Ücretsiz AIDS Testi


Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi kan bağışı yapana ücretsiz AIDS testi yapıyor


Kan Merkezi Ünitesi Birim Sorumlusu Uzm. Rahim Kocabaş, “Hem öğretim üyelerimiz hem de öğrencilerimiz bundan böyle bulundukları kampus sahalarında kan bağışı yapabilirler.” dedi. Kan bağışçılarının ücretsiz olarak AIDS, Hepatit B, Hepatit C, Sifilis ve kan grubu taramasına tabi tutulduğu bildirildi. Bilgisiyar sistemi ile çalışıyorHer iki kampuste bulunan öğretim görevlileri ile öğrencilerden kan bağışı için sürekli talep geldiğini bu nedenle iki ayrı noktada ‘Kan Bağış Ünitesi’ açtıklarını belirten Kocabaş, ”Öncelikle merkezimize başvuran bağışçıları, kan vermeye elverişli olup olmadığını tespit etmek amacıyla donör testine tabi tutuyoruz. Vericiler sağlıklı çıkar ise 500 cc’lik kan alıyoruz. Her iki ünitemizde de dönor koltuğunun yanı sıra otomatik kan çalkalama cihazımız mevcut. Bilgisayar sistemi ile çalışan ünitelerimiz, tam anlamıyla hizmet vermeye başladı. Hem öğretim üyelerimiz hem de öğrencilerimiz bundan böyle bulundukları kampus sahalarında kan bağışı yapabilirler.” dedi. Kan bağışçılarını ücretsiz teste de tabi tuttuklarını belirten Uzm. Kocabaş, “Kan veren herkes AIDS, Hepatit B, Hepatit C ve Sifilis kan grubu taramasından ücretsiz olarak yararlanıyor. Sağlıklı olduğunu düşünen birçok kişi hasta veya taşıyıcı olduğunu bazen ilk kez kan bağışı yapacağı sırada öğreniyor. Bu açıdan da düşünüldüğünde kan bağışının faydası tartışılmaz. Bunun yanısıra kan bağışı kalp krizi riskini azaltıyor, kandaki yüksek yağ oranını düşürüyor, kemik iliğinin yağlanmasını önleyip, kan yapımını sürekli canlı tutuyor, yeni kan hücrelerinin hızlı bir şekilde dolaşıma katılmasına yardımcı oluyor.” diye konuştu. Kan bağışı ile bilinmesi gerekenler18 - 65 yaşları arasında olan her sağlıklı kişi kan verebilir. Erkekler, en sık 2 ayda bir, kadınlar ise en sık 3 ayda bir olmak üzere ve yılda toplam 4 üniteyi geçmemek koşuluyla kan verebilirler. Bağışlanan kan standart olarak 500 cc’dir. İnsan vücudunda toplam 5000-6000 cc kan olduğu düşünülürse, bu miktar, toplam kan hacminin sadece % 7,5 - 9'u kadardır. Kan bağışını takiben, eksilen sıvı hacmi, damar dışındaki sıvının, damar içine geçmesiyle saatler içerisinde karşılanır. Hücrelerin yenilenmesi süreci ise, 2 ay kadardır. Düzenli aralıklarla yapılan kan bağışının sağlık açısından herhangi bir sakıncası olmadığı gibi, aksine birçok yararı mevcuttur. Kansızlık (Anemi), elbetteki kan bağışı için engeldir. Günlük yaşamın olağan sayılabilecek ve çoğunlukla psikolojik kaynaklı olan halsizlik, bitkinlik gibi durumlar, anemi olarak algılanmamalıdır. Anemi tanısı, kan testleriyle yapılmaktadır. Kan bağışı için kriter hemoglobin değeridir. Kan torbaları, tek kullanımlık ve steril olarak imal edilmektedir. Bu sebeple, kan bağışı sırasında donöre herhangi bir hastalık bulaştırılması söz konusu değildir. Kan bağışının, kilo aldırma, zayıflatma, halsiz bırakma, kaşıntı ve bağımlılık gibi yan etkileri yoktur. Almış olduğunuz ilaçlar, kanınıza geçmektedir. Bu ilaçlardan bazıları kan bağışı yapmaya engel teşkil eder. Kan bağışından önce, eğer sağlığınız açısından mecbur değilseniz, ilaç almayınız. Almak durumundaysanız, kan verip veremeyeceğinizi kan merkezi doktorlarımıza danışabilirsiniz.

