Saglikli Yasam İcin 20 ipucu!


• Sağlıklı bir yaşam için alınması gereken önlemlerin pek çoğu günlük yaşamımızda uygulamamız gereken küçük ve kolay çabalar.

• Nerede olursa olsun günlük yaşamı düzenleyen bazı temel kuralların bilinerek uygulanması, sağlığın korunmasını ve diğer bireylerle paylaştığımız yaşamı kolaylaştırır.

• Bu kurallardan en önemli olanları; temizlik, sağlıklı beslenme, bedensel ve zihinsel çalışma, düzenli yaşam, sigara, alkol, uyarıcı ve uyuşturucu maddelerden uzak durma, kazalardan korunma, sorunlarla başa çıkmada doğru ve uygun yöntemler kullanmadır.

1- Kardiyovasküler hastalıklar (KVH) ile egzersiz arasında önemli bir ilişki vardır. Özellikle tempolu şekilde ve düzenli yürümek KVH riskini azaltır.
2- Amerikan Kalp Birliği (AHA), alınan enerjinin yüzde 7'sinin altının doymuş yağ asitlerinden, yüzde 1'inin altının trans yağ asitlerinden, kolesterol için günlük 300 miligramın altında olmasını öneriyor. Yağ tüketiminde çeşitliliği önemseyin.

3- Omega-3 (EPA,DHA) yağ asitlerinin yeterli tüketimiyle KVH riski azalmaktadır. Omega - 3'ün en iyi kaynakları; soğuk sularda yaşayan somon, uskumru, ton gibi yağlı balıklarda Omega - 3 daha fazla bulunur. Ayrıca kanola ve soya yağı da bir miktar Omega - 3 içerir.

4- Çocuklar büyüme çağındayken daha sağlıklı besinlere yönlendirilmeye çalışılmalı, yağ ve şeker içeriği yüksek besinlerden uzak durulmalıdır. Bu yaşta gelişen alışkanlık, yaşam süresi ve hastalıklardan korunma konusunda etkilidir.

5- Türkiye'de yetişkinlerde kalp damar hastalıkları görülme sıklığının yüzde 6.7'den yüzde sekize çıktığı görülmektedir. Beslenme eğitimine önem verilmesi şarttır.

6- Obezitenin önlenmesi için pratik çözümler yaratılmalı; araba kullanımı azaltılmalı, yayalara özgü alanlar yaratılmalı, kamu sağlığı için kampanyalar düzenlenmeli, şehir içinde araba kullanmak paralı hale getirilmelidir.

7- Yaşlı nüfus 2002 yılında 605 milyon iken, bu rakamın 2025 yılında 1.2 milyar, 2050 yılında ise iki milyara ulaşması beklenmektedir. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki yaşam süresi uzamaktadır sağlıklı yaşlanmak için sağlıklı beslenme şarttır.

8- 20 - 65 yaş arasında vücut ağırlığında artış görülebilir. Fakat daha sonraki yaşlarda negatif enerji dengesi ortaya çıktığı için vücut ağırlığında düşüşler olabilir. İleri yaş beslenmesi, özel bir durumdur ve ihmal edilmemelidir. Yaşlılıkla birlikte iştah ve tat alma duyusu azalmaya başlar, kemik ve kas kaybında artışlar göze çarpar. Bu dönemde kanser, diyabet, KVH, osteoporoz görülme sıklığı artar.

9- Yaşam kalitesindeki artış, yaşla bağlantılı hastalık risklerini azaltır. Sağlıklı bir yaşlanma için dengeli ve kaliteli beslenme temeldir.

10- Sarı kantaron otu; reçeteli ilaçlarla etkileşime geçer. İlaçlara bağlı olarak etkilerini azaltır ya da artırır. Bu nedenle kontrollü kullanılmalı.

11- Yapılan araştırmalar gösteriyor ki bireyler; C vitaminini tavsiye edilen miktarın 100 katı kadar fazla, B6 vitaminini ise 10 katı kadar fazla almaktadırlar.

12- Soya; östrojen seviyesi yüksekse azalmasına yardımcı olur. Vücuttaki mevcut östrojen seviyesine göre azaltıcı ya da artırıcı etki gösterir. Ayrıca göğüs kanseri riskinden de bireyleri koruduğu kanıtlanmıştır.

13- Yapılan çalışmalara göre balık ve balık yağı tüketimi, ölüm ve kalp krizine yakalanma olasılığını azaltmaktadır.

