Kaynaklar yeraltı suyunun yeryüzüne çıkış noktalarıdır. Bunların membası saf su özelliğindeki kar ve yağmur suyudur. Su.yağıştanyeraltına süzülüp kaynaktan çıkışına •cadar takip ettiğiyolda belirli özellikler kazanır. Bunlardan başlıcalarıCa, Mg, Na, CO3, Cl ve SO4 elementlerinden oluşan kimyasal niteliklerinyanı sıra pH, sertlik, iletkenlik bulanıklıhkgibi özelliklerdir. Suyunyeraltındaki kalış süresi uzadıkça bu özelliklerdeki değişim de artar. Kuyularla elde edilen sulardayeraltındaki suyun ilerleyiş süresi uzadığından, suyun fiziksel ve kimyasal özelliklerindeki değişim de aynı oranda artmaktadır. Çoğunlukla kaynaklar yükseklerden/dağlık kesimlerden, kuyu suları ise ovalık (düzlük) alanlardan temin edilir. Düzlükler genellikle insanlarınyerleşimleri veyaşamsal gereksinimleri için tercih ettikleri alanlardır. Bu nedenle mevcut ve planlanan tarımsal, kentsel ve endüstriyel faaliyetlerin sonucunda çöp vb. atıklar artık ürünler olarak ortaya çıkmaktadır. Bunlar çoğunlukla zararlı ve zehirli maddeler içerdiklerindenyeraltı suyuna etkisi söz konusu olabilmektedir. Ülkemizde ve dünyadayeraltı sulan buna benzer sorunlarla karşı karşıyadır. Örneğin; Amerika'dayılda 6.5 milyon mS'den daha fazla sıvı atık yeraltına enjekte edilmektedir. Dolayısıyla yeraltı tatlı su rezervuarlannın kalitesi zamanla azalmaktadır. Bu riskli durum insanlığı kaynak suyuna yönlendirmektedir.
Arıtılmış Su, Kaynak Suyu mudur?
Kaynaktan boşalan sular koruma amaçlı olarak oluşturulan bir kaptaj içerisine alınır. Buradan kapalı bir sistem içerisinde su dolum tesislerine taşınır. Ancak piyasadaki şişelenmiş suların etiketlerinde farklı tanımlamalar bulunmaktadır. Bunlar şöyledir;
1. Arıtılmış Su; Kuyu Suyu; Sofra İçeceği; İşlenmiş Su
2. Doğal KaynakSuyu; KaynakSuyu "Bunların tamamı aynı şeyi mi ifade etmektedir?" soruş uy la sık sık karşılaşılmaktadır. Birincisi, ovada açılmış sondaj kuyusundan pompajla alınan yeraltı suyunun, tesislerde belirli arıtma işlemlerine ve gerektiğinde çeşitli mineral ilavelerine tabi tutularak şişelenen kuyu suyunu tanımlamaktadır. Dolayısıyla fiziksel ve kimyasal işlevlere tabi tutulmuş, yapay katkılarla doğallığından kısmen uzaklaşmış olarak tüketiciye ulaştırılan sudur. İkincisi ise hiçbir kimyasal ve arıtma işlemlerine tabi tutulmadan, yeryüzüne çıktığı gibi tesislerde şişelenen kaynak suyudur.
Suyun Kalitesine Nasıl Karar Verilir?
Suyun değeri sadece yaygın olarak bulunması ve faydalanılması ile değil aynı zamanda iyi kalitede olması ile de ölçülür. "Suda kalite" denildiğinde suyun fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri belirtilmektedir. Bu tanımın yapılabilmesi için belli miktar su örneği Su Kimyası Laboratuarlarında, yukarıda belirtilen özellikler bakımından analizlere tabi tutulmaktadır. Analizde elde edilen değerler Türk Standartları Enstitüsü (TSE 266), Dünya Sağlık Teşkilatı (VVHO), Avrupa Birliği (EC) vb. kuruluşlarca belirlenmiş olan "İçme S uy u Standartlarına" göre mukayese edilir. Böylece hayatın vazgeçilmez bir parçası olan suyun kalitesine karar verilmektedir.
Niçin Kaynak Suyu ?
Reflü
Besinler, ağızda çiğnenip tükürükle yumuşatıldıktan sonra yemek borusu aracılığı ile mideye geçer. Mideye gelen besinler mide özsuyuna güçlü bir asit ile karışarak boza kıvamına gelir. Bu içeriğin yemek borusuna geri kaçışına reflü diyoruz.