Klima bakterisine karşı 4 önlem


Sağlığınızı tehlikeye atan klimalara karşı nasıl önlem alınmalı ?


Kapalı ortamların ısısını ve nem oranını istenilen seviyelere getirebilen klimalar, soluduğumuz havayı ve solunum yollarımızı doğrudan etkiliyor.


Klima kullanımıyla birlikte su damlacıklarıyla havaya karışarak insanlara bulaşan ve ölümlere yol açan "Lejyoner" hastalığına karşı başlıca dört önlem alınması gerekiyor.


Acıbadem Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, bu ciddi ve ölümcül hastalığın önlenebilmesi için, bakterilerin bulunabileceği ortamların saptanması ve uygun şekilde dezenfekte edilmesinin çok önemli olduğunu belirtiyor. Prof. Karadağ, alınacak önlemleri şöyle sıralıyor: - Klimalar, havalandırma sistemleri, su depoları, kapalı alanlardaki havuzlar, duş başlıkları ile bazı tıbbi aletler bulaşıcılık açısından dikkatle kontrol edilmeli- Enfeksiyon şüphesi oluştuğunda bakım ve dezenfeksiyon için hiç beklemeden, su 70 derecenin üzerinde ısıtılmalı - Musluklar, duş başlıkları, basınçlı sıcak su ile 30 dakika süreyle yıkanmalı - Metalik iyonizasyon yöntemiyle de dezenfeksiyon yapılabilir. Bu yöntemde özel elektrotlar tarafından havuz suyuna bakır, gümüş ve çinko iyonları aktarılır. Belirli düzeylere geldiğinde bu iyonlar dezenfeksiyonu sağlamaktadır. Bu yöntem klorla yapılan dezenfeksiyondan daha etkili bulunmuştur.



GÖKDELEN, OTEL VE İŞ MERKEZLERİNDE RİSK OLABİLİR


Lejyoner hastalığına neden olan 'Legionella pneumophila' bakterisi, durgun sularda ürüyor. Suyun havaya saçılması sırasında solunum yoluyla, akciğerlere girerek akciğer enfeksiyonlarına neden oluyor. Klima içerisinde oluşan nemli ortam, Legionella pneumophila gibi hastalık etkenlerinin yaşaması ve çoğalması için çok uygun ortamlardır. Bu etkenler su damlacıkları ile havaya karışarak insanlara bulaşıyor. Otel, iş merkezi, gökdelenler gibi büyük binaların havalandırma sistemlerinin su bölmeleri, havuzlar, su depoları gibi ortamlarda çoğalan bakteriler, o binada bulunan pek çok insanda hastalığa yol açabilirler. Ancak her klimalı ortamda bu bakteriler bulunmadığı gibi bakterilerin bulunduğu ortamda yaşayan ve bu havayı soluyan herkes de hastalanmıyor.

HASTALIK 2-10 GÜNDE BELİRTİ VERİYOR


Hastalık etkenine maruz kalan insanlarda 2 -10 gün arasında belirtiler ortaya çıkıyor. Ateş, halsizlik, kas ağrıları, iştahsızlık, baş ağrısı gibi belirtilerle başlayabiliyor. Ancak çoğunlukla ilk dikkati çeken belirti öksürük oluyor. Öksürük başlangıçta kuru ve hafif olarak başlarken, sonrasında balgam üzerinde çizgi şeklinde kan görülebiliyor. Yüksek ateş her vakada ortaya çıkıyor. Hastaların beşte birinde ateşin 40.5 derecenin üzerinde olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Mehmet Karadağ, "Bu yüksek ateş, zaman zaman şuur bozukluklarına neden olabilir. İshal vakaların yüzde 25-50'sinde görülüyor, genellikle sulu ve nadiren de kanlı oluyor. Bulantı, kusma, karın ağrısı vakaların yüzde 10-20'sinde görülüyor. Hastalarda göğüs ağrısı olabilir ve hastaların yaklaşık yarısında nefes almakta güçlük ortaya çıkar" diye konuştu.