14- Son yıllarda KVH beslenme tedavisinde bitkisel sterol ve stanollerin kullanımı artmaktadır. Tüm sebzeler bir miktar bitkisel sterol içermektedirler. Özellikle bitkisel yağlarda, yağlı tohumlarda, tahıllarda ve kuru baklagillerde bulunmaktadır. Stanollerin kan lipitleri üstündeki etkilerini inceleyen çalışmalarda, kolesterol seviyeleri yüksek olan kişilerde statin türevi ilaçlar kullanılmadan tek başına bitkisel stanoller kullanılarak kötü huylu kolesterol seviyelerinin yüzde 14 düştüğü bulunmuştur.

15- Özellikle kullanılan besin desteklerinin güvenilirliğinin çok iyi araştırılması ve kullanımlarının değerlendirilmesi gerekliliği üstünde duruldu. Çünkü bileşimindeki bitkiler reçeteli ilaçlarla etkileşime girebilmektedir. Bu nedenle isteğe bağlı olarak alınmamalıdır.

16- Hafıza destekleyici olan Ginkgo Biloba 55 yaş üstü bireylerde ve demans (unutkanlık) gelişmiş kişilerde, belirli dozlarda (160-240 mg) ve sekiz hafta kullanıldıktan sonra etkili olabilmektedir. Genç ve sağlıklı kişilerde ise hafıza gelişimine herhangi bir katkısı olmadığı kanıtlanmıştır.

17- Balık yağı; en ikna edici kanıta sahip besin desteğidir.

18- Yapılan bir çok araştırmada diyetle alınan posanın (yetişkinler için günde 25 - 35 gram, çocuklar ve adölesanlar için günde yaş + 5 gram) alınmasının; bağırsak fonksiyonlarını düzenlediğini, kan kolesterol düzeylerini düşürdüğünü, kan glikoz ve insülin düzeylerini dengeleyici etkileri olduğu görülmüştür.

19- Merdiven çıkmak ve futbol oynamak en çok enerji harcatan aktivitelerdir. 15 dakika merdiven çıkarak veya 30 - 35 dakika futbol oynayarak 150 kalori yakabilirsiniz.

20- Vücutta bulunan toplam yağ dokusu fiziksel aktivite seviyesiyle doğru orantılıdır. Bu nedenle haftada en az üç kez 45 - 50 dakika egzersiz yapılmalıdır.

Güneş gören yerlerinize parfüm sıkmayın


Güneş gören cilde sıkılan parfüm güneş lekelerine yol açıyor

Tenin güneş gören bölümüne parfüm sıkılması durumunda, vücutta istenmeyen lekelerin oluşabileceği belirtildi! Çukurova Üniversitesi Öğretim Görevlisi Zuhal Akbaba “Parfümü güneşin görmediği yerlere, elbise içine, üzerine veya saçlara, tene değmeden sıkın. Asla vücuda sürülen parfüm güneş ışığıyla temas etmemelidir. Cildin güneş gören yerine sıkılan parfüm, ciltte renk bozuklukları yapıyor. Çok sık karşılaştığımız bir durum. Bazı hanımlar kulak etrafında, boyun kısımlarında lekelenmeleri gösterip, 'Ben güneşten sakınıyorum ama bu lekeler neden oluyor?” diyor. Parfümü kullanırken hep kulak arkası ve boynumuza sıkarız. Güneş ışığı, gölge dahi olsa parfümün sıkıldığı cilt yüzeyini etkileyip leke bırakıyor."

ERKEKLERE DE UYARI VAR

Erkeklere de aynı uyarıyı yapan Zuhal Akbaba şöyle devam etti: “Kolonyada yüksek derecede alkol var. Tıraş kolonyası, tıraş losyonu kullanılıp güneşe çıkıldığında, güneş, alkolle birleşince yüzde leke oluşturuyor. Tıraş sonrası dışarıya çıkmadan önce mutlaka güneş kremi kullanın. Bunlar geriye dönüşü olmayan lekeler olabilir. Çok zor tedavi olurlar. Lazer gibi pahalı bir tedavi şekli veya kozmetiklerle uzun süren bir tedavi şekli gerektirir.”

Sigarayı bırak 8 bin YTL'yi kap!