Reflü oluşumuna pek çok etken sebep olmaktadır. Bunlar;
* Mideye açılan sfinkterin yapısal gevşekliği,
* Şişmanlık,
* Aşırı yeme,
* Yağlı ve sindirimi güç yiyeceklerle beslenme,
* Alkol ve gazlı içecekler,
* Sigara,
* Gebelik,
* Sıkı (dar) giyinmedir.
Hastalarda karşılaştığımız en çok şikayetler ise şunlardır:
* Göğüs ağrısı,
* Göğüste yanma hissi,
* Ağza acı, ekşi su (özellikle yatarken) gelmesidir.
Eğer reflü önlenmez ise yemek borusuna geri dönen asidik içerik yemek borusunda hasara neden olur ve reflü hastalığı adını alır.
Yetişkinlerin yaklaşık üçte birinde gördüğümüz önemli bir sağlık sorunudur.
Bu Hastalığın Tedavisi Nasıldır?
Reflünün önlenmesinde yaşam şartlarında yapılacak bazı basit düzenlemeler önemli yer tutmaktadır.
1 Yatarken vücudun üst kısmı ve başın yüksekte olması yararlıdır. Bunun için ya yastık sayısı arttırılmalı ya da yatağın baş kısmı yükseltilmelidir.
2 Yemeklerden sonra en az yarım saat yatılmamalıdır.
3 Kilolu hastaların kilo vermesi gerekir.
4 Korse gibi dar giyecekler giyilmemelidir.
5 Asitli içecekler (kola vb.), kahve gibi içeceklerden; yağlı acılı baharatlı olan yiyeceklerden uzak durulmalıdır.
6 Azar azar sık aralıklarda yemeli, karın tıka basa doldurulmamalıdır.
7 Alkol ve sigara tüketilmemelidir.
Bunlarla birlikte hastalarda asitin geri kaçışına bağlı meydana gelen peptik özefajitinde medikal olarak tedavi edilmesi gerekmektedir. Bu sebeple biz hastalarımıza bu önerilere uymasını ayrıca rahatlamasını sağlayacak semptomatik bir tedavi ve esas olarak tedavi edici ajanlar kullanmaktayız.
Hastalar bu ilaçları düzenli olarak iki ay boyunca kullanmalıdır. Böylece gerekli tedavi yapılabilmektedir. Ancak şu nokta unutulmamalıdır ki önerilere uymayan ve yapısal bozukluğu olan hastalarda bu şikayetler tekrarlamaktadır. Bu nedenle hastalar şikayetleri tekrar başladığında doktora başvurmalıdır.
Aile Planlaması
Aile planlaması, istedikleri zaman, istedikleri sayıda çocuk sahibi olmaları için ailelere verilen hizmetlerin tümüdür. Aile planlaması ailelerdeki kişi sayısını sınırlandırma anlamını taşımaz. Amaç anne ve doğacak çocukların sağlıklı olması ve çocuk sahibi olmak istendiğinde gebeliğin oluşmasıdır. Çünkü iki yıldan az aralıklarla yapılan doğumlar annenin vücut sağlığını önemli ölçüde bozmakta, gebelik sırasında riskleri artırmakta, hatta ara vermeden arka arkaya yapılan doğumlar anne ölümlerine neden olmaktadır. Ayrıca sık aralıklarla doğan çocukların anne karnında gelişmeleri tam olmamakta (doğum ağırlığı düşük bebekler), sakatlık oranı yükselmekte, bakımları güçleşmekte ve bebek ölümleri artmaktadır.
Bütün bunlar gözönüne alındığında aile planlamasının amaçlarını şöyle sıralayabiliriz ;
Bireyleri ve aileleri, üreme sağlığı konusunda eğitmek Anne ölümlerini önlemek ve sağlığını korumak Bebeklerin sağlıkla doğmalarını ve yaşamalarını sağlamak Yüksek riskli gebelikleri önlemek İstenmeyen gebelikleri önlemek Çocuk sahibi olmak isteyenlere tıbbi yardım sağlamak Bireyleri aile planlaması yöntemleri konusunda eğitmek. Türkiye'de aile planlaması hizmetleri; Sağlık Bakanlığı'na bağlı olan sağlık ocakları, ana-çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezleri ve hastanelerin yanında SSK hastaneleri, üniversite ve diğer kamu kuruluşlarının hastaneleri ve özel sağlık merkezlerinde verilmektedir. Kamu kuruluşlarında, kondom ve doğum kontrol hapları ücretsiz dağıtılmakta, rahim içi araç (RİA) ücretsiz ya da çok düşük bir ücret karşılığında uygulanmaktadır.