EN ÇOK KİMLERİ ETKİLİYOR?


Yüksek ateş ve öksürük yakınması olan hastalar, son günlerde klimalı ortamlarda bulunmuşlarsa Lejyoner Hastalığı açısından değerlendirilmeleri gerekiyor. Tanı için hastanın balgamında Legionella bakterilerinin kültürde üretilmesi, ya da hastanın kanında Legionella bakterilerinin antijenlerinin veya bunlara karşı oluşmuş antikorların saptanması gerekiyor. Hastaların idrarlarında yapılan incelemelerle de teşhis konulabiliyor. Prof. Dr. Karadağ, hastalığın en çok etkilediği kişileri şöyle sıraladı: "Bebekler, yaşlılar, erkekler, sigara içenler, alkolikler, kalp-damar hastaları, kronik bronşit hastaları, diyabet (şeker) hastaları, böbrek hastaları, bağışıklık sistemi baskılanmış olanlar, kortizon kullananlar." Hastalığın tedavisinde her antibiyotiğin etkili olmadığına değinen Prof. Dr. Mehmet Karadağ, "Tedavide doğru ilacın seçilmesi ve erken dönemde tedaviye başlanması yan etkileri önlüyor, şifa sağlıyor. Ancak tedavi süresi hastanın tüm şikayetleri ortadan kalksa bile 3 haftadan az olmamalıdır. Aksi takdirde hastalığın tekrarlaması ihtimali vardır" diye konuştu.

Saglikli Yasam İcin 20 ipucu!


• Sağlıklı bir yaşam için alınması gereken önlemlerin pek çoğu günlük yaşamımızda uygulamamız gereken küçük ve kolay çabalar.

• Nerede olursa olsun günlük yaşamı düzenleyen bazı temel kuralların bilinerek uygulanması, sağlığın korunmasını ve diğer bireylerle paylaştığımız yaşamı kolaylaştırır.

• Bu kurallardan en önemli olanları; temizlik, sağlıklı beslenme, bedensel ve zihinsel çalışma, düzenli yaşam, sigara, alkol, uyarıcı ve uyuşturucu maddelerden uzak durma, kazalardan korunma, sorunlarla başa çıkmada doğru ve uygun yöntemler kullanmadır.

1- Kardiyovasküler hastalıklar (KVH) ile egzersiz arasında önemli bir ilişki vardır. Özellikle tempolu şekilde ve düzenli yürümek KVH riskini azaltır.
2- Amerikan Kalp Birliği (AHA), alınan enerjinin yüzde 7'sinin altının doymuş yağ asitlerinden, yüzde 1'inin altının trans yağ asitlerinden, kolesterol için günlük 300 miligramın altında olmasını öneriyor. Yağ tüketiminde çeşitliliği önemseyin.

3- Omega-3 (EPA,DHA) yağ asitlerinin yeterli tüketimiyle KVH riski azalmaktadır. Omega - 3'ün en iyi kaynakları; soğuk sularda yaşayan somon, uskumru, ton gibi yağlı balıklarda Omega - 3 daha fazla bulunur. Ayrıca kanola ve soya yağı da bir miktar Omega - 3 içerir.

4- Çocuklar büyüme çağındayken daha sağlıklı besinlere yönlendirilmeye çalışılmalı, yağ ve şeker içeriği yüksek besinlerden uzak durulmalıdır. Bu yaşta gelişen alışkanlık, yaşam süresi ve hastalıklardan korunma konusunda etkilidir.

5- Türkiye'de yetişkinlerde kalp damar hastalıkları görülme sıklığının yüzde 6.7'den yüzde sekize çıktığı görülmektedir. Beslenme eğitimine önem verilmesi şarttır.