Tütünle mücadele kapsamında sigarayı bırakma kampanyası düzenleyen Sağlık Bakanlığı sigaraya karşı ilginç bir kampanya başlattı. İşte 8 bin YTL'lik kampanyanın şartları

Sağlık Bakanlığı, tütünle mücadele kapsamında sigarayı bırakma kampanyası düzenliyor. 'Bırak kazan' kampanyasında 4 hafta boyunca sigara içmeyenler arasından yapılacak çekilişle bir kişi 8 bin YTL kazanacak. Katılabilmek için en az bir yıl sigara içmiş olmak gerekiyor. Son başvuru tarihi ise 30 Nisan. Sağlık Bakanlığı’nın web sitesinde yer alan bilgiye göre halk sağlığı açısından ciddi sonuçları olan sigara kullanımında Türkiye Avrupa Ülkeleri arasında üçüncü sırada, dünya ülkeleri arasında ise yedinci sırada yer alıyor. Türkiye genelinde 18 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yüzde 33.4’ünün sigara kullandığının ifade edildiği bilgide Türkiye’de yaklaşık 17 milyon kadar sigara içen kişinin olduğu ve her yıl 100 bin kişinin sigaraya bağlı nedenlerle yaşamını yitirdiği belirtiliyor. İşte bu kapsamda Sağlık Bakanlığı’nın düzenlediği ve iki yılda bir gerçekleşen ödüllü bırak kazan kampanyasının amacı bir bırakma günü belirleyerek sigarayı bırakma fikrini oluşturmak, bırakmak isteyenleri harekete geçirerek yardımcı olmak, sigaranın zararları ve sağlıklı yaşam konusundaki genel bilinçlenmeye katkı sağlamak. Sigarayı bırakma konusunda etkin yöntemlerden biri olarak gösterilen 'bırak-kazan' kampanyası bu yıl 1- 28 Mayıs tarihleri arasında düzenleniyor. Kampanyaya en az bir yıldır sigara içen ve 18 yaşını doldurmuş herkes katılabilecek. Kampanyaya katılanlar başvuru formlarını 30 Nisan’a kadar başvuru yerleri olarak belirtilen İl Sağlık Müdürlüklerine, Sağlık Grup Başkanlıklarına, Toplum Sağlığı Merkezlerine, Devlet Hastanelerine, Sağlık Ocaklarına, Aile Sağlığı Merkezlerine ve Sağlık Evlerine teslim edebilecekler.
4 HAFTA BOYUNCA SİGARA İÇMEYEN KAZANABİLECEK
Katılımcıların, 1–28 Mayıs tarihleri arasında 4 hafta süre ile sigara içmemeleri gerekiyor. Noter huzurunda gerçekleştirilecek çekilişle 1 asil, 10 yedek talihli belirlenecek. Kuradan hemen sonra ise kazanan kişiyle temasa geçilip kampanya koşullarını yerine getirip getirmediği teyit edilecek. Ve kazanan katılımcı hem sigarayı bırakmış olacak hem de 8 bin YTL ödülün de sahibi olacak.

Telefonu kulağınıza yapıştırmayın!


Uzmanlardan, cep telefonunun olumsuz etkilerine karşı önemli uyarılar: Telefon çalınca hemen açıp kulağınıza götürmeyin. Kulağınıza ya da yüzünüze yapıştırmayın!


Telekomünikasyon Kurumu elektromanyetik dalga yayan başta cep telefonu olmak üzere elektronik cihazları bir yıldır inceliyor. İnceleme sonunda Dünya Sağlık Örtgütü tarafından belirlenen AB standardı dışındaki cihazların ithalatına izin verilmiyor. Cep telefonlarının beyin üzerindeki etkilerinin de incelendiği laboratuarın yöneticisi ve Telekomünikasyon Kurumu Teknik Düzenleme ve Standardizasyon Daire Başkanı Ejder Oruç, cep telefonlarının insan üzerindeki olumsuz etkisinin en aza indirilmesi için tavsiyelerde bulundu. Vatandaşlara, cep telefonlarının kulağa ve yanağa temas ettirmeden, sağ kulağa en az 15 derecelik açı yapacak şekilde tutularak kullanılmasını tavsiye eden Oruç, "En iyisi telli kulaklıkla konuşmak. Bu şekilde etki yüzde 90 daha az olacaktır" dedi.
Yeni Şafak, Telekomünikasyon Kurumu tarafından 4,8 milyon euroya kurulan Piyasa Gözetimi Laboratuarı'na girdi. Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampusundaki Teknokent içerisine kurulan laboratuarın 3,6 milyon euroluk bölümü AB tarafından karşılandı.