Aile planlaması yöntemleri Aile planlaması amacı ile gebeliği önleyici yöntemler, etkinliği yüksek sağlıklı modern yöntemler ve etkinliği düşük eski yöntemler olarak iki grupta incelenmektedir.
A. Etkinliği yüksek, sağlıklı, modern yöntemler
1. Prezervatif (kondom, kılıf) Erkek tohum hücrelerinin (spermlerinin) vajina(hazneye) dökülmesini, dolayısı ile sperm ve yumurtanın karşılaşmasını engelleyerek gebeliği önler. Bir başka özelliği de cinsel yolla bulaşan hastalıkların bulaşmasını engelleyen tek yöntem olmasıdır. (örn: AIDS, sifiliz, bel soğukluğu vs.) Halk arasında kılıf diye de bilinir. Cinsel ilişki öncesi erkek tarafından doğru şekilde kullanıldığında koruyuculuk oranı % 95 - 98 ‘ dir. Her bir prezervatif bir defa kullanılmalıdır. Sağlığa hiçbir zararı yoktur.
2. Vajinal bariyerler (diyafram, sperm öldürücü krem, köpük, fitil) Diyafram rahim ağzına takılarak spermlerin içeriye geçmesini engeller. Sperm öldürücüler, vajinadaki tüm spermleri işe yaramaz hale getirir. Diyafram ve sperm öldürücüler birarada ve doğru kullanıldığında etkinlikleri artar. İlişkiden önce kadın tarafından yerine yerleştirilir. İlişkiden sonra en az 6 saat yerinde bırakılmalıdır. Sağlığa bir zararları yoktur.
3. Rahim içi araçlar (spiraller) Rahim içine uygulanarak yumurtanın rahim içine naklini, spermlerin yumurtanın yanına gitmesini ve döllenme olsa bile rahim içinin özelliklerini bozarak döllenmiş yumurtanın yerleşmesini engeller. Çıkarıldığında doğurganlık geri döner. Yan etkileri yok denecek kadar azdır, kontrolleri düzenli olarak yapılrsa 10 yıl süre ile % 98 oranında korur.
4. Hormonal yöntemler (doğum kontrol hapları, iğneleri) Hemen hepsi, yumurtlamayı durdurur, rahim ağzı tıkacını kalınlaştırarak spermin rahim içine girmesini engeller, rahim içi zarı inceltir.Haplar ağızdan alınır, 21 ile 25 gün kullanılanları vardır.
İğneler aylık ya da 3 aylık iki ayrı formdadır. Enjeksiyon iğne tipine göre her ay, ya da 3 ayda bir kas içine yapılarak uygulanır. Kullanımları bırakıldığında doğurganlık geri döner.
Hormonal yöntem kullanmadan önce mutlaka bir muayeneden geçip hangi yöntemin nasıl kullanılacağı hekim ve çift tarafından kararlaştırılmalıdır. Koruyuculuk oranları doğru kullanıldıklarında % 100’e çok yakındır.
Özellikle 5 yıldan uzun süre hap kullanan kadınlarda kullanmayanlara nazaran rahim ve yumurtalık kanseri görülme sıklığı yaklaşık yarı yarıya azalmaktadır!.
5. Tüp ligasyonu (kadınlarda kordonların (rahim kanalları) bağlanması) Kadınlarda yumurtanın geçtiği rahim kanallarının kapatılması ya da bağlanması işlemidir. Genellikle genel anestezi ile yapılan küçük bir ameliyat gerektirir. Böylece sperm ve yumurtanın karşılaşması engellenir. Geri dönüşü olmayan bir yöntemdir. Herhangi bir şekilde adet bozukluklarına ya da hormonal değişime, cinsel istek azalmasına neden olmaz. Kesinlikle bir daha çocuk sahibi olmak istemeyen çiftler tercih etmelidir.
6. Vasektomi (erkekte sperm kanallarının bağlanması) Erkekte lokal anestezi ile spermin geçtiği kanalların kesilmesi veya bağlanması işlemidir. Geri dönüşü yoktur. Ancak erkeklik gücünde ya da cinsel ilişkide herhangi bir azalmaya veya değişmeye neden olmaz.
Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar
1- Cinsel temas nedir?
Heteroseksüel ya da homoseksuel olmak uzere genital, genital-oral, oral-anal, genital-anal tüm davranış biçimlerini içerir.
2- Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıkların (CYBH) genel özellikleri nelerdir ?