6- Obezitenin önlenmesi için pratik çözümler yaratılmalı; araba kullanımı azaltılmalı, yayalara özgü alanlar yaratılmalı, kamu sağlığı için kampanyalar düzenlenmeli, şehir içinde araba kullanmak paralı hale getirilmelidir.

7- Yaşlı nüfus 2002 yılında 605 milyon iken, bu rakamın 2025 yılında 1.2 milyar, 2050 yılında ise iki milyara ulaşması beklenmektedir. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki yaşam süresi uzamaktadır sağlıklı yaşlanmak için sağlıklı beslenme şarttır.

8- 20 - 65 yaş arasında vücut ağırlığında artış görülebilir. Fakat daha sonraki yaşlarda negatif enerji dengesi ortaya çıktığı için vücut ağırlığında düşüşler olabilir. İleri yaş beslenmesi, özel bir durumdur ve ihmal edilmemelidir. Yaşlılıkla birlikte iştah ve tat alma duyusu azalmaya başlar, kemik ve kas kaybında artışlar göze çarpar. Bu dönemde kanser, diyabet, KVH, osteoporoz görülme sıklığı artar.

9- Yaşam kalitesindeki artış, yaşla bağlantılı hastalık risklerini azaltır. Sağlıklı bir yaşlanma için dengeli ve kaliteli beslenme temeldir.

10- Sarı kantaron otu; reçeteli ilaçlarla etkileşime geçer. İlaçlara bağlı olarak etkilerini azaltır ya da artırır. Bu nedenle kontrollü kullanılmalı.

11- Yapılan araştırmalar gösteriyor ki bireyler; C vitaminini tavsiye edilen miktarın 100 katı kadar fazla, B6 vitaminini ise 10 katı kadar fazla almaktadırlar.

12- Soya; östrojen seviyesi yüksekse azalmasına yardımcı olur. Vücuttaki mevcut östrojen seviyesine göre azaltıcı ya da artırıcı etki gösterir. Ayrıca göğüs kanseri riskinden de bireyleri koruduğu kanıtlanmıştır.

13- Yapılan çalışmalara göre balık ve balık yağı tüketimi, ölüm ve kalp krizine yakalanma olasılığını azaltmaktadır.

14- Son yıllarda KVH beslenme tedavisinde bitkisel sterol ve stanollerin kullanımı artmaktadır. Tüm sebzeler bir miktar bitkisel sterol içermektedirler. Özellikle bitkisel yağlarda, yağlı tohumlarda, tahıllarda ve kuru baklagillerde bulunmaktadır. Stanollerin kan lipitleri üstündeki etkilerini inceleyen çalışmalarda, kolesterol seviyeleri yüksek olan kişilerde statin türevi ilaçlar kullanılmadan tek başına bitkisel stanoller kullanılarak kötü huylu kolesterol seviyelerinin yüzde 14 düştüğü bulunmuştur.

15- Özellikle kullanılan besin desteklerinin güvenilirliğinin çok iyi araştırılması ve kullanımlarının değerlendirilmesi gerekliliği üstünde duruldu. Çünkü bileşimindeki bitkiler reçeteli ilaçlarla etkileşime girebilmektedir. Bu nedenle isteğe bağlı olarak alınmamalıdır.

16- Hafıza destekleyici olan Ginkgo Biloba 55 yaş üstü bireylerde ve demans (unutkanlık) gelişmiş kişilerde, belirli dozlarda (160-240 mg) ve sekiz hafta kullanıldıktan sonra etkili olabilmektedir. Genç ve sağlıklı kişilerde ise hafıza gelişimine herhangi bir katkısı olmadığı kanıtlanmıştır.

17- Balık yağı; en ikna edici kanıta sahip besin desteğidir.

18- Yapılan bir çok araştırmada diyetle alınan posanın (yetişkinler için günde 25 - 35 gram, çocuklar ve adölesanlar için günde yaş + 5 gram) alınmasının; bağırsak fonksiyonlarını düzenlediğini, kan kolesterol düzeylerini düşürdüğünü, kan glikoz ve insülin düzeylerini dengeleyici etkileri olduğu görülmüştür.

