamamlanması ve doğumun sağlık birimlerinde gerçekleşmesinin sağlanması gerekli.''

-''HER ŞEY ÇOCUKLAR İÇİN''-
Prof. Dr. Karaböcüoğlu, çocuklarda ölüm oranının azaltılması için anne-çocuk sağlığı ve aile planlaması konusunda hizmet kalitesinin arttırılması ve tüm çocukların aşılanmasının sağlanması gerektiğini söyledi.

Annelere, her bebeğin ilk 6 ayda sadece anne sütü ile beslenmesinin öğretilmesi ve bu konuda desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Karaböcüoğlu, şunları söyledi:
''Annelere 6'ncı aydan sonra ek besinlere geçerken gıdaların hazırlanması, saklanması konusunda eğitimlere önem verilmeli. Böylece 5 yaş altı çocuklarda kötü ve yetersiz beslenmeye bağlı sağlık sorunları önlenebilir, boy kısalıklarında belirgin azalma sağlanabilir. Ayrıca temiz su kaynaklarından herkesin yaralanabilmesi, kanalizasyon sorununun çözülmesi ve ishal konusunda annelerin eğitimi ile halen ölüm nedenleri içinde yer alan ishallerden ölüm azaltılabilir. Ülkemizde son 20 yılda sağlık alanında pek çok gelişme yaşandı, ancak halen yapacak çok iş var.''
Prof. Dr. Karaböcüoğlu, çocuklarda ölüm oranlarını ve sakatlanmaları azaltmanın bir diğer yolunun ise çocuk yoğun bakım üniteleri kurmak ve bu konuda çalışacak hekimler yetiştirmek olduğunu söyledi.