Her iki cinste de cinsel yönden en aktif oldukları dönemde sık görülürler. Genelde sessiz seyrederler. Özellikle umursamaz davranışlı kişilerde daha sıktır. Akut hastalık dışında infertilite, lohusalık humması, serviks kanseri, fetus ve yenidoğan enfeksiyonları gibi başka hastalıklara zemin hazırlar ve HIV enfeksiyonunun geçişini artırırlar.
3- CYBH olasılığı hangi durumlarda artar ?
Çok eşlilik Eşin birden fazla partnerinin olması Genelev kadınları ve müşterileri Yakın zamanda cinsel eş değiştirmek CYBH belirtisi olanla ilişkiyi sürdürmek Eşlerin de tedavi edilmesi gerektiğinin bilinmemesi Eğitim ve kondom kullanımının az olması
4- CYBH lar nelerdir?
Yirminin üzerinde bakteri, virus, parazit ve mantarlara bağlı hastalıklar cinsel yolla bulaşmaktadır. Bazı etkenler cinsel organ ve idrar yollarında üretrit (örn: bel soğukluğu), vajinit gibi infeksiyonlara neden olurken diğer bir bölümü genital bölgede lezyonla seyreder (sifilis (frengi), herpes simpleks, genital siğil, bit, uyuz, vb.). Bu etkenler yalnız cinsel bölgede sınırlı kalmayıp bazı durumlarda sistemik hastalıklara da neden olabilirler. Hepatit B virus, hepatit C virus, HIV (AIDS) gibi çeşitli mikroorganizmalar da vücuda bu yolla girerek hastalık oluşturabilirler.
5- CYBH’lardan nasıl korunulur ?
Kısa süreli, rastgele ilişkilere girilmemeli Başkalarıyla ilişkiye girebileceklerle cinsel ilişkiye girilmemeli Kondom (prezervatif) kullanılmalı Adolesanlara güvenli seks eğitimi verilmeli Erken tanı için zaman zaman sağlık kontrolleri yapılmalı Hastalık geliştiğinde yakınma olmasa bile eşler de tedavi görmeli
6- Nerelere başvurulmalı ?
CYBH ile ilgilenen uzmanlık alanı Enfeksiyon Hastalıklarıdır. Genital bölgede gelişen cilt lezyonları varlığında dermatoloji uzmanlarından yardım istenebilir. Kadın Hastalıkları ve üroloji uzmanları da bu hastalıkların eğitimini almış ve gerektiğinde yardım alınabilecek diğer bölümlerdir.
Akut Bronşit Hakkında Bilmeniz Gerekenler
Akut bronşit nedir?
Akut bronşit akciğerlere hava akımını sağlayan bronş ağacının bulaşıcı hastalığıdır. Bronşlar hastalandığında şişerler ve balgam salgılarlar. Balgam, öksürdüğünüzde ağzınıza gelen salgıdır. Bronşların şişmesi solunumunuzu zorlaştırır ve soluduğunuzda hışırtıya neden olur.
Akut bronşitin nedenleri
Akut bronşit sıklıkla bronş ağacına ulaşan, virüs denen mikroorganizmalarla oluşur. Boğaz ve burunda nezle ve iltihap yapan virüsler, akut bronşit de yaparlar. Virüsler bronş ağacının duvarlarına saldırır ve zedelerler. Vücudumuz bu saldırganlara karşı kendini savunur ve bu nedenle bronşlarda şişme ve balgam oluşur. Bedeniniz bu savunma sonucunda saldırgan virüsleri öldürse de, kendini toparlaması ve onarması için zamana gereksinim duyar. Bu sırada öksürmeye ve balgam çıkarmaya devam edersiniz. Bronş ağacına zarar verebilecek sigara gibi herhangi bir etmen, bronşların iyileşme süresini uzatabilir.
Bronşit nasıl bulaşır?
Akut bronşit kişiler arasında öksürükle bulaşır. Virüs ya havadan ya da hasta kişinin elinden bulaşır (el sıkışmayla). Bronş ağacınız zedelenmişse, bronşite çok daha kolaylıkla tutulabilirsiniz. Sigara içiyor ya da hava kirliliğinin yoğun olduğu bir ortamda bulunuyorsanız, bedeninizin direnci düşer. Sigara içen kişiler, daha kolaylıkla bronşit olurlar ve hastalıkları daha uzun sürebilir.
Akut bronşit nasıl tedavi edilir?
Akut bronşit virüsler tarafından oluşturulduğu için antibiyotiklerin kullanımı gereksizdir. Solunumunuzun sıkışık olduğu durumlarda hekiminiz bazen astım tedavisinde kullanılan bir ilaç önerebilir. Bu ilaçlar, nefesinizi açmaya ve balgamdan arınmanıza yardımcı olacaktır. Sigara içiyorsanız, sigara sayısını azaltmalı ya da sigarayı kesmelisiniz. Bu, bronş ağacına verilen zararı azaltacaktır.