19- Merdiven çıkmak ve futbol oynamak en çok enerji harcatan aktivitelerdir. 15 dakika merdiven çıkarak veya 30 - 35 dakika futbol oynayarak 150 kalori yakabilirsiniz.

20- Vücutta bulunan toplam yağ dokusu fiziksel aktivite seviyesiyle doğru orantılıdır. Bu nedenle haftada en az üç kez 45 - 50 dakika egzersiz yapılmalıdır.

Güneş gören yerlerinize parfüm sıkmayın


Güneş gören cilde sıkılan parfüm güneş lekelerine yol açıyor

Tenin güneş gören bölümüne parfüm sıkılması durumunda, vücutta istenmeyen lekelerin oluşabileceği belirtildi! Çukurova Üniversitesi Öğretim Görevlisi Zuhal Akbaba “Parfümü güneşin görmediği yerlere, elbise içine, üzerine veya saçlara, tene değmeden sıkın. Asla vücuda sürülen parfüm güneş ışığıyla temas etmemelidir. Cildin güneş gören yerine sıkılan parfüm, ciltte renk bozuklukları yapıyor. Çok sık karşılaştığımız bir durum. Bazı hanımlar kulak etrafında, boyun kısımlarında lekelenmeleri gösterip, 'Ben güneşten sakınıyorum ama bu lekeler neden oluyor?” diyor. Parfümü kullanırken hep kulak arkası ve boynumuza sıkarız. Güneş ışığı, gölge dahi olsa parfümün sıkıldığı cilt yüzeyini etkileyip leke bırakıyor."

ERKEKLERE DE UYARI VAR

Erkeklere de aynı uyarıyı yapan Zuhal Akbaba şöyle devam etti: “Kolonyada yüksek derecede alkol var. Tıraş kolonyası, tıraş losyonu kullanılıp güneşe çıkıldığında, güneş, alkolle birleşince yüzde leke oluşturuyor. Tıraş sonrası dışarıya çıkmadan önce mutlaka güneş kremi kullanın. Bunlar geriye dönüşü olmayan lekeler olabilir. Çok zor tedavi olurlar. Lazer gibi pahalı bir tedavi şekli veya kozmetiklerle uzun süren bir tedavi şekli gerektirir.”

Sigarayı bırak 8 bin YTL'yi kap!


Tütünle mücadele kapsamında sigarayı bırakma kampanyası düzenleyen Sağlık Bakanlığı sigaraya karşı ilginç bir kampanya başlattı. İşte 8 bin YTL'lik kampanyanın şartları