BEYNE ETKİSİ İNCELENİYOR
Yaptıkları çalışmaları anlatan Oruç, özellikle cep telefonlarının beyin üzerindeki etkilerini inceleyen bölümde önemli uyarılarda bulundu. Laboratuarda kurulan sistemde insan beynine en yakın olan bir sıvı üzerinde analiz yapıldığını bildiren Oruç, "Cep telefonunu robota aynen konuşmadaki gibi yerleştiriyoruz. Baz istasyonu ile cep telefonu arasında konuşan bir telefon senaryosu uygulanıyor. O esnada robot 128 noktada tarama yapıyor. Her bir nokta üzerindeki elektromanyetik soğrulma miktarını ölçüyor” diye konuştu.

Vatandaş kendini güvende hissediyor

Telefonun hiç olumsuz etkisi yok demenin hata ve yanlış olacağını ifade eden Oruç, laboratuarda cep telefonlarının Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen AB standartlarında olup olmadığını incelediklerini vurguladı.

Neden Başım Dönüyor?


Vertigo birçoğumuza ünlü İngiliz yönetmen Alfred Hitchcock'un ünlü filmini çağrıştırır. Baş dönmesinin tıbbi adı olan bu kelime bazıları için film adı olmasının dışında anlam taşıyor. Gündelik hayatta kimimiz sürekli hafif şekilde, kimimiz ise çok şiddetli olarak bir denge problemi yaşarız. Yaşayanların çok iyi bildiği ve günlük aktivitelerini kabusa çevirebilecek kadar şiddetli olabilen bir rahatsızlık. Bazılarımız içinse daha hafif ama süreklilik göstererek sıkıntı oluşturan bir dert baş dönmesi. Baş dönmesini tıbbi açıdan ele alan Bosphorus International Kulak Burun Boğaz'dan Op.Dr. Fuat Güder baş dönmesinin kısaca bir denge problemi olduğunu söylüyor. "Çoğu zaman bu rahatsızlık iç kulağa bağlı bir problemden ortaya çıkar. Baş dönmesi şikayeti ile hekime başvuran hastalar genellikle çevrelerinin ve kendilerinin döndüğünü bazen bulantı olduğunu da ifade ederler". Araştırmalar baş dönmesinin doktora başvurmayı gerektiren şikayetler içinde ağrıdan sonra ikinci sırayı aldığını gösteriyor. Toplumun yüzde otuzunun baş dönmesine genetik olarak yatkın olduğu biliniyor. Baş dönmesi kadınlarda ve özellikle 30-50 yaşlarında daha sık görülüyor. Farklı tipleri bilinen baş dönmesi hastalardaki yaşam kalitesini ciddi olarak etkileyebiliyor. Denge sistemimiz vücudumuzdaki farklı merkezler tarafından kontrol edildiği için, baş dönmesinin nedenini saptamak her zaman çok kolay olmayabilir. Damar sistemindeki bozukluklar, iç kulağın hastalıkları, kafatasındaki yaralanmalar, virüs enfeksiyonları ya da allerjiler baş dönmesi meydana getirebiliyorlar. Baş dönmesini tetikleyen faktörler incelendiğinde hastaların yüzde yetmişinde stress hikayesine rastlanabiliyor. Uykusuzluk, ağır diet, yorgunluklar, gerilimler risk faktörleri arasında gösteriliyor. Op Dr Güder, baş dönmesi yaşayan hastaların nörologlara, KBB uzmanlarına ya da dahiliye uzmanlarına başvurabildiklerine, bir çok defa da bu dallara mensup hekimlerin işbirliğinin tanı ve tedavide şart olduğuna dikkat çekiyor. Güder "Biz KBB hekimleri olarak daha ziyade iç kulağı ilgilendiren baş dönmesiyle ilgileniyoruz. Merkezimizde hastalarımıza ayrıntılı testler yaparak nedeni ortaya çıkarıyor ve tedavisine başlıyoruz" diyor. Tedavide ilaçlar ve dinlenme öncelikli olarak yer buluyor. Bazen doktorunuz tarafından yaptırılan baş egzersizleriyle iyileşecek kadar basit, bazen de cerrahi tedavi gerektirebilecek kadar ağır seyredebiliyor. Uzmanlar baş dönmesi geçiren hastaların gıdalarına ve yaşam biçimlerine dikkat etmeleri gerektiğinin altını çiziyor. Stresin kontrol altında tutulması, uyku düzenine dikkat edilmesi öncelikli olanlar. Gıdalar söz konusu olduğunda ise, öğün atlamamaya, aşırı tuz kullanmamaya dikkat etmek, sigara, alkol ve biradan mümkün olduğunca uzak durmak gerekiyor. Çay, kafein, tatlandırıcılar, çikolata da şüpheli içecek-yiyecekler listesindeler. Baş dönmesinin bazen hayatı tehdit edebilen hastalıkların da habercisi olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu nedenle bu konuda en doğru yorumun konunun uzmanı olan hekimlerce yapılabileceğini bilmekte yarar var.