Akut bronşitle birlikte gelişebilen başka Sorunlar
Bazen akut bronşitin öksürüğü haftalarca sürebilir. Bu, sıklıkla bronşların iyileşmesinin uzun sürmesi nedeniyle olur. Ancak, akut bronşit bazen astımla da karışabilir. Hırıltınız ve öksürüğünüz uzun sürerse ve bu özellikle geceleri ve hareket ettiğinizde oluyorsa, hafif bir astımınız da olabilir. Bu durum uzun sürecek olursa, bronşit ile astımınızı ayırt etmek için hekiminiz size solunum fonksiyonu testi yaptırabilir. Akut bronşit ile zatürre de aynı yakınmaları yapabilir. Yüksek ateşiniz olursa, kendinizi halsiz hissedecek olursanız ve öksürüğünüz sürecek olursa, sizde zatürre gelişmiş olabilir. Bu durumu ayırt edebilmek için, hekiminiz size bir göğüs röntgen filmi çektirebilir. Bronşitiniz, uyurken midenizden akciğerlerinize kaçan mide içeriği nedeniyle de olabilir. Öksürüğünüz sürüyor ve sabah ağızda kötü bir tatla uyanıyorsanız, hekiminize başvurunuz. Hekiminizin midenize yönelik vereceği ilaçlar, bu nedenle oluşan öksürüğü kesebilir.
Hekime acil olarak gitmenizi gerektiren durumlar
Öksürüğünüz bir aydan uzun sürüyor, ateşiniz devam ediyorsa hekiminize başvurmalısınız. Öksürdüğünüzde balgamınızla kan geliyorsa, yattığınızda soluk alıp vermede güçlük çekiyorsanız ve bacaklarınız şişiyorsa da hekiminizi görmelisiniz.
BESİN ZEHİRLENMELERİ
Besin zehirlenmeleri özellikle yaz aylarında artan mevsimsel özellik gösteren infeksiyonlardır.
Besin zehirlenmesi nedir ?
Son 72 saat içinde, bir mikroorganizma veya toksini ile bulaşmış bir besinin tüketiminin ardından ishal, bulantı, kusma, karın ağrıları, karında kramplar gibi sindirim sistemini ilgilendiren bulguların ortaya çıktığı bir hastalık tablosudur.
Besin zehirlenmeleri tüm dünyada yaygın, önemli bir halk sağlığı sorunudur. Çoğunlukla hafif seyirli ve kendini sınırlayan hastalıklardır. Ancak besin zehirlenmesine yol açan etken ve konakla ilişkili faktörler hastalığın zaman zaman daha ağır seyirli ve hatta ölümcül seyretmesine yol açabilmektedir. Son yıllarda özellikle hamburger, biftek ve çiğ süt tüketimi ile ilişkili salgınlara yol açan ve toksin yapımı ile böbrek yetmezliği, kanlı ishal ve kanama gibi bulgulara yol açan bir bakteri (E.coli 0 157:H7) örneğinde veya besin yolu ile bulaşan tifo ve paratifo bakterileri örneğinde olduğu gibi. Ayrıca, zaten vücutlarında sıvı eksiği olanlar, bebekler ve yaşlılar gibi uç yaşlardaki kişiler, beslenme bozukluğu olan kişilerde gelişen tablonun ağır veya ölümcül olma riski vardır.
Besin zehirlenmeleri çoğunlukla birden fazla kişiyi ilgilendirir. Bazen tek tek olgular, bazen yerel salgınlar (işyerleri, hastaneler, lokantalar), bazen de daha büyük çaplı salgınlar şeklinde görülebilir.