Sağlık Bakanlığı, tütünle mücadele kapsamında sigarayı bırakma kampanyası düzenliyor. 'Bırak kazan' kampanyasında 4 hafta boyunca sigara içmeyenler arasından yapılacak çekilişle bir kişi 8 bin YTL kazanacak. Katılabilmek için en az bir yıl sigara içmiş olmak gerekiyor. Son başvuru tarihi ise 30 Nisan. Sağlık Bakanlığı’nın web sitesinde yer alan bilgiye göre halk sağlığı açısından ciddi sonuçları olan sigara kullanımında Türkiye Avrupa Ülkeleri arasında üçüncü sırada, dünya ülkeleri arasında ise yedinci sırada yer alıyor. Türkiye genelinde 18 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yüzde 33.4’ünün sigara kullandığının ifade edildiği bilgide Türkiye’de yaklaşık 17 milyon kadar sigara içen kişinin olduğu ve her yıl 100 bin kişinin sigaraya bağlı nedenlerle yaşamını yitirdiği belirtiliyor. İşte bu kapsamda Sağlık Bakanlığı’nın düzenlediği ve iki yılda bir gerçekleşen ödüllü bırak kazan kampanyasının amacı bir bırakma günü belirleyerek sigarayı bırakma fikrini oluşturmak, bırakmak isteyenleri harekete geçirerek yardımcı olmak, sigaranın zararları ve sağlıklı yaşam konusundaki genel bilinçlenmeye katkı sağlamak. Sigarayı bırakma konusunda etkin yöntemlerden biri olarak gösterilen 'bırak-kazan' kampanyası bu yıl 1- 28 Mayıs tarihleri arasında düzenleniyor. Kampanyaya en az bir yıldır sigara içen ve 18 yaşını doldurmuş herkes katılabilecek. Kampanyaya katılanlar başvuru formlarını 30 Nisan’a kadar başvuru yerleri olarak belirtilen İl Sağlık Müdürlüklerine, Sağlık Grup Başkanlıklarına, Toplum Sağlığı Merkezlerine, Devlet Hastanelerine, Sağlık Ocaklarına, Aile Sağlığı Merkezlerine ve Sağlık Evlerine teslim edebilecekler.
4 HAFTA BOYUNCA SİGARA İÇMEYEN KAZANABİLECEK
Katılımcıların, 1–28 Mayıs tarihleri arasında 4 hafta süre ile sigara içmemeleri gerekiyor. Noter huzurunda gerçekleştirilecek çekilişle 1 asil, 10 yedek talihli belirlenecek. Kuradan hemen sonra ise kazanan kişiyle temasa geçilip kampanya koşullarını yerine getirip getirmediği teyit edilecek. Ve kazanan katılımcı hem sigarayı bırakmış olacak hem de 8 bin YTL ödülün de sahibi olacak.

Telefonu kulağınıza yapıştırmayın!


Uzmanlardan, cep telefonunun olumsuz etkilerine karşı önemli uyarılar: Telefon çalınca hemen açıp kulağınıza götürmeyin. Kulağınıza ya da yüzünüze yapıştırmayın!


Telekomünikasyon Kurumu elektromanyetik dalga yayan başta cep telefonu olmak üzere elektronik cihazları bir yıldır inceliyor. İnceleme sonunda Dünya Sağlık Örtgütü tarafından belirlenen AB standardı dışındaki cihazların ithalatına izin verilmiyor. Cep telefonlarının beyin üzerindeki etkilerinin de incelendiği laboratuarın yöneticisi ve Telekomünikasyon Kurumu Teknik Düzenleme ve Standardizasyon Daire Başkanı Ejder Oruç, cep telefonlarının insan üzerindeki olumsuz etkisinin en aza indirilmesi için tavsiyelerde bulundu. Vatandaşlara, cep telefonlarının kulağa ve yanağa temas ettirmeden, sağ kulağa en az 15 derecelik açı yapacak şekilde tutularak kullanılmasını tavsiye eden Oruç, "En iyisi telli kulaklıkla konuşmak. Bu şekilde etki yüzde 90 daha az olacaktır" dedi.
Yeni Şafak, Telekomünikasyon Kurumu tarafından 4,8 milyon euroya kurulan Piyasa Gözetimi Laboratuarı'na girdi. Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampusundaki Teknokent içerisine kurulan laboratuarın 3,6 milyon euroluk bölümü AB tarafından karşılandı.

BEYNE ETKİSİ İNCELENİYOR
Yaptıkları çalışmaları anlatan Oruç, özellikle cep telefonlarının beyin üzerindeki etkilerini inceleyen bölümde önemli uyarılarda bulundu. Laboratuarda kurulan sistemde insan beynine en yakın olan bir sıvı üzerinde analiz yapıldığını bildiren Oruç, "Cep telefonunu robota aynen konuşmadaki gibi yerleştiriyoruz. Baz istasyonu ile cep telefonu arasında konuşan bir telefon senaryosu uygulanıyor. O esnada robot 128 noktada tarama yapıyor. Her bir nokta üzerindeki elektromanyetik soğrulma miktarını ölçüyor” diye konuştu.

Vatandaş kendini güvende hissediyor

Telefonun hiç olumsuz etkisi yok demenin hata ve yanlış olacağını ifade eden Oruç, laboratuarda cep telefonlarının Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen AB standartlarında olup olmadığını incelediklerini vurguladı.