4 yaşından önce göz muayenesi şart


Erken yaşta tespit edilmeyen görme bozukluluklarının ileri yaşlarda tedavisi zorlaşıyor. 10 yaşına kadar tedavi edilmeyen görme bozuklukları sonucu gelişen göz tembelliğinin tedavisi ise mümkün olmayabiliyor.

Çocukların 4 yaşına gelmeden önce herhangi bir sorun olmasa bile mutlaka bir göz doktoru tarafından muayene edilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Fatih Balkan, okula başlamadan önce çocukları göz kontrolünden geçirmenin, göz problemlerine bağlı öğrenme güçlüğünü önleme açısından büyük önem taşıdığını söylüyor.

Doğduklarında ancak belirli oranlarda görebilen bebekler gözlerini kullandıkça görme potansiyelleri artıyor. İlk 9 yaş içinde görme sisteminin tam olarak geliştiğini ve daha sonra belirgin bir değişiklik olmadığını söyleyen Türk Böbrek Vakfı Hizmet Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Fatih Balkan, çocuklarda göz sağlığı ile ilgili olarak şu bilgileri veriyor:
EN ÇOK ŞAŞILIK GÖRÜLÜYOR
Çocuklarda en çok görülen göz bozuklukları; düzeltilmemiş kırma kusurları ve şaşılıktır. Kayan gözün görmeyi öğrenebilmesi için şaşılığın çocukken ve en erken yaşta gözlükle veya ameliyatla tedavi edilmesi gerekir. Şaşılık düzeltilse bile tembellik için kapatma tedavisi uygulanmalıdır.
GÖZ TEMBELLİĞİ TEDAVİSİ ERKEN YAPILMALIDIR
Belli bir numaranın üstündeki hipermetrop veya astigmatı olan bir göz, çocukluk çağında iyi ve net görmeyi öğrenemediği için tembel kalabilir. Ayrıca iki göz arasındaki numara farkı fazla olduğunda, daha yüksek numaralı olan göz tembel kalır. Göz tembelliği, tedavisi ancak 9-10 yaşına kadar mümkün olan önemli bir göz problemidir. Tembellik tedavisinde ne kadar geç kalınırsa sonuç o kadar başarısız olur. Bu yüzden, çocukların en geç 3-4 yaşında göz muayenesinden geçirilmeleri önerilir. Göz tembelliği tedavisinde iyi gören göz kapatılarak tembel gözün tek başına görmeyi öğrenmesi sağlanır.
ŞAŞILIK GÖZ TEMBELLİĞİNE NEDEN OLUR
Şaşılık, gözlerin paralel bakamaması durumudur. Gözlerin bir tanesi hedefe bakarken diğeri başka bir yere yönelmiştir. Şaşılık tek gözde ise şaşı göz az görür ve tembel kalır. Şaşı gözlerde derinlik hissi yoktur veya çok az gelişmiştir. Şaşılıklar; çocukluk çağı şaşılıkları, paralitik şaşılıklar (göz kasları felci) ve ikincil şaşılıklar olarak 3 ana sınıfa ayrılabilirler.Çocukluk şaşılıkların en sık rastlanılanları içe ve dışa şaşılıklardır. Bazen tek bazen çift taraflı olabilirler. İçe şaşılıklar genellikle hipermetrop gözlerde gözlenir. Bu şaşılıklar bazen sadece gözlük kullanımıyla düzelebilir. Gözlükle tam olarak düzelemeyen şaşılıkların ise ameliyatla düzeltilmeleri gerekir. Sürekli kayan göz az görür ve iyi görmeyi öğrenemez, tembel kalır.
DIŞA KAYAN GÖZLER MİYOP OLUR
Çocukluk çağında dışa kayan gözler çoğunlukla miyopturlar. Dışa kayma bazen gizli bazen aşikar olabilir. Bu tip şaşılıkta güneş ışığı gizli şaşılığı aşikar hale getirebilir. Çocuk, güneşte, dışa kayan gözünü tek taraflı kapatma eğilimindedir. Bazen tek bazen çift taraflı olabilirler. Tek taraflı dışa kaymalarda derinlik hissi azalmıştır. Tembellik de gelişebilir. Şaşılıkların en önemli sebeplerinden biri de göz kaslarına gelen sinirlerinin felcidir. Bu felçler bazen doğuştan bile mevcutken, bazen travma veya ateşli hastalıklar sonucu da ortaya çıkabilirler. Ayrıca gözün optik ortamında bir engel, ikincil şaşılığa (katarakt, kapak düşüklüğü vs) görmeyen gözün dışa-içe kaymasına neden olabilir.