Besin zehirlenmelerine çoğunlukla bakteri türü mikroorganizmalar yol açar. Bu bakteriler 5-70 0 C arasında, en çokda oda ısısı ve üzerindeki derecelerde çoğalma eğilimi gösterirler. Genellikle 5 0 C ve altındaki derecelerde çoğalamazlar. Bu nedenle yaz aylarında görülme sıklığı artmaktadır. Bu etkenler ancak 70 0 C ve üzerindeki ısılarda uygun süre ısıtma ve pastörizasyon ile ölür. Yine bu etkenler (pH<4.5) asit ortamlarda yani düşük nem, yüksek tuz ve şeker içeren gıdalarda ise çoğalamaz. Isıtılma sırasında ısının gıdaya tümü ile ulaşması çok önemlidir. Örnek olarak yapılan bir araştırmada iyi kızartılmış gibi görünen (13-15 dakika kadar) sosis ve bifteklerin ortalarında besin zehirlenmelerine yol açan etkenler üretilmiştir. Bu anlamda daha yüzeyel ısınmaya yol açan ızgara ve kızartma gibi yöntemlerden çok fırında pişirme, basınçlı buhar yolu ile yüksek derecelerde ve homojen pişirmeyi sağlıyan düdüklü tencerede ısıtma veya mikrodalga fırınlar daha emniyetli kabul edilmektedir. Ayrıca donmuş gıdalar, donmuş oldukları sürece ve tüketim tarihleri dikkate alınmak koşulu ile emniyetlidir. Bunlar dışında sert peynir, yoğurt, pastörize sütten yapılmış tereyağ gibi ürünler, asit ortam ve düşük nem koşulları nedeni ile emniyetli kabul edilmektedir. Yeterince pişirilmiş, kaynatılmiş besinler, çay, kahve, asitli gıdalar, reçel gibi yüksek şekerli gıdalar, karbonatlı ve şişelenmiş gıdalar da güvenle tüketilebilecek gıdalar arasındadır.
Besin zehirlenmeleri neden, nasıl olur?
Bir gıdaya, besin zehirlenmesine yol açan etken 3 yoldan ulaşır. Birincisi gıdanın kendisi bu etkeni içerir. Özellikle hayvan kaynaklı gıdalar, bunlar arasında da özellikle kümes hayvanları (hayvanların kendileri bu etkenlerle hasta olabildikleri için) bu tür bulaşta rol oynar. İkincisinde işlenmemiş gıdaya katılan maddeler nedeniyle bulaş olabilir. Üçüncüsünde ise gıdayı hazırlayan kişi veya gıdanın hazırlandığı çevreden bulaş olabilir. Bu nedenle ishalli kişiler, özellikle ellerinde veya vücutlarının başka bölümlerinde yara olan kişiler iyileşene kadar gıda hazırlamamalıdırlar. Çevreden bulaşın önlenmesinde ise gıdanın hazırlandığı ortamın temizliği, ısıtılmamış yiyeceklerle ısıtılmış yiyeceklerin aynı ortamda hazırlanıp sunulmaması, gıda hazırlayan kişinin ellerini sıklıkla yıkaması önemlidir .
Yukarıda tanımlandığı gibi asidite, düşük nem gibi gıdaya ilişkin bazı özellikler de o gıdada etkenin var olup olmayacağını belirler.
Hangi besinlerde dikkatli olunmalı ?
Besin zehirlenmelerinden özellikle yüksek proteinli gıdalar (hamburger, kümes hayvanları, yumurta, kremalı gıdalar vb…), kirli kullanma suyu veya insan dışkısının gübre olarak kullanıldığı koşullarda yeterince pişirilmeden tüketilen meyve ve sebzeler, özellikle fast food restoranlarda sunulan ızgara türü yiyecekler, hazırlanması sırasında çok işlem gerektiren yiyecekler (köfte vb.), pastörize edilmemiş süt ve bu sütten hazırlanan süt ürünleri, iki saatten fazla oda ısısında bekletilmiş ve tüketilmeden önce tekrar ısıtılmayan gıdalar ( zeytinyağlı yiyecekler, soğuk sandviçler, salatalar vb..), özellikle midye gibi kabuklular olmak üzere kirli denizlerden çıkarılan deniz hayvanları sorumlu tutulmaktadır. Eğer kümes hayvanı hasta ise, etken yumurtlama sırasında özellikle yumurtanın dış yüzeyine bulaştığından, kabuğu çatlak, kırık olan yumurtaların ve bunlardan hazırlanan salata, mayonez türü gıdaların da riskli olduğunu bir kez daha anımsatmak gerekir.
Kimler risk altında ?
Konakla ilgili besin zehirlenmelerine eğilimi artıran faktörler arasında mide asiditesinde azalma ve barsaktaki zararsız bakterileri yok eden antibiyotik kullanımından söz etmek yerinde olacaktır. Özellikle yaz aylarında gereksiz antibiyotik ve antiasit kullanımından kaçınılmalıdır. Bu ayrıca bazen aynı besini çok sayıda kişi tükettiği halde neden bir kaç veya bir kişinin etkilendiğini de açıklamaktadır.
Besin zehirlenmelerinde tedavi nasıldır ?
Besin zehirlenmeleri genellikle kendiliğinden sınırlanan tablolar olduğu için çoğunlukla kaybedilen sıvının ağızdan alınan sıvılarla telafisi yeterli olmaktadır. Ancak bazı durumlarda mutlak hekime başvurmak gerekir.
Hangi durumlarda doktora başvurulmalı ?
Bunlar; dışkının kanlı olması, hastada 38.5 0C üzerinde ateş olması, 24 saatte 6 kezden fazla şekilsiz dışkılama, ishalin 48 saatten uzun sürmesi, hastanın bebek veya yaşlı olması, 50 yaşın üzerinde bir kişide şiddetli karın ağrısı ile birlikte ishal olması olarak tanımlanabilir.
İshal dışında süregiden kusmalar nedeniyle hasta ağızdan sıvı alamıyorsa bu durumda da bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Zehirlenen kişi nasıl beslenmeli ?
Besin zehirlenmesi tablosu olan kişilerde, ishal sırasında barsakların dinlenmeye gereksinimi olduğu ve gıda alımının olayı kötüleştirebileceği tarzındaki yanlış inanca bağlı olarak beslenmenin durdurulması doğru bir yaklaşım değildir. Tam tersine harap olan barsak hücrelerinin çabuk toparlanması ve hastalık nedeniyle kaybedilen enerji açığının kapatılması için uygun gıdalarla beslenmeye devam etmek gereklidir. İshal süresince süt ve sütte bulunan laktozu içeren diğer gıdaların ve kafeinli içeceklerin tüketilmemesi önerilmektedir. Tuzlu krakerler, çorbalar, yoğurt, kola türü içecekler, pirinç ve patetes tarzı besinler, çorbalar ve Oral Rehidratasyon Sıvısı (ORS) ishal sırasında tüketimi önerilen gıdalardır.
ORS paketleri sağlık ocakları veya eczanelerden sağlanabilir. ORS, paketlerin üzerindeki önerilere uygun olarak hazırlanmalıdır.
Ayrıca ishal için barsak hareketlerini durdurucu ilaçlar kullanmak genellikle bir yarar sağlamadığı gibi özellikle ateş, şiddetli karın ağrıları, karında kramplar, kanlı ishal gibi bulguların varlığında tehlikeli bile olabileceği unutulmamalıdır.
Hazırlayan: Doç. Dr. Esin ŞENOL G.Ü.T.F Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı, Ankara
Kadınları anlıyor musunuz?
Cin için bile Amerika’dan, Asya’ya köprü yapmak daha kolay gelmiş. Yeter ki kadınları anlatmasın. Çünkü cin bile kadınları anlayamamış. Yıllardır duyarım kadınlar erkekleri, erkekler de kadınları bir türlü anlayamadılar. Neyi niçin yaptıklarını bilemediler.
Son zamanlarda kadınlar ve erkekler ile ilgili çok yazı okudum. Son olarak da bir kitap okudum. Kitabın adı; "Erkekler neden dinlemez & Kadınlar neden harita okuyamaz" Kitabın yazarı; Allan & Barbara PeaseSize bu kitaptan alıntılar yapmak istiyorum:
“Erkekler ve kadınlar birbirinden farklıdır. Birbirlerinden daha iyi ya da daha kötü değiller, sadece farklılar.
1960’ların sonuna kadar, insan beyni konusunda birçok veri, savaş alanında ölen askerlerden elde ediliyordu ve üzerinde çalışılacak çok aday vardı. Sorun, bunların çoğunun erkek olmasıydı; kadın beyninin de aynı şekilde çalıştığı varsayılıyordu. Bugün yapılan araştırmalar, kadın beyninin erkek beyninden çok farklı çalıştığını göstermektedir. Cinsiyetler arasında yaşanan ilişkilerdeki sorunların büyük bölümünün kaynağı burada yatmaktadır. Kadın beyni erkek beyninden biraz daha küçüktür, ancak bu farkın kadın beyninin performansını etkilemediği çalışmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. 1997 yılında Danimarkalı araştırmacı Berte Pakkenberg, ortalama olarak bir erkeğin beyin hücrelerinin sayısının kadınınkilerden dört milyar fazla olduğunu, ancak genel zeka açısından kadınların erkeklerden %3 üstün olduğunu ortaya koymuştur.
1995 yılında Yale Üniversitesi’nde Roris Bennett ve Sally Shaywitz öncülüğündeki bilim adamları tarafından, erkekler ve kadınlar üzerinde testler uygulandı ve kafiyeli sözcükler konusunda beynin hangi tarafının kullanıldığını bulmaya çalıştılar. MRI yardımıyla, beynin farklı bölümlerindeki kan dolaşımında küçük değişiklikleri saptadılar. Sonunda, erkeklerin konuşma için beynin sol tarafını, kadınların ise her iki tarafı kullandığını kanıtladılar. 90’larda buna benzer birçok deney yapıldı ve hep aynı sonuçlar ortaya çıktı. Erkek beyni ve kadın beyni farklı çalışıyordu.
“Neden gazete okurken ya da televizyon seyrederken benim ona söylediklerimi duymuyor?” sorusu, dünyada hemen her kadının sorduğu bir sorudur. Bunun nedeni, erkeğin beyninin bir anda sadece bir iş yapmaya uygun olmasıdır; Kadın beyni, bir anda birden çok iş yapmaya uygundur.”
Son zamanlarda bu tür bilgileri birçok yerde okuyordum.. Ancak bu kitap bilimsel boyuttaki incelemeleri anlatıyor. Artık erkek ve kadının birbirinden tamamen farklı yaratılmış olduğuna inanmaktayım. Şimdi erkekleri daha iyi anlıyorum. İnternette dolaşan yazılarda kadın ve erkek ilişkilerini karikatürize eden yazılar bile var. Şimdi ise biz kadınların bazı davranışlarını erkeklerin dilinden okuyalım. Gülmemek mümkün değil :)
- 8 hafta süren baş ağrıları baş ağrısı olamaz, bir doktora gidin.- Alışveriş yapmak zevkli değildir ve asla da olmayacaktır.- “Beni seviyor musun?” diye sormayın. Emin olun ki sevmesek yanınızda bir saniye bile durmayız.- Bizden sizinle aynı üzüntüyü çekmemizi beklemeyin, o sizin kız arkadaşlarınızın işidir.- Bir yere gittiğimizde, hangi kıyafeti giyerseniz giyin, size çok yakışıyor, yemin ederiz. O yüzden bir daha sormayın.- Biz erkekler basitizdir. Mesela sizden ekmeği getirmenizi istiyorsak, aslında ekmeği getirmenizi istiyoruzdur. Bundan “ekmek masada değil” diye bir iğneleme yaptığımız sonucunu çıkarmayın.- Eğer 2 değişik şekilde anlayabileceğiniz bir şey söylemişsek ve bunlardan biri kötü ve sizi üzecekse, kesinlikle öbür anlamında söylemişizdir, boşuna bizi sıkıntıya sokmayın.- Eğer bir şey istiyorsanız sormanız yeterli. Bir şeyi açıklığa kavuşturalım. Biz erkekler öyle farklı anlamlar taşıyan dolaylı soruları anlamayız. Ne istiyorsanız doğrudan söyleyin.- Eğer şişmanladığınız düşünüyorsanız büyük ihtimalle şişmanlamışsınızdır zaten. Bize sormayın, cevap vermeyi reddediyoruzdur.- En karmaşık durumda bile bizim için temel kural şudur. “En kolayını seç” Bizden komplike şeyler beklemeyin.- Erkekler en fazla 16 renk görürler. Mesela, şampanya bir renk değil, bir içkidir.- Erkeklerin çoğunun en fazla 3 çift ayakkabısı vardır.- Biz basitizdir. O yüzden 30 çift ayakkabınızdan hangisinin kıyafetinize uyacağını sormayın, bilmiyoruzdur.- Evi temizleyip yorulduktan sonra, yüzünüze bakılmayacak haldeyseniz, yaptığınız temizliğin bizin için bir anlamı yoktur. Takdir beklemeyin. Temiz bir evden önce güzel, en azından bakılı görünen bir kadınla bir evi paylaşmak daha anlamlıdır.- Ev işlerinden sonra yattığınız yerde sızıp kalıyor ve her türlü kur çabasına yorgunum diyorsanız bu bizi bozar. Bir erkeğe temiz evden önce temiz bir eş ve hatta sadece bir eş lazımdır. Temizlik bir temizlikçi tarafından da yapılabilir ama bazı şeyler temizlikçi ile yapılmaz, yapılmamalı da.- Size “neyiniz var? diye sorduğumuzda, “hiçbir şeyim yok” derseniz size inanırız, bizim için olay bitmiştir. O yüzden bir şeyiniz varsa dorudan söyleyin sonra bizi anlayışsız durumuna düşürmeyin.
Tanrı kadınları erkekler için, erkekleri de kadınlar için yarattığına göre birbirimizi tanıyarak mutlu mutlu yaşamalıyız. Espriler bir yana dünya ne kadınlar ne de erkekler olmadan çok anlamsız olurdu.