Neden Başım Dönüyor?


Vertigo birçoğumuza ünlü İngiliz yönetmen Alfred Hitchcock'un ünlü filmini çağrıştırır. Baş dönmesinin tıbbi adı olan bu kelime bazıları için film adı olmasının dışında anlam taşıyor. Gündelik hayatta kimimiz sürekli hafif şekilde, kimimiz ise çok şiddetli olarak bir denge problemi yaşarız. Yaşayanların çok iyi bildiği ve günlük aktivitelerini kabusa çevirebilecek kadar şiddetli olabilen bir rahatsızlık. Bazılarımız içinse daha hafif ama süreklilik göstererek sıkıntı oluşturan bir dert baş dönmesi. Baş dönmesini tıbbi açıdan ele alan Bosphorus International Kulak Burun Boğaz'dan Op.Dr. Fuat Güder baş dönmesinin kısaca bir denge problemi olduğunu söylüyor. "Çoğu zaman bu rahatsızlık iç kulağa bağlı bir problemden ortaya çıkar. Baş dönmesi şikayeti ile hekime başvuran hastalar genellikle çevrelerinin ve kendilerinin döndüğünü bazen bulantı olduğunu da ifade ederler". Araştırmalar baş dönmesinin doktora başvurmayı gerektiren şikayetler içinde ağrıdan sonra ikinci sırayı aldığını gösteriyor. Toplumun yüzde otuzunun baş dönmesine genetik olarak yatkın olduğu biliniyor. Baş dönmesi kadınlarda ve özellikle 30-50 yaşlarında daha sık görülüyor. Farklı tipleri bilinen baş dönmesi hastalardaki yaşam kalitesini ciddi olarak etkileyebiliyor. Denge sistemimiz vücudumuzdaki farklı merkezler tarafından kontrol edildiği için, baş dönmesinin nedenini saptamak her zaman çok kolay olmayabilir. Damar sistemindeki bozukluklar, iç kulağın hastalıkları, kafatasındaki yaralanmalar, virüs enfeksiyonları ya da allerjiler baş dönmesi meydana getirebiliyorlar. Baş dönmesini tetikleyen faktörler incelendiğinde hastaların yüzde yetmişinde stress hikayesine rastlanabiliyor. Uykusuzluk, ağır diet, yorgunluklar, gerilimler risk faktörleri arasında gösteriliyor. Op Dr Güder, baş dönmesi yaşayan hastaların nörologlara, KBB uzmanlarına ya da dahiliye uzmanlarına başvurabildiklerine, bir çok defa da bu dallara mensup hekimlerin işbirliğinin tanı ve tedavide şart olduğuna dikkat çekiyor. Güder "Biz KBB hekimleri olarak daha ziyade iç kulağı ilgilendiren baş dönmesiyle ilgileniyoruz. Merkezimizde hastalarımıza ayrıntılı testler yaparak nedeni ortaya çıkarıyor ve tedavisine başlıyoruz" diyor. Tedavide ilaçlar ve dinlenme öncelikli olarak yer buluyor. Bazen doktorunuz tarafından yaptırılan baş egzersizleriyle iyileşecek kadar basit, bazen de cerrahi tedavi gerektirebilecek kadar ağır seyredebiliyor. Uzmanlar baş dönmesi geçiren hastaların gıdalarına ve yaşam biçimlerine dikkat etmeleri gerektiğinin altını çiziyor. Stresin kontrol altında tutulması, uyku düzenine dikkat edilmesi öncelikli olanlar. Gıdalar söz konusu olduğunda ise, öğün atlamamaya, aşırı tuz kullanmamaya dikkat etmek, sigara, alkol ve biradan mümkün olduğunca uzak durmak gerekiyor. Çay, kafein, tatlandırıcılar, çikolata da şüpheli içecek-yiyecekler listesindeler. Baş dönmesinin bazen hayatı tehdit edebilen hastalıkların da habercisi olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu nedenle bu konuda en doğru yorumun konunun uzmanı olan hekimlerce yapılabileceğini bilmekte yarar var.