GÖZLÜK, GÖZ NUMARASINI ETKİLEMEZ

Gözün numarası gözün kırıcılık değerinin sonucudur. Bu değeri korneanın eğimi ve gözün uzunluğu belirler. Gözün numarası herhangi bir alışkanlıkla değişmez. Yani gözlük kullanmak veya kullanmamak, yüksek ya da düşük numaralı gözlük kullanmak, çok veya az okumak, gözlerin numaralarını ne yükseltir, ne de azaltır.

Yılda en az bir kez jinekolojik muayene şart


Kadınlarda görülen kanserlerin yaklaşık yüzde 40-45’ini jinekolojik kanserler oluşturuyor. Jinekolojik kanserlerden korunmak için her yıl en az bir kere muayene olunması ve gerekli taramalar tamamlanarak uzman hekim tarafından incelenmesi gerekiyor.


Fatih Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nilgün Turhan, günümüzde kadınlarda görülen jinekolojik kanserlerin giderek artış gösterdiğini söyledi.

Jinekolojik kanserlerin tek bir nedene bağlı olarak gelişmediğini ifade eden Prof. Dr. Nilgün Turhan, kansere neden olan risk faktörlerinin bilinmesinin, tedavide ve korunmada hayati önem taşıdığını anlattı.Turhan, sigara kullanımının diğer kanser türlerinde olduğu gibi jinekolojik kanser türleri için de çok önemli bir risk faktörü olduğunu vurgulayarak, cinsel yolla bulaşan hastalıkların, erken yaşta cinsel ilişki, kocası çok eşli kadınlar ve genellikle düşük sosyo ekonomik durumdaki kadınlar arasında yaygın görüldüğünü söyledi.
“EN FAZLA YUMURTALIK KANSERİ ÖLÜME YOL AÇIYOR”
En sık rastlanan jinekolojik kanser türünün, rahim ağzından kaynaklanan ve halk arasında rahim ağzı kanseri olarak adlandırılan “serviks” kanseri olduğunu belirten Turhan, rahim ağzı kanserinin dünya genelinde meme kanserinden sonra kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu kaydetti. Turhan, bu kanser türünün, PAP smear tarama testi ile çok erken dönemde tanımlanabildiğine işaret ederek, “ABD’de 2003’te 12 bin 200 yeni vaka teşhis edildi ve yine aynı yıl 4 bin 100 kadın bu hastalıktan dolayı yaşamını yitirdi. ABD’de 100 binde 8.7 kadında rahim ağzı kanseri teşhis edilirken Haiti’de bu oran 100 binde 94 kadına kadar çıkıyor” dedi.İkinci sırayı rahmin iç tabakasından kaynaklanan ve halk arasında rahim kanseri olarak bilinen “Endometrium” kanserinin aldığını anlatan Turhan, modern toplumlarda rahim kanserinin sıklığının giderek arttığına ancak ölüm oranının oldukça düşük olduğuna dikkati çekti. Turhan, “Çünkü modern gelişmiş toplumlarda bu hastalık erken yakalanabiliyor ve iyi tedavi ediliyor. 2003’te ABD’de 40 bin 100 rahim kanseri vakası teşhis edildi ve bu hastalıktan dolayı sadece 6 bin 800 kadın yaşamını yitirdi” diye konuştu.Yumurtalıklardan kaynaklanan ve “over” kanseri olarak adlandırılan yumurtalık kanserlerinin ise jinekolojik kanserler içinde en fazla ölüme yol açan kanser türü olduğunu belirten Turhan, 40 yaşın üzerindeki kadınların yüzde 12’sinde over kanserinin teşhis edildiğini, tüm kadınların yüzde 5’inde bu kansere rastlandığını söyledi. Turhan, “ABD’de 2003’te 25 bin 400 vaka teşhis edildi ve yine aynı hastalıktan 14 bin 500 kadın yaşamını yitirdi. Yumurtalık kanserinde tanı sonrası ortalama yaşam süresi yüzde 35’dir” dedi.Rahim iç yüzü kanserinde şişmanlık, diyabet öyküsü, geç menopoz yaşı, kısırlık ve progesteron olmaksızın tek başına östrojen kullanımının risk faktörü olduğunu anlatan Turhan, yumurtalık kanserinde ise belirgin bir neden saptanamadığını, ancak yaş, ailesel faktörler ve yüksek hayvansal yağ içeren beslenme gibi çevresel ve genetik faktörlerin etkili olduğunu kaydetti.Turhan, vulva ve tüplerden kaynaklanan kanserlere az rastlandığını, başarılı tedavi yanıtının alındığı bu grup kanserlerin çok fazla hayati tehlike taşımadığını söyledi.BELİRTİLERE DİKKATJinekolojik kanserlerin belirtilerinin farklılık gösterdiğini dile getiren Turhan, rahim ağzı kanserinde cinsel ilişki sonrasında lekelenme tarzında vajinal kanama, adet miktarında ya da süresinde artış, kahverengi vajinal akıntı şeklinde belirtiler olabileceğini söyledi. Turhan, ileri evrelerde bel ve kasık ağrısı, idrar yapmada güçlük ya da bacak ödeminin de görülebileceğini kaydetti.Rahim kanserinin, erken bulgu veren bir kanser türü olduğunu ifade eden Turhan, menopoz öncesi ya da menopoz döneminde anormal kanamalarla belirti verdiğini söyledi.Turhan, yumurtalık kanserinin ise geç bulgu verdiğini ve bulguların kendine özgü olmadığını belirterek, “Karın şişliği, ağrı, hazımsızlık, karın çevresinde artış, anormal vajinal kanama, en sık görülen belirtilerdir” dedi. Yumurtalık kanserinin geç bulgu vermesinin, yumurtalık kanseri hastalarının yüzde 70’ine geç evrede tanı konmasına neden olduğunu dile getiren Turhan, vulva kanserinin en sık bulgularının ise kronik kaşıntı, vulvada ele gelen kitle, ağrı, kanama ve ülserler olduğunu söyledi.NASIL KORUNURUZ?Jinekolojik kanserlerin nedenleri çok farklı olduğu için korunmada da birçok faktörün dikkate alınması gerektiğini belirten Turhan, rahim ağzı kanserinden korunmak için cinsel yolla bulaşan hastalıklardan özellikle HPV enfeksiyonundan korunmanın ön plana çıktığını kaydetti.Turhan, bir kadının yaşam boyu genital HPV enfeksiyon geçirme riskinin yüzde 80 olduğunu, bu enfeksiyonların çoğu kendiliğinden iyileşse de “HPV virüsünün rahim ağzı kanserinden yüzde 99.7 oranında sorumlu” olduğunu bildirdi.9-45 yaşları arasında yapılan HPV aşısının rahim ağzı kanserini yüzde 75 oranında önlediğini belirten Turhan, “Her yıl 300 bin kadının ölümüne sebep olan rahim ağzı kanserine karşı aşı ve PAP smear testi ile düzenli takipler yapılmalı” dedi.Turhan, üreme çağında doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda, rahim ve yumurtalık kanserlerinin görülme oranlarının belirgin oranda azaldığının tespit edildiğini ifade ederek, şu önerilerde bulundu:” Sigara kullanılmamalı. Aşırı kilo alımı engellenmeli, tek başına östrojen alınmamalı ve kanserleşme riski taşıyan rahim hastalıkları uygun tedavi edilmeli. Yumurtalık kanserinde doğum kontrol hapları kullanılabilir ve ailede yumurtalık kanseri varlığında koruyucu girişimler önerilebilir. Yılda en az bir kez jinekolojik açıdan muayene olmalı ve tarama testleri yaptırılmalı